<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sendikalar ve Sendikal Haberler &#187; Sendikal Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.sendikal.net/category/sendikal-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sendikal.net</link>
	<description>Ülkemizde Sendikacılık</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 11:50:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
		<item>
		<title>EMPATİ</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/empati/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/empati/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2010 16:42:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12794</guid>
		<description><![CDATA[Empati diyorlar hani, kendinizi karşınızdakinin yerine koyup ne yaşadığını, ne hissettiğini anlamaya çalışırsınız. Hayal edelim şimdi:
Orta sınıf bir ailenin ortalamanın üzerinde başarılı bir çocuğu olarak eğitim fakültesini kazandınız. Yüzdelik sıralamada ilk onlardasınız yani. Döktüğünüz ter, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Empati diyorlar hani, kendinizi karşınızdakinin yerine koyup ne yaşadığını, ne hissettiğini anlamaya çalışırsınız. Hayal edelim şimdi:<span id="more-12794"></span></p>
<p>Orta sınıf bir ailenin ortalamanın üzerinde başarılı bir çocuğu olarak eğitim fakültesini kazandınız. Yüzdelik sıralamada ilk onlardasınız yani. Döktüğünüz ter, ödenen dershane paraları helal oldu size, fakülteye kayıt oldunuz. Harç, yurt, yeme, içme, kitap, ulaşım maliyetleri için binlerce lira daha ödedi aileniz. Çocuğu öğretmen olacak sonuçta.</p>
<p>Alan ve meslek dersleri aldınız, okullarda staj yaptınız, bitirme tezi yazdınız ve mezun oldunuz. Diplomanız size “öğretmen” olduğunuzu söylemekte. Oysa değilsiniz. KPSS denen engel dikilir karşınıza. Beden eğitimi, İngilizce ya da müzik öğretmenliğini birincilikle bitirmiş olsanız da fark etmez. Tapu kadastrocu ya da ebe olmak isteyenle aynı soruların sorulduğu, alanınızla ilgisiz bir konular üzerinden yüz binlerle yarışmanız gerekiyor. Haydi yine dershaneye.</p>
<p>Kahrolası barajı aştınız diyelim, bakalım sizden kaç kişiyi alacaklar. Yalnız sizinle aynı sınıftan aynı yılda mezun olan 50 kişi varken yıllardır atama bekleyen on binler arasından 2 ya da 20 kişi alınacaktır. Boynunuz bükülür, kadroyu geçer sözleşmeye bile razı olursunuz. İl, ilçe, bucak, mecra demeden tercih yaparsınız. Kendinizi mevsimlik ve ikinci sınıf hissettirecek, öğrencilerin gözündeki statünüzü “nöbetçi” düzeyine indirecek bir statüye razı olursunuz.</p>
<p>Sözleşmeli olarak atandıysanız yolluk alamazsınız, yine ailenize borçlanırsınız. Zaten maaşınız da zamanında yatmayacak, ek dersinizden SSK kesintisi yapılacaktır. Amirinizin iki dudağı arasındaki sözleşmeniz her türlü angarya ve eziyeti sineye çektirir. Eş durumu ve diğer özürlerle tayin hakkı da tanınmaz size. İhtiyaç olduğu sürece çakılısınızdır. Ne evlenebilir, ne de ailenize kavuşabilirsiniz. On yıl da çalışsanız yükselemezsiniz, stajyerliğe bile sayılmaz hizmetiniz. Kredi başvurularınız bile onaylanmaz bu “geçici ayıp” yüzünden. Eş, çocuk, doğum, evlilik yardımları da yoktur.  Yoksunuz, hiçsiniz yani.</p>
<p>30 günden fazla rapor almanızı gerektiren bir kaza geçirseniz kolunuz bacağınız alçılı derse girersiniz. Kanser olan meslektaşlarınızın bile gözünün yaşına bakılmadan sözleşmeleri feshedilmiştir çünkü.</p>
<p>Bu size nasıl hissettirdi kendinizi? Sizi ve ailenizi sınavdan sınava, masraftan masrafa sürükleyen öğretmen olma hayali size bir meslek değil, bir utanç ve usanç olarak dönse ne hissedersiniz? İşte biz öyle hissediyoruz.</p>
<p>Aynı sınıfları, aynı teneffüsü paylaştığım sözleşmeli meslektaşlarımın gözlerine bakınca kahrolmaktayım. Bir tanesi “öğrencilerim bilmesin istiyorum” demişti. Sanki bu ayıbın sahibi kendisiymiş gibi. Veliler de öğretmen seçiyor bugün, çünkü amele pazarına düştü onurumuz ne yazık ki. Bakanımızı bu zulme son vermesi için defalarca göreve çağırdık, bu defa empati yapmaya çağırıyoruz. Sistemin ve onu kurgulayanların ayıbı boynumuzu bükmesin artık.</p>
<p>Cansel Güven</p>
<p>Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı</p>
<div class="shr-publisher-12794"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/empati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zenginlerin “ Cumhuriyeti” İslami kimliğiyle 100.Yaşına İlerlerken!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/zenginlerin-%e2%80%9c-cumhuriyeti%e2%80%9d-islami-kimligiyle-100-yasina-ilerlerken/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/zenginlerin-%e2%80%9c-cumhuriyeti%e2%80%9d-islami-kimligiyle-100-yasina-ilerlerken/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 12:06:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12727</guid>
		<description><![CDATA[Referandumun patırtısı ardından dinsel  cephenin yükseliş trendi devlet üzerinde elde edilen yeni mevzilerin pekiştirileceği ve bunlara yenilerinin ekleneceği ön görülebilendi!. Nitekim kısa bir süre içerisinde AKP iktidarı üst üste bu yönde adımlar atmaya başladı.
Devletin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Referandumun patırtısı ardından dinsel  cephenin yükseliş trendi devlet üzerinde elde edilen yeni mevzilerin pekiştirileceği ve bunlara yenilerinin ekleneceği ön görülebilendi!. Nitekim kısa bir süre içerisinde AKP iktidarı üst üste<span id="more-12727"></span> bu yönde adımlar atmaya başladı.</p>
<p>Devletin gizli ama gerçek anayasası olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi son yapılan MGK toplantısında “kırmızı çizgilerini”, “iç tehdit” algılamasını değiştirdiğini ve yeni durumu hükümete tavsiye edeceğini açıkladı bile.. Anayasa değişikliği ile açılan yoldan esasa ilişkin adımları atma zamanı gelmişti. MGSB’(Milli Güvenlik Siyaset Belgesi) deki bu değişiklik, düzen güçleri arasındaki güç ve iktidar ilişkilerinde yeni dengeleri tescil ve ilan etmek anlamına geliyor. Bu nedenle bu sembolik ancak politik değeri yüksek bir adımdır.<br />
Fakat AKP iktidarının asıl önemli hedefi yüksek yargının amacına uygun biçimde düzenlenmesi ve denetim altına alınmasıydı. Anayasa değişiklik paketinin en önemli başlığını da bu kapsamdaki düzenlemeler oluşturuyordu. Geçtiğimiz günlerde bu süreç de büyük ölçüde tamamlanmış olduğunu hep beraber tanık olduk. Mevcut HSYK üyeleri “gördükleri lüzum üzere”  istifa edip, her açıdan tartışmalı seçimlerle yerlerine blok olarak AKP’nin istediği isimlerin geçmesine yardımcı oldular. Bu taktiksel saldırıyla  AKP yargıyı da büyük ölçüde iktidarının sağlam bir kalesi olarak eline geçirmiş oldu.<br />
Bu adımı türban konusunda atılan adımlar izledi. Zaten referandumun hemen ardından türban konusu CHP’nin de katkısıyla gündeme getirilmiş ve üniversiteler cephesinde YÖK üzerinden birtakım fiili adımlar atılmıştı. Fakat HSYK seçimlerinin ardından konu artık üniversiteleri aşan bir kapsamda, “kamusal alan” kavramı altında, devletin içerisine taşınması yönüyle ele alınmaya başlandı. Bu doğrultuda en çarpıcı adım ise Çankaya’da atıldı. Gül’ün türbanlı eşi ilk kez resmi bir törende askeri birlikleri selamladı. Böylece, zenginlerin cumhuriyetinin siyasi “eksen” değişiminde önemli bir mesafe alındığı, giderek “İslamcı” bir kimliğe büründüğü tescillenmiş oldu.<br />
“Devlete laik bir kimlik vermeye çalışırken” dini devlet içerisinde kurumsallaştırmak ve bizzat toplum içerisinde örgütlemek kuşkusuz cumhuriyetin kurucu iradesinin bir çelişkisiydi. Özellikle 12 Eylül sonrasında dinsel gericiliği sol muhalefete karşı bir dalgakıran olarak kullanma politikası bu çelişkiyi daha da derinleştirdi. ABD’nin “ılımlı İslam” projesi çerçevesinde önü açılan dinsellik bundan en iyi bir biçimde yararlandı. Devlete hakim büyük zenginler karşısında ortaya çıkan “rakip” yeni sermayedar kesim bu çelişkiyi devlete ve topluma hakim olmanın bir olanağı haline getirdi. Devlet iktidarını elinde tutan geleneksel büyük sermaye tarafından toplumu yönetmenin bir aracı olarak kullanılan dinsellik, iktidarı isteyen bu yeni sermayedar kesimlerin elinde toplumu da arkasına alarak, devlet üzerindeki güç ve etkinliklerini artırmanın, giderek “egemen” olmanın bir aracı haline getirildi.<br />
Bildik büyük sermayedarlar ve yıllarca onun adına ülkeyi yöneten asker ve sivil bürokratlar, ezilen milyonları yönetme yeteneklerini yitirdikleri ölçüde, bu yeni dinci sermayedar akıma sırtlarını dönememişler, onu kontrol altında tutup terbiye ederek kullanmanın yollarını aramışlardı.(Bence 28 Şubat operasyonu ve RP’den AKP’nin çıkarılması bu çerçevedeki müdahalelerin ürünüdür. )<br />
Fakat sorun sadece bu dinsel siyasal hareketin güçlenmesi değil, iktidarı ele geçirmek isteyen bir yeni tekelci zengin kesimin gücüne uygun bir egemenlik arayışıdır. Bu nedenle bu terbiye operasyonları dinsel siyasi ve  sermaye güçlerinin yükselişini önleyememiş, aksine onların yolunu daha da düzlemiştir.<br />
Öte yandan, sistemin “yönetememe krizi” zenginlerin en acil ihtiyacını “istikrar” olarak şekillendirmişti. 28 Şubat operasyonunun ardından zenginlerin siyaset sahnesi düzenlenmiş, fakat ardından tüm koalisyon ortakları 2002 seçimlerinde siyaset sahnesinden çekilme gerçekliğini yaşamışlardı. AKP tek başına hükümet kuracak siyasal üstünlüğe bu gerçeklik üzerinden  ulaşmıştı. Tüm alternatif yaratma çabalarına karşın, büyük zenginlerin ihtiyaç duyduğu “istikrar”ı AKP’den başka sağlayabilecek bir parti yoktu!  Ve hala da yok. Bu nedenle, tüm risklere karşın AKP’nin önü kesilmemiş, ona ve siyasi söylemine entegrasyon yolu tutulmuştur.<br />
Büyük sermaye gurupları bu hesaplarında yanılmamıştır da. AKP dayandığı sermaye kesimini kayırsa da,  geleneksel büyük zenginlerin  çıkar ve ihtiyaçlarına da fazlasıyla yanıt vermiştir. Bir taraftan Çalıklar palazlandırılırken, öte yandan Koçlara özelleştirme yağmasından büyük paylar verilmiştir. MÜSİAD palazlandırılırken, TÜSİAD zenginlerinin özelliklede önde gelenlerinin bu dönemde belirgin bir büyüme yaşamış, bazıları varlıklarını ve karlarını birkaç kat katlamışlardır.<br />
Ancak son sekiz yılda  hem bir iktidar gücü olarak AKP devlet içerisindeki konumunu pekiştirmiş, yeni mevziler kazanmış, hem de arkasındaki zengin kesimler önemli bir gelişme düzeyine ulaşmışlardır. Sonuçta tümüyle burjuva sınıf çıkarları için kullanılan AKP, bir noktadan sonra artık üzerinde geleneksel sermaye tarafından denetim kurulamaz bir güç haline gelmiştir. Bu bakımdan önemli eşiklerden biri son Cumhurbaşkanlığı seçimleriydi. En önemli hamle ise Ergenekon kodlu operasyonlar ile ordunun ve “ulusalcı” muhalefetin etkisizleştirilmesi oldu. Son gelişmelerle birlikte de zenginlerin cumhuriyeti giderek “İslam cumhuriyeti” kisvesine bürünmeye ve bu doğrultuda atılan adımların birbirini izlemesinde her hangi bir engel kalmadığı gözlenmektedir!<br />
Dinci siyaset cephesinin egemen iktidar gücü olması ve devlete yeni bir kimlik kazandırması karşısında büyük sermayenin geleneksel kesimleri rahatsız olmakla birlikte, başka seçenekleri olmadığı ölçüde, daha çok ekonomik bakımdan koparacaklarının hesabıyla hareket etmektedirler ve bence en önemlisi dinin toplumun yönetiminde etkili bir biçimde kullanılmasından da memnuniyet duymaktadırlar.<br />
Zenginlerin cumhuriyetinin kurucu partisi olmakla övünen CHP ise artık laiklik vb. retoriğini bir yana bırakarak, “fren” görevinden de vaz geçerek AKP karşısında bir siyasal alternatif haline gelebilmek için manevralar yapmakta, türbanı bile kendi yönünden istismar etmeye çalışmaktadır.<br />
Biz emekçiler için asıl sorun, basitçe zenginlerin cumhuriyetinin “İslami” bir kimliğe bürünmesi değil, dinsel siyasetin toplumun tümü üzerinde tahakküm kurmasıdır. Din zenginlerin cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana biz emekçileri düzene bağlamak üzere sistematik biçimde kullanılmıştır. Fakat yeni dönemde bunun yaratacağı sonuçlar çok daha ağır olacaktır. Kapitalist düzenin derinleşen krizinin her geçen gün daha fazla umutsuzluğa ve çaresizliğe ittiği daha geniş emekçi yığınlar, devlet aygıtının en derinlerinde etkin bir konum kazanmış olan AKP iktidarının  kazanılmış haklarımıza çok daha etkili bir biçimde  saldıracağını bilmelidir.<br />
Dolayısıyla, dinci siyasi cephesinin toplum çapında yaygınlaştırmaya çalıştığı bu” modernize edilmiş ortaçağ karanlığına” karşı etkin bir mücadele büyük bir önem taşımaktadır ve günün en temel görevlerinden biridir. Bu mücadele ancak  sınıf sendikal mücadelenin geliştirilmesi, emekçi yığınlar içindeki çaresizlik ve umutsuzluk duygusunun eylemli bir mücadele süreci içinde adım,adım aşılması ve böylece dinsel siyasetin beslendiği zeminin temelden kurutulmasıyla başarıya ulaşabileceğimiz unutulmamalıdır.<br />
Göksel Rıza ÖZKAN<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı<br />
KESK Niğde Dönem Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-12727"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/zenginlerin-%e2%80%9c-cumhuriyeti%e2%80%9d-islami-kimligiyle-100-yasina-ilerlerken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmenlikte şükür Dönemi ve Kralın Soytarıları</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/ogretmenlikte-sukur-donemi-ve-kralin-soytarilari/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/ogretmenlikte-sukur-donemi-ve-kralin-soytarilari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2010 14:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12623</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’deki öğretmenler örgütlenerek hak aramaya yasal mevzuatı beklemeksizin başlamışlardır. Birlik ve derneklerden sendikaya geçiş sancılı olmuş, büyük bedeller ödenmiş ancak grevli toplu sözleşme hakkı halen alınamamıştır.
Olağan evrimini tamamlayamamış kamu sendikacılığı olağan dışı bir gerileme içine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’deki öğretmenler örgütlenerek hak aramaya yasal mevzuatı beklemeksizin başlamışlardır. Birlik ve derneklerden sendikaya geçiş sancılı olmuş, büyük bedeller ödenmiş ancak grevli toplu sözleşme hakkı halen<span id="more-12623"></span> alınamamıştır.</p>
<p>Olağan evrimini tamamlayamamış kamu sendikacılığı olağan dışı bir gerileme içine girdi. İş kolundaki sorunlar yerine siyasete taraf olunması buzdağının görünen kısmı. Çoğu eğitimcinin farkına varamadığı, sendikaların da görmezden geldiği şey, temsil edilecek olan kitlenin nitel olarak değiştiğidir.</p>
<p>Sendikaların kendi hedef kitlesi üzerine nesnel ve eleştirel yaklaşmasına ülkemizde pek rastlayamıyoruz, neredeyse eşyanın tabiatına aykırıdır.  Tabana yönelik anketlerde genellikle ekonomik durum ve özlük haklara yönelik ölçme araçları tercih edilir. “kendinizi yeterli buluyor musunuz” ya da “psikolojik olarak kendinizi nasıl tanımlarsınız” benzeri soruların yanıtlarından korkulur. Bu soruları özlükle ilgili konularla birlikte sorma cesareti olan bir sendikanın yöneticisi olarak söyleyebilirim ki; öğretmenlerin genel psikolojisi kendi nitelikleri üzerinde durup düşünemeyecek kadar bozulmuş durumdadır. Çözülmeden çoğalan sorunlar insan algısını, beklentilerini ve tercihlerini belirler. Ne yazık ki bugünkü tercihlerimiz de yarın karşılaşacağımız manzarayı belirliyor.</p>
<p>Artık idealizmin doruğundayken, mezun olur olmaz tüm donanımını öğrencilerine aktarmaktan gayrı bir kaygı taşımayan öğretmenlerimiz yok. Onlar şimdi KPSS için dershane aramaktalar. Öğretmen adayları daha üniversitedeyken başlarına gelecek kıyım malum olduğu için alan dersleri ve hatta uygulama eğitimleri geçiştirilmektedir. Hem üniversite hocalarının hem de öğretmen adayının kafasında diploma sonrası yapılacak alan dışı seçme sınavı olduğundan o ana kadarki hayati dönem ıskalanmaktadır. Öğretmen seçme-yerleştirme politikaları öğretmen niteliğindeki deformasyonun nedenidir. Mesleki donanımı ve öğretmenlik nosyonuna sahip olup olmadığı taraflarca sorgulanmadan “mezunların hakkından KPSS gelir mantığı” yerleşmiş durumdadır. Oysa, öğretmen yetiştiren kurumların niteliği bizim eğitime dair tüm sorunları çözmeye başlayacağımız noktadır.</p>
<p>Süreç içinde tamamen edilgen olan öğretmen adayı sözleşmeli de olsa öğretmen olduğunda geçici bir tatmin yaşayabilir. Bu rahatlamanın kaynağı ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmenin varlığıdır. Çok kısa bir sürede tedavi olma, aile kurma hakkı dahil tüm insani ve mesleki ihtiyaçların kadrolulardan eksik olduğunu fark eden sözleşmeli öğretmen, şükürle öfke arasında arafta kalır. Bu dönemde sözleşmesinin iptali endişesi ya da rahat ettirilmesi rüşvetiyle bazı sendikalara yönlendirilirler. Sözleşme ayıbının sahibiyle hareket eden yandaş yapılara üye olarak hak kazanmayı beklemek tekeden süt sağmaya benzer. Bu günkü sendikal yetki manzarasına bakınca sistemin kendi kurbanın kanıyla beslendiği görülecektir. Oysa, kralın soytarılarını ayıplarıyla ve krallarıyla baş başa bırakmanın vakti çoktan gelmiştir.</p>
<p>Sözleşmeliyken kadroya geçebilen şanslı azınlık, ilk önce o dönemdeki hizmetine rağmen stajyer sayılmanın şokunu yaşar. Bazılarının, yeni pozisyona alışmaya çalışırken sözleşmeli öğretmenlere duyarsızlaştığı görülür. Artık kadroya sahip olduğu için yer değiştirebilmenin, idareci olabilmenin koşullarını öğrenmesi gerekir. Kadrolu öğretmen ücretsiz tuttuğu nöbetten, ek ders ücretinden, maaşından şikayet edecek olsa aklına ayda 400 Liraya çalışan ücretli öğretmenler gelir. Tayin isteyecek olur, yıllardır eşinden ayrı çalışan sözleşmelilerle kıyaslanır. Yöneticiliği engellenir, “en azından kadrolusun” derler. İlaç ve tedavi ücretleri belini büker, iş aktinin feshedilmediği ile avunur…</p>
<p>KPSS, ücretli veya sözleşmeli kölelik icat edilirken hesaplanmış mıydı bilmem ama bu garabetlerin bedelini toplamda kadrolu öğretmenlere ödettiler. Skalada tepeye yerleşmiş gibi duran en kalabalık öğretmen grubu, alt basamaklara itilmiş olanlar emsal gösterilerek kanaatkar olmaya zorlanıyor. Her türlü sorun tıpkı her bir öğretmen gibi özel ve önemliyken sürekli erteleniyor. Genel istihdam politikaları ışığında bakanlığın kadroluya yaklaşımı “dua et sözleşmeli değilsin”, sözleşmeliye çaldığı türkü “şükret atandın” şeklinde. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek tam da bu işte.</p>
<p>Bizi birbirimize emsal göstererek temel haklarımızı tırpanlayanlara karşı yapılacak tek şey var; atanamayanı, ücretlisi, sözleşmeli ve kadrolusu tüm öğretmenlerin örgütlenerek hak araması. Sonuçta zaman ya da şans bizi bir üst kamaraya taşısa da hepimiz aynı gemideyiz ve bu gemi fena halde su alıyor.</p>
<p>Cansel Güven</p>
<p>Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı</p>
<div class="shr-publisher-12623"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/ogretmenlikte-sukur-donemi-ve-kralin-soytarilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SONBAHAR VE SINIF SENDİKAL MÜCDELENİN GEREKLERİ!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sonbahar-ve-sinif-sendikal-mucdelenin-gerekleri/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sonbahar-ve-sinif-sendikal-mucdelenin-gerekleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2010 14:18:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12613</guid>
		<description><![CDATA[İçinden geçtiğimiz sonbahar, mücadelenin farklı yönlerden ısınmakta olduğu bir döneme işaret ediyor. Isınma, toplumsal gerilimlerin yeni boyutlar kazanmasından ve ileri temas noktalarında giderek çatışmaya dönüşmesinden ileri geliyor.
Elbette bu yeni bir olgu değildir, genel olarak işçi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçinden geçtiğimiz sonbahar, mücadelenin farklı yönlerden ısınmakta olduğu bir döneme işaret ediyor. Isınma, toplumsal gerilimlerin yeni boyutlar kazanmasından ve ileri temas noktalarında giderek çatışmaya dönüşmesinden ileri<span id="more-12613"></span> geliyor.</p>
<p>Elbette bu yeni bir olgu değildir, genel olarak işçi sınıfı ve emekçi yığınlarının düzene karşı alttan alta biriken öfke ve hoşnutsuzluğunun ileri bir düzeye geçmesi birikimidir. Düzenin iç sıkıntıları ve arayışlarıyla birlikte bu gerilim bir yandan istismar edilmekte, fakat genel olarak egemen güçler payına hep bir korku ve kaygı nedeni olmayı sürdürmektedir. Uzun dönemdir böyle seyreden toplumsal-siyasal atmosfer bugün bu yönde bir ısınmanın eşiğindedir. Uç çatışma noktalarında çıkan kıvılcımlar ve alttan alta biriken dinamikler, ısınmanın büyük bir sosyal enerjiye dönüşme ihtimalini güçlendirmektedir. Halihazırda bu açıdan bir ayrışma ve saflaşma süreci henüz belirgin bir tablo ortaya çıkarmasa da, gelişmelerin bu yönde olduğu söylenebilir. Mevcut siyasal-toplumsal manzaraya daha yakından bakarak bu gelişmeleri ortaya koymaya çalış ayım.<br />
Öncelikle, bir süredir gündemin baş sırasında bulunan Kürt sorunu cephesinden yaşanan gelişmeler dikkat çekmektedir.Ama hızla gündem değiştirilerek “türban,baş örtüsü” eksenine getirilerek ekmek derdi unutturulmak istenmiştir. Zira düzenin “Kürt açılımı”nın BDP nin tasfiye süreci olduğu artık daha net biçimde görülmeye başlanmıştır. Doğal olarak bu durum Kürt insanı içerisinde büyük bir hayal kırıklığına yol açmış, Aynı zamanda derin bir sosyal hoşnutsuzluk zemini üzerinde de yaşanan bu hayal kırıklığı emekçiler nazlın de Kürt olsun Türk olsun ekonomik yaşamlarında bir değişiklik getirmeyeceği, sömürünün emekleri üzerinde daha da arsızca devam edeceğini göstermiştir.<br />
Bu, AKP iktidarının ülkemiz emekçi yığınlarını düzene bağlama hesaplarını boşa çıkaracak bir dinamiktir. Bunun için de hükümet çevrelerinde büyük bir panik gözlenmektedir. (Kızılcahamam toplantısı ardından parlamento da ki siyasi partilerle gurup başkanlığı düzeyinde temas kurma vb.).<br />
Bir diğer önemli gelişme ise Aleviler cephesinde yaşanmaktadır. Birkaç yıldır kendisini kitlesel eylemlerle gösteren örgütlü demokratik Alevi inisiyatifi “din dersleri zorunlu olmaktan çıkartılsın” eylem ve etkinlikleriyle öne çıkıp AKP hükümetinin sözde  “alevi” açılım siyasetini boşa çıkartmış olması egemenlerin siyaset kulvarını daraltmıştır.<br />
Diğer bir dikkat çekici gelişme ise kamu emekçileri alanında yaşandı.Kırıntı artışlar “gözü tok” olan milyonlarca kamu emekçisi KESK dahil tüm memur konfederasyonlarını içerden sorgulamaya başladı!<br />
Emekçi sınıf cephesindeki bu yoğun sosyal öfkenin boyutları ise, tüm örgütsüzlüğüne ve en ilerici görünen sendikalarda dahi yaşanan çürümeye karşın sürekliliğini koruyan yerel direnişlerden görülebilir.(Tek Gıda İş İstanbul direnişinde olduğu gibi)<br />
Sınıf sendikacılığı cephesinden önemli olan, bu öfkeyi toparlayacak mücadele merkezlerini örebilmektir. Gelişmekte olan toplumsal mücadele dinamiklerinin geleceği de bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır.Sınıf sendikal kadroların son dönemde bu doğrultuda attıkları adımlar önemli olmakla birlikte kuşkusuz tek başına yetersizdir. Sınıf hareketindeki ileri ve öncü birikimlerin ileriye dönük atacakları adımlarla birlikte sınıf hareketinde önümüzdeki dönem yaşanacak ileri çıkışlar, bu alanda bir sınıf sendikal bir çıkışa zemin hazırlayabilir. Bu konuyu yeniden irdelemek üzere, güncel gelişmelerin siyasal alandaki yansımalarına değinmek istiyorum.<br />
Tüm bu gelişmeler, siyasal planda bir takım liberal sol girişimleri de cesaretlendirmiş görünüyordu. AKP nin YÖK başkanı ve HSYK seçimleri üzerinden yürüttüğü ve referandum sonuçlarından aldığı psikolojik cesaret üzerinden verdiği net mesajlar bu çevreleri basiretsizliğe veya “öldük bittik,tükendik” pozisyonuna itelemiştir. Zira bu yeni dalga, esas olarak liberal solu  tıkanma ve hızla kendine yedeklemeyi olgunlaştırılmaya çalışılan yeni bir taktiksel güç odağıdır. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemin liberal sol hareketinin şekillenmesinde  önemli bir etkendir.<br />
Bu noktada sınıf sendikal güçlere önemli görevler düşmektedir. Kitlelerin sosyal-siyasal mücadele dinamizmini artırıcı bir temelde örgütlemek bu görevin ana eksenidir. Bu, yüzünü emekçi kitlelerin demokratik ve sosyal mücadelelerine çevirerek etkili ve güçlü müdahaleleri gerektirmektedir<br />
Son olarak belirtmem gerekir ki, ezilen yığınların giderek kendisini daha da artan oranda ortaya koyan mücadele dinamiklerini sınıf sendikal bilincimiz  doğrultusunda geliştirmek ve siyasal planda çekim gücü oluşturacak bir çıkışı yakalamak açısından da atılması gereken en kritik adımlardır. Emekçi sınıfının kendi sınıf çizgisine yönelmesi ve iktidarı hedeflemesi açısından da bu hayati önemdedir. Diğer toplumsal mücadele dinamiklerinin ilerici bir yoldan gelişmesini de güvenceleyecek olan bu adımlar, değişimci bir çıkışa sağlam bir temel olacaktır.<br />
Sınıf sendikal kadrolar bir yandan demokratik hak ve özgürlükler alanında sendikal dayanışma ruhuyla kararlı bir mücadele yürütürken, öte yandan emekçi sınıfını sosyal-siyasal mücadele alanına taşıyacak etkili bir önderlik pratiğini sergilemeye yoğunlaşmalıdır.Egemenlerin gündemine takılmadan kendi gündemini oluşturmalıdır.<br />
Göksel Rıza Özkan<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı<br />
KESK Niğde Dönem Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-12613"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sonbahar-ve-sinif-sendikal-mucdelenin-gerekleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Gelecek, Eğitimle Gelecek”</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/%e2%80%9cgelecek-egitimle-gelecek%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/%e2%80%9cgelecek-egitimle-gelecek%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 15:27:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ek-1]]></category>
		<category><![CDATA[Sendikalı personel]]></category>
		<category><![CDATA[sendikalı personel tespit formu ek-1]]></category>
		<category><![CDATA[tespit formu]]></category>
		<category><![CDATA[tespit formu ek-1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12401</guid>
		<description><![CDATA[Sendikalı personel tespit formu ek-1
Sendikalı personel tespit formu ek-1
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 2023 Dergisi ile röportaj yaptı. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK: “Gelecek, Eğitimle Gelecek” Varoluş Gerekçemiz: Türkçe Düşünen Bir Nesil2023- Sayın Koncuk, Türk Eğitim-Sen’in ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="sendikalı tespit formu" href="http://golbasi02.meb.gov.tr/dosya/sendikalipersonel.doc" target="_blank"><span style="color: #ff0000;">Sendikalı personel tespit formu ek-1</span></a></p>
<p><a title="ek 1" href="http://korkuteli.meb.gov.tr/DosyalarGecici/SendikaUyeTespitEK1-2008.xls" target="_blank"><span style="color: #ff0000;">Sendikalı personel tespit formu ek-1</span></a></p>
<p>Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 2023 Dergisi ile röportaj yaptı. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK: “Gelecek, Eğitimle Gelecek” Varoluş Gerekçemiz: Türkçe Düşünen Bir Nesil<span id="more-12401"></span>2023- Sayın Koncuk, Türk Eğitim-Sen’in faaliyet alanı ve kuruluş amacı hakkında bir genel değerlendirmede bulunmanızı istiyorum.</p>
<p>İ. Koncuk- Türk Eğitim-Sen, eğitim öğretim faaliyet kolunda hizmet vermek amacıyla kurulmuş bir sendikadır . 2010 yılı itibariyle alanında 157.000 üyesiyle yetkili sendika olma hüviyetini de, ülkemizdeki en büyük sivil toplum kuruluşu ve en büyük memur federasyonu olma özelliğini de korumuştur. Eğitimin tüm bileşenlerinde, uygulama pratiklerinde, müfredat belirleme zeminlerinde, beşikten mezara dek eğitimin tüm süreçlerinde aktif rol almak temel misyonumuzdur. Sendikamızın faaliyet alanını, bireyin yaşam alanından bağımsız düşünmüyoruz. Eğitim gibi bir milletin kaderini doğrudan etkileyen bir alanda faaliyet göstermesi sebebiyle de sâdece özlük ve mâlî hakların, hukuk mücadelesinin merkezi konumunda değiliz. Sâdece kamu çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi adına mücadele veren bir yapı da değiliz. Aynı zamanda millî ve mânevî değerlerin yaşatılmasında, gelecek neslin inşasında rol almak ve söz sahibi olmak gibi bir kritik görevi de yerine getirmekle mükellefiz. Bu açıdan bakıldığında faaliyet alanımız, milletin kaderini belirleyecek olan eğitim alanıdır. Varoluş gerekçemiz, Türkçe düşünen ve olayları Türkçe değerlendirebilen bir neslin yetiştirilmesi için millî eğitimin yeniden oluşturulması için çaba sarf etmektir.</p>
<p>Tabiî aklınıza “Memlekette başka eğitim sendikalar da var, bunlardan sizi farklı kılan şey nedir?” diye bir soru gelebilir. Bizi farklı kılan temel husus; bu topraklardan besleniyor olmamız, bu coğrafyaya ve bu millete olan aşkımız, bu ülkenin tarihine, medeniyet bakiyesine olan inancımız ve en önemlisi de bu ülkeye kendimizi borçlu hissetmemizdir. Bu borcu da Türk milletine hizmet ederek ödeyebileceğimiz inancını, tüm eğitim çalışanlarına ve üyelerimize anlatmayı bir görev addediyoruz. Huzur ve güven duygusu yerleşik bir toplum yapısının kurulmasında temel aktör, hiç şüphesiz eğitimli insan sayınızdır. Güven ve huzuru olmayan bir toplumda eğitim çalışanlarının 10 bin dolar kazanması, bizim açımızdan bir anlam ifâde etmemektedir. “Gelecek, Eğitimle Gelecek” sloganıyla sendikal mücadeleye başladık. Derginizin sloganının da “Gelecek Bir Tasarımdır” olduğunu biliyorum. Bu itibarla da, gelecek kaygısı taşımanın, bu kaygıyla geleceğe dair planlamalar yapmanın, bu coğrafyada yaşayan bir birey için zorunluluk olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Ülkede Dönüşümü Sağlayacak Yegâne Aygıt Üniversitedir</p>
<p>2023- Geçtiğimiz aylarda “Cumhuriyetimizin 100.Yılına Doğru Üniversite Vizyonumuz” ismiyle bir çalıştay düzenlediniz ve üniversite sorunlarını ile 2023 vizyonunu tartıştınız. Bu sempozyumu gerçekleştirme gerekçeniz neydi?</p>
<p>İ. Koncuk- Toplumlar arasında tanımlamalar yapılırken “Tarım Toplumu, Sanayi Toplumu ve Bilgi Toplumu” ifâdelerini sıkça görmekteyiz. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecini tamamlayan ve bilgi toplumu olma yolunda hızlı adımlar atmaya çalışan bir ülkede, bu dönüşümü sağlayacak yegâne aygıt üniversitedir. Zira bilimsel araştırmaların bir sistematiğe bağlandığı, donanım, fizikî mekân, altyapı ve insan gücünün bu denli organize olduğu, bilimsel rekabetin sağlanabildiği bir başka kurum veya yapı yoktur. Bilgiye erişimi farklı bir yapılanmayla sürdürmeniz oldukça maliyetli ve zor bir iştir.<br />
Devletler, bilgi üretim merkezlerine her dönem oldukça fazla önem vermişler ve bu bilgiyi devlet ve millet hayatının her alanında hatta yurt içi güvenliğinde ve uluslararası rekabette, savaşlarda ve stratejik alanlarda kullanmışlardır. ABD’yi güçlü kılan bu bilgi gücüdür ve bilgiyi kendi insanına ürettiremese bile, beyin göçünü sağlamış, bilgiye erişimi sağlayacak yüzlerce düşünce kuruluşu ve yanında binlerce üniversite kurmuştur. Bu açıdan bakarsak üniversitelerimiz dünyaya açılan pencerelerimizdir. Entelektüel birikimin adresi hiç şüphesiz üniversitelerdir. İnsan yaşamını kolaylaştıracak, insan eğitimini sağlayacak yeni buluşların ve uluslararası arenada rekabet sağlayacak bilgilerin, akademik disiplinle elde edileceği muhakkaktır. Bu kadar kriminal bir düzlemde tartışılması ve şekil verilmesi gereken yüksek öğretimin ise sorunları ve gündemi maalesef bizimle aynı değildir. Bilimsellikten gün geçtikçe uzaklaştırılan, sığ tartışmaların ve taraf olma kavgalarının kucağına itilen, pazarlık usulüyle ödenek elde eden, ünvanların arkasından yürütülen örtülü iktidar savaşları, bu kritik kurumların itibarını da bilimselliğini de sekteye uğratmıştır. Yaratılan korku imparatorluğunun, antidemokratik uygulamaların, YÖK ve rektörler hegomanyasının pençesinde can çekişen bir üniversite gerçeğinden bahsediyoruz. Buradan hareketle, üniversite sorunlarını ele almak ve çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaşmak için bu sempozyumu tertipledik. Ama bu sempozyumda çok daha önemli bir projeksiyonu da üniversite çalışanlarımızla paylaştık. Bu projeksiyonun ana omurgasını da 2023 vizyonu oluşturmuştur.</p>
<p>YÖK Yeniden Yapılandırılmalıdır!</p>
<p>2023- 2023 tarihi sizin için ne ifâde etmektedir, 2023 yılında nasıl bir üniversite ve nasıl bir Türkiye tasavvurunuz vardır, paylaşır mısınız?</p>
<p>İ. Koncuk- Milletlerin hayatında belli tarihler vardır ki bu tarihler, toplumsal değişimlerin, bölgesel dönüşümlerin ve hatta küresel kırılmaların milâdına denk gelir. Bize göre 2023 tarihi; hem cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümüdür, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesel liderlik rolünü konjonktürel gelişmeler ışığında alacağı tarihin adıdır. 2023 tarihinin bizler için çok daha anlamlı ve önemli hâle gelmesinin altında bu öngörü vardır. Tarihsel arka planımız ve coğrafyanın bizlere yüklediği misyon, bunun bir hayal olmaktan çok öteye geçtiğini ve adım adım bu sürecin işlemekte olduğunu bizlere göstermektedir.</p>
<p>İşte bu noktadan hareketle, bugüne dek ülkemizin ne tür dönüşümlere ihtiyacı olduğu hususunda kafa yoran, bilgi ve tecrübeleriyle bizlere katkı sunan değerli akademisyenlerimizle 2023 tarihine dek nasıl bir üniversite yapılanmamız olması gerektiğini masaya yatırdık ve bu sempozyumu kitaplaştırarak ilgili yerlere ulaşımını sağladık.</p>
<p>Bilgiyi üreten güç aynı zamanda bilgiye erişimi kontrol eden güçtür. Küresel gelişmeler ve yeni teknolojinin sunumu esnasında sızlanmamak ya da teknoloji transferine mahkûm kalmamak için üniversitelerin bir an evvel idarî ve mâlî özerkliğe kavuşturulması gerekmektedir. Bilimsellik kriteri dışında hiçbir kriterin akademi çevrelerinde karşılık bulmaması öncelikli adım olacaktır. Siyasî iktidarlara göre değişkenlik arz etmeyen ve siyasî çekişmelere kurban edilmeyen bir üniversite politikasının geliştirmesi gerekmektedir. Bunu sağlayacak olan da şüphesiz seçilmiş siyasilerdir. Ancak her ne hikmetse tüm siyasî kesimler bu konuda hemfikir olmalarına karşın iktidara gelindiğinde, YÖK’ün antidemokratik yapısı ve üniversitelerdeki kaosun yok sayılması oldukça dikkat çekicidir. Türkiye’de kavramlar ve değerler hiyerarşisi içinde olayları okumayı alışkanlık hâline getiren ve bunu da bir tür üstü örtülü savaşla sürdüren bir kesim ortaya çıkmıştır ve bu kesim son yıllarda etki alanını oldukça arttırmıştır. Dolayıyla üniversitelerin bir hesaplaşma ikliminde bilgi üretmesi pek mümkün görünmemektedir. Dünya ölçeğindeki sıralamalarda Türk üniversitelerinin alt sıralarda yer alması bunun açık bir delilidir. Altyapı ve öğretim elemanı planlaması yapılmadan açılan her üniversite faydadan çok zarar ve külfet getirmektedir. Kadrolaşma hırsıyla bilimsel kaygının aynı bünyede buluşması pek rastlanılan bir durum değildir! Şüphesiz üniversiteler özerk olduğu kadar, devletin eğitim politikalarına tâbi olmalıdır. Liberalizasyon sevdalısı değiliz ve yüksek öğretimi de üniversiteleri de düzenleyecek denetleyecek kurullara ihtiyaç olduğunu kabul etmekteyiz. Ancak düzenleyici olması gereken kurulların bozucu işleve bürünmesi de kabul edilebilir bir durum değildir. Bu anlamıyla da YÖK yeniden ele alınmalı, rektör seçim esasları gözden geçirilmeli, akademik personelin sıkıntılarına kulak verilerek bilimsel araştırma iklimi yaratılmalı ve üniversiteleri salt gündelik kavgaların merkezi yapma hastalığından bir an önce vazgeçilmelidir.</p>
<p>Millî Eğitim Sistemi Her Gün Aşındırılmaktadır!</p>
<p>2023-Sizce Türkiye’de yerleşik bir millî eğitim politikası var mıdır? Millî eğitimin temel sorunları ve çözüm önerileri sizce nelerdir?</p>
<p>İ. Koncuk- Eğitim alanında ilk bakanlık, “Osmanlı Devleti Maarif-i Umumiye Nezareti” adıyla 17 Mart 1857 yılında kurulmuştur. Ancak ben sâdece Cumhuriyet’ten bu yana yaşanan değişimlerden kısaca bahsetmek istiyorum. Ortalama 1.3 yılda bir Bakan değişikliğinin yaşandığı MEB’de 69 Bakan gelip gitmiştir. Devlet yönetiminde oldukça kısa sayılacak bu zaman diliminde 6 kez Kanun veya Kararname ile Teşkilat Yasası çıkarılmıştır. Teşkilat Yasaları’nın yanında Bakanlığın organizasyon yapısı üzerinde; 2 kez Bakanlar Kurulu Kararı ile merkez teşkilatında, 2 kez Cumhurbaşkanı Onayı ile merkez teşkilatında, 20 kez Kanun ile merkez teşkilatında, 7 kez Kararname ile merkez teşkilatında, 58 kez Onay ile merkez teşkilatında olmak üzere toplam 89 kez değişikliğe gidilmiştir. Bu süre içerisinde 8 kez de Bakanlığın adı değişmiştir. İsminde bile 8 kez değişikliğe gidilmiş bir bakanlıktan bahsediyoruz! Bu kadar değişken bir yapıya ve siyasî müdahaleye açık bir bakanlığın, süreklilik arz eden ve devlet politikası diye tanımlayabileceğimiz bir politikasının olmaması gayet normaldir!</p>
<p>Eğitim, toplumun her kesimine değen, bireyin geleceğini belirleyen ve birebir etkileyen yegâne alandır. Siyasetin de tribünlere oynayarak eğitim üzerinde tasarrufta bulunması, eğitim sistemini içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürüklemiştir. Bir de buna son dönemlerdeki kadrolaşma ve kamplaşma gayretlerini eklediğinizde, üzerinde uzlaşılacak ve sürdürülebilecek bir eğitim politikası oluşturmak oldukça zor görünmektedir. Sorun sâdece siyasetin oy kaygısından kaynaklanmamaktadır. Eğitim sistemiyle bir milletin şifrelerinde değişiklik ve nesil dönüşümü sağlanmaktadır ve bunun yerkürede bol miktarda örneği vardır. Ortak aklı sağlayan devletlerdeki uygulama, eğitimin bir hesaplaşma alanı olmaktan çıkarılması yönündedir. Ama bizde ortak değer yaratmadaki güçlükler, kamplaşmalar, kurucu değerler üzerindeki tartışmalar her alanda olduğu gibi eğitim alanına da yansımakta ve eğitimi eğitimcilerin dışında herkes tartışmakta, karar mekanizmalarında eğitimciler dışında herkes söz sahibi olabilmektedir. Tarih, coğrafya ve dil eksenli ideolojik tartışmalar, eğitimin özerk bir yapıya kavuşturulmasında en büyük engel olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca hiçbir siyasî erk, eğitim üzerindeki söz söyleme ve karar verme iradesini bir başka yapıya devretmek istememektedir. Temel kanunlarla korumaya alınmaya çalışılan Türk millî eğitim sistemi arkadan dolanma gayretleriyle her geçen gün aşındırılmaktadır ve bu da genelde Talim Terbiye Kurulu tarafından AB normları bahane edilerek yapılmaktadır.</p>
<p>Yargının özerkliği ve tarafsızlığı referandum sürecinde her platformda tartışılmaktadır. Oysa asıl tartışılması gereken nokta “Eğitimi Düzenleyici Kurul” sıfatıyla MEB’nin bağımsız hâle getirilmesidir. İddia ediyorum, yargıdaki tarafsızlık ne kadar hayati ise eğitimdeki bağımsız ve tarafsız kurullar da o kadar hayatîdir. Siyasetin eğitim sistemi üzerinden oy devşirme merakı, popülizm batağındaki bürokrasi, idrak yolları her geçen gün tıkanan ve eğitim alanında sözüm ona çalışma yapan servis STK’ları oldukça, eğitimde her geçen sene bir önceki seneyi aratacaktır. Her yeni sorunla karşılaşıldığında gözünü, kendi medeniyet geçmişine çevirmek yerine, Atlantik’e ya da Kıta Avrupa’sına çeviren zihniyet; AB fonları marifetiyle eğitim çalıştayları yapmakta ve “adet yerini bulsun ve katılımcılık ilkesi dostlara sergilensin” diye bizleri de bu toplantılara çağırmaktadır. Orada gördüğümüz tablo, bu ülkenin bir vatandaşı olarak bizleri oldukça üzmektedir. Kendi tarihinden, birikiminden, geçmişinden bihaber Tanzimat süvarilerini bürokrat sıfatıyla ödüllendirmiş bir yapıyı, bu toplantılarda dehşetle izlemekteyiz! Türk Eğitim-Sen olarak her platformda tüm kesimlere çağrıda bulunuyoruz ve bu çağrımızı son olarak Toplu Görüşme sürecinde dile getirdik. Eğitimin önemine vurgu yapmakla, açtığınız okul sayısıyla övünmekle, 24 Kasımlarda öğretmenleri ne kadar önemsediğinizi dillendirmekle eğitimin kronikleşen sorunlarını çözemezsiniz. Tüm eğitim bileşenleri sizin istediğiniz dünya görüşünden olsa ne ifâde eder? Okul öncesinden yüksek öğretime kadar eğitimin her alanında büyük sorunlar bulunmaktadır ve bu sorunları cesurca ve oy kaygıları taşımadan ele alacak yürekli yapılara her zamankinden fazla ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
<p>Eğitimin sorunlarının kaynağında, daha önce de vurguladığım gibi devlet eliyle tanzim edilmiş ve ana omurgası siyasî iktidarlara göre değişkenlik arz etmeyecek bir “Millî Eğitim Politikası”nın olmayışı yatmaktadır. Bakanlık merkez teşkilatındaki yapısal bozukluklar önemli bir başlıktır. 2005 yılından bu yana bakanlık uygulamalarına açılan dâvâ sayısı 30 bine yaklaşmıştır! Kendi personelleriyle her konuda dâvâlık olan bir kurumda güven ve verimlilikten bahsetmek mümkün değildir. Keza personel ve istihdam politikasının olmayışı önemli bir sorundur. Hangi branştan ne kadar öğretmen açığı olduğunu bile gizlemeye çalışan bakanlığı, gene bakanlığın iç denetçileri yalanlamıştır! Bir ülke düşünün ki, öğretmen açığı konusunda bile anlaşma sağlanamasın. YÖK ve MEB el ele verip istihdam politikasını belirleyemediği sürece, MEB önündeki eylemler son bulmayacaktır. Aynı şekilde öğretmen yetiştirme sistemindeki çarpıklıklar yükseköğretimden başlayan bir sorunun varlığını ortaya koymaktadır. Okullardan gün geçtikçe uzaklaşan bir yüksek öğretim modeliyle karşı karşıyayız. Okulların fizikî gerçekliklerinden, personel durumundan habersiz bir kesimin karar verici konumuna yükseltildiği bir süreci yaşıyoruz. Aynı şekilde öğretmen ve yönetici yeterliklerinin objektif ve bilimsel bir zeminde oluşturulamamış olmasının getirdiği sorunlar, okulları yönetmede, çalışma barışını ve eğitim liderliği rolünün tatbikinde büyük problemlere sebep olmaktadır. Yönetici yetiştirme ve yönetici atama politikasının olmayışı ve tüm bu işlemlerdeki kadrolaşma hezeyanı ise başlı başına ele alınması gereken bir konudur. Liyâkatin yerini yeteneksiz dalkavukların, sadâkat kriterini yerine getirerek yönetici yapılması, liyâkatin hiçe sayılması ve her yeni yönetici atama yönetmeliğinin yargıdan geri dönmesi güven bunalımının derinleşmesine yol açmaktadır. Eğitimin ve eğitimcinin kamuoyundaki karşılık bulma şekli, gazetelerin 3.sayfasından öğretmen algısının perçinlenmeye çalışılması ve veli profili, büyük sorunlar olarak karşımızda durmaktadır. Eğitim felsefesi açısından ve makro ölçekli bir planlamadan bahsetmek yerine, öncelik analizi yapmak ve mevcut yapısal sorunlara çözüm getirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Zira ilköğretimden meslekî eğitime kadar ülkenin geleceğini şekillendiren tüm eğitim sorunlarının çözümü, bu yapısal değişimde ve zihniyet dönüşümünde saklıdır.</p>
<p>Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği</p>
<p>2023- Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği’nin genel başkanlığı görevini de yürütmektesiniz. Bu birliğin kuruluş amacı ve hedefleri hakkında bilgi verebilir misiniz?</p>
<p>İ. Koncuk- Türkiye Cumhuriyeti Devleti şüphesiz büyük bir devlettir. Tarihinden kaynaklı rolleri ve sorumlulukları bulunan bir devlettir. Bizler de devletimizin ve coğrafyamızın etkinlik alanına paralel bir duruşu göstererek, mensubu olduğumuz milletin büyüklüğüne uygun bir tavrı sergileyerek ve sorumluluklarımızın da olduğuna inanarak yola çıktık. Türk dünyasında kardeşlerimizle alâkalı çalışmalar yapmak, onların tecrübelerinden faydalanmak, kendi tecrübelerimizi onlara aktarmak için bu birliğin kuruluşunda görev aldık. Bunu tarihin bu millete yüklediği misyona uygun olarak sürdürmek üzere, eğitim alanında birlikteliği sağlamak gerektiğine inandık. Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan gibi kardeş ülkeleri birliğe dâhil ederek bu birliğin kuruluşunu gerçekleştirdik. Her sene bir ülkede toplanarak tanışmayı, kaynaşmayı sağlıyoruz.</p>
<p>Geçen sene Azerbaycan’da bir araya geldik. Bu sene de Türkiye’de bir araya gelerek hem kaynaşmayı hem de ortak politika belirleme adımlarını masaya yatırıyoruz. Bu toplantılarda sâdece tanışma ve kardeşlik hislerinin diri tutulmasını sağlamıyoruz. Ayrıca çok önemli bilgi ve tecrübe paylaşımlarını gerçekleştiriyoruz. Zira gönül ve kader birlikteliği beraberinde samimi analizleri de getiriyor. Burada bir hususu özellikle vurgulamak istiyorum. Türk dünyasındaki kardeşlerimiz, imkân anlamında bizden daha geri durumda görünmelerine karşın, Türk dünyasında ve özellikle Kazakistan’da eğitim uygulamaları bizden daha sağlıklı işliyor. Sistem kurmada ve metot konusunda, bizden daha başarılı olduklarını ve onlardan çok şey öğrenebileceğimizi söyleyebilirim. Uluslararası bir örgütün yaptığı araştırma sonucunda, eğitim-öğretim hayatındaki sıralamada Kazakistan, Türkiye’nin çok üstünde yer almıştır. Bu yönden bakıldığında bu birliğin ve paylaşımların hem bize hem de Türk millî eğitimine çok şey katacağını düşünmekteyim.</p>
<p>Ortak dertler, ortak sorunların varlığı kadar; ortak tarih, ortak dil, ortak din ve ortak kültürün varlığı da şüphesiz bu birliğin toplantılarını çok daha heyecanlı ve verimli hâle getiriyor. Bu birlik, önümüzdeki dönemde daha da güçlenerek yoluna devam edecektir ve çalışmalarımız da bu yöndedir. Geçtiğimiz aylarda Kosova’yı da bu birlik içine aldık. Kosova konum itibariyle de yapısı itibariyle de oldukça önemli bir ülke bizim için. Ayrıca önümüzdeki dönemde Gürcistan’ı bu birliğe dâhil etmeyi planlıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de bu birliğe dâhil etme çalışmalarımız başladı; temaslarımız ve çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bu birlik, adına ve hedeflerine uygun çalışmalara imza atacak, etkili ve sonuç odaklı çalışmalarla dilde birliğe de, fikirde ve işte birliğe de, eğitimde birliğe de katkılar sunabilecektir.</p>
<p>Kaynak: 2023 Dergisi</p>
<div class="shr-publisher-12401"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/%e2%80%9cgelecek-egitimle-gelecek%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OKUMAK EYLEMDİR</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/okumak-eylemdir/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/okumak-eylemdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 12:08:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12268</guid>
		<description><![CDATA[Okuma önemi paha biçilemez bir deneyimdir. Ben elime ne geçerse okurum. Her konuda bilgi edinmeyi çok severim ve kesinlikle geleceğimde bunların faydasını göreceğime inanırım. Her konuda kitaplar vardır. Fantastik,macera,korku,tarih,okumayı eylem gibi gören benim yaşlarımdaki bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okuma önemi paha biçilemez bir deneyimdir. Ben elime ne geçerse okurum. Her konuda bilgi edinmeyi çok severim ve kesinlikle geleceğimde bunların faydasını göreceğime inanırım.<span id="more-12268"></span> Her konuda kitaplar vardır. Fantastik,macera,korku,tarih,okumayı eylem gibi gören benim yaşlarımdaki bir öğrenciyi ilgi duyduğu kitap türü  kendisine çekecek ve dünyasına dahil edecektir.Ve ilerde okumayı eyleme (yazıya) dönüştürmek isteyen arkadaşlarıma sesleniyorum; bu yolda ilk adım düzenli kitap okumayla başlar.  Ben bunları birçok yazar amcalarımdan ve ablalarımdan araştırarak öğrendim. Uygulamaya gayret ediyorum.<br />
Boş zamanınızda bilgisayara girmeyip de  bir dünyanın içine dalmak istiyorsanız hemen elinize bir kitap alıp okumaya başlamalısınız. Kitap okumak serüvenli bir iştir.  Ben buna inanıyorum. Kitaplarda anlatılan dünyanın içine girmek zor değildir o dünyayı yaşamaya başladığınızda geri çıkmak da kolay değildir. Derslerden veya ödevlerden zaman kaldıkça ben o dünyanın içine girmek ve teker, teker o maceraları yaşamak isterim bir bilim kurgu kitabı okuyorsam kendimi 2150 yıllarında, bir tarih kitabı okuyorsam milattan öncesine kadar giderim gerçekten bunu yapmak zor değil 45 dakika bile yeter.<br />
Bir kitabı  kaç sayfa okuduğunuz değil içindeki dünyayı okumaktır asıl mesele.Ayrıca kitap okumayı küçümsemeyin kısa bir zaman diliminde dünyayı  devri alem etmek ten tutunda,İpek Ongun´un eğitici ve öğretici kitaplarından veya bir Türk klasiği Yalnız Efe den yeni bilgiler  alabilirsiniz. Onlardan ders çıkarıp hayatınızın her karesinde kullanabilirsiniz tabi ki sadece sizi bu kitaplar eğitmez Savaş ve Barıştan tutunda Robin Hood´a Stephen King´in korku dolu romanlarına kadar her tür kitabı okuyabilirsiniz.Bir gözünüzü açtığınız anda harikalarla dolu bir diyara yada bir balonun üstünde dünya turuna çıkabilirsiniz karar sizin!<br />
Hangi kitap ilginizi çekiyorsa veya sizi dünyasına davet ediyorsa onu elinize alın ve hemen okumaya başlayın.Unutmayın kitap okumaya yani bir dünyayı keşfe çıkmak için herkesin zamanı vardır.  Asla unutmayalım  kitaplar yazılardan ibaret değildir. Bir kitapta her satırın bir ruhu  veya anlatmak istediği bir duygu vardır ve sakın ola bir kitabı sadece okumak için okumayın bu hem kendinize, hem kitaba hem de kitabı yazan yazara saygısızlık olur. Unutmayın kitap okumak serüvene çıkmak,yeni bir dünyayı tanımak gibi heyecan yaratan bir eylemdir.<br />
Bu yazı eğer size bir şey ifade ettiyse hemen ilginizi çeken bir kitap bulun ve okumaya başlayın.Sözüm  öncelikle çocuklarına “kitap oku” diyen anne babalaradır.Elinize bir kitap alın sayfaları çevirip okuma eylemine katılın.Katılın ki biz çocuklarınız sizi örnek alsın.<br />
İyi eylemler hoşça kalın,kitapla kalın!<br />
Pelin Feride Özkan<br />
Niğde 23 Nisan Havacılar İÖO<br />
7.Sınıf Öğrencisi</p>
<div class="shr-publisher-12268"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/okumak-eylemdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akşam Liseleri ve  Eğitimin Leylekleri Sorunu!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/aksam-liseleri-ve-egitimin-leylekleri-sorunu/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/aksam-liseleri-ve-egitimin-leylekleri-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 11:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12224</guid>
		<description><![CDATA[Her dönem sonunda 10–11 zayıfla para karşılığı Akşam Liselerine giden ve dönem başında zayıfları sıfırlanmış olarak okuluna geri dönen eğitimin leyleklerini anlatan yazıyı Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın yazdı. Eğitimdeki mevzuat açığı ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her dönem sonunda 10–11 zayıfla para karşılığı Akşam Liselerine giden ve dönem başında zayıfları sıfırlanmış olarak okuluna geri dönen eğitimin leyleklerini anlatan yazıyı Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın yazdı.<span id="more-12224"></span> Eğitimdeki mevzuat açığı ve yeni rant kapısı bazılarının iştahını kabartırken, öğretmenleri isyan ettiriyor. İşte, isyanın nedenini en iyi anlatan yazı…</p>
<p>Akşam Liseleri ve</p>
<p>Eğitimin Leylekleri Sorunu!</p>
<p>Kabul edilen bir yanlışlık kazanılmış bir zaferdir. Milli Eğitim Banklığının bir yanlışlığı kabul etmesi ve derhal çözüm bulması gerekiyor. Bakanlık bürokratlarının bu yazıyı sıradan bir yazı ve anlatılanları da sıradan bir olay gibi değerlendirmemeleri gerekir. Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından görülmeyen/görülmek istenmeyen bir sorun bu… Öğretmenlerin ve (bazı) idarecilerin şiddetle eleştirdiği, eğitimde fırsat eşitliği değil fırsat eşitsizliği olarak gördüğü, okulun kimyasını alt üst eden bir çarpıklıktan söz ediyoruz. Herkesin eşit ama bazılarının daha eşit olduğu bir uygulama maalesef eğitimde devam ediyor. Eğitimin leylekleri diye tanımlanabilecek önemli bir sorun…</p>
<p>Lisede okuyan ve dönem sonunda11 zayıfı olan bir öğrenci, bir üst sınıfa nasıl geçer sorusuna verilecek cevap: Öğrenci fakir mi yoksa zengin mi sorusu olmalıdır. İşin iç yüzünü bilmeyenler bu ne biçim cevap, devlet fakir ve zengin için ayrı muamele mi yapıyor diye çıkışabilirler ama aceleci olmasınlar işte cevap:</p>
<p>Mayıs/Haziran aylarında bazı öğrenciler 11 zayıfla ellerinde tasdikname ile gidiyor ve dönem başında zayıflar sıfırlanmış olarak geri dönüyorlar. Gidişi ve dönüşü ücretli bir yolculuğa çıkıyorlar adeta… İmkânı olanlara özel paralı leyleklerin yolculuğu bu…</p>
<p>İki öğrenci düşünelim biri fakir, diğeri zengin olsun. İkisi de Lise 10. Sınıf öğrencisi olsunlar. İkinci kanaat döneminin sonu yaklaştığında her ikisinin de 10’ar zayıfı olsun. Doğal olarak ikisini de ter basması gerekirken ter bile zengin mi fakir mi diye ayırıyor. Fakir ise ter iliklerine kadar bütün vücudu sarıyor ve sonuçta öğrenci örgün eğitimden ayrılarak Açık Lise/ Açık Meslek Lisesi yolunu tutuyor. Eğer fakir değilse 10 zayıfla bedeli ödenerek tasdikname ile Özel Akşam Lisesine gidiyor. Yaz döneminde bütün zayıflar temizleniyor dönem başında yüksek bağış ile tekrar aynı sınıfına dönerek eğitimine devam ediyor. Yani bütün yaz saz çalan Ağustos Böceğinin fakir ise canı yanıyor ama zengin ise çalışan karıncadan farkı olmuyor. Bir okulda 200 öğrenci abartısız aynı yolu kullanarak git-gel yapıyorsa bu durum önlemi alınmadığı için kayıt dışı kazanca teşvik eden önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor demektir.  Yasal boşluktan dolayı iltimasa kapı araladığı için işi kitabına uydurup para kazanmak isteyen özel sektörü de iştahlandıran bir sorun. Lise müdürünün de iştahı kabartıyor ve tabiri caizse eşeğin aklına karpuz kabuğu düşüyorsa, sorun nerede diye sormak Bakanlık yetkililerine düşmüyor mu? Yaşanan bu sorunda Bakanlık Merkez Teşkilatında bulunan bürokratların kabahati yok denilebilir mi? Ortada dönen rakamlar konusuna girmiyorum bu pazarlığa göre değişebilecek bir konudur.</p>
<p>Herkesin bildiği gibi Akşam Liseleri, gündüz çalışan (işçi, memur, esnaf vb.) kişilerin, eğitim-öğretim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, Milli Eğitim bünyesinde kurulmuş okullardır. İstanbul’un ilk akşam lisesi, 1958’de Vefa Lisesi adıyla, Vefa Lisesi bünyesinde açılmıştır. Daha sonraki süreçte Özel Akşam Liselerinin açılması ile bir ihtiyaca cevap verilirken farkında olunarak veya olunmayarak bırakılan yasal boşluk iştah kabarmakla kalmayıp liselerde disiplinsizliğe kapı aralayan, sınıfın haylazlarının işini hakkıyla yapmak isteyen öğretmeni sırıtarak ezdiği eğitimin kara deliği haline dönüşmüştür.</p>
<p>Burada bir şeyi ayırmak lazım… Bu yazı bütün Özel veya Resmi Akşam Liselerini aynı kefeye koyan bir yazı olmamakla birlikte Akşam Lisesine git-gellerin yaşandığı bütün okullarda durum aynıdır demekte değildir. Bu genellemeyi yapmak vebal gerektirir ki bunu söylemek kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bakanlık yetkilileri bu istatistikleri ve hareketleri, yoğunlaştığı yerleri bir tuşla öğrenebilecek ve iddiaları araştırabilecek imkânlara sahiptir. Bu konuyu gündeme taşırken sahip olunan refleks, tamamen eğitimin disiplin boyutunu alt üst eden bir kara deliğe işaret edilmesinden ibarettir. Bu açık eğitimin yozlaştırılmasına zemin hazırlayan yeni bir sektörün oluşmasına doğru hızla yol almaktadır.</p>
<p>Kurumların da gördükleri, görmedikleri, göremedikleri ve görmek istemedikleri vardır. “Eğitimin Leylekleri Sorunu” Bakanlık tarafından hangi kategoride sınıflandırılıyor bilmemiz mümkün değildir. Bilinmesi gereken ve öğretmenlerin üzerinde mutabık olduğu tek şey; bu konunun mutlaka ama mutlaka Bakanlık tarafından fark edilmesinin yanında, Akşam Liselerine giden yolun dönüş trafiğine kapatılmasıdır.</p>
<p>23.09.2010</p>
<p>Ali YALÇIN</p>
<p>EĞİTİM-BİR-SEN Şube Başkanı</p>
<div class="shr-publisher-12224"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/aksam-liseleri-ve-egitimin-leylekleri-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepimiz birinciyiz hiç kimse ikinci değil!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/hepimiz-birinciyiz-hic-kimse-ikinci-degil/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/hepimiz-birinciyiz-hic-kimse-ikinci-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 19:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Öğrencisi]]></category>
		<category><![CDATA[Pelin Feride ÖZKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=12013</guid>
		<description><![CDATA[Biz öğrenciler hayatın her karesinde sınavla yüz göz oluyoruz ya da olmaya mecbur bırakılıyoruz. Bari doğru düzgün bırakılsak! Bu yıl biz SBS öğrencileri kobay olarak kullanıldık. Ben 7. sınava geçmiş bir öğrenci olarak kendimi bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz öğrenciler hayatın her karesinde sınavla yüz göz oluyoruz ya da olmaya mecbur bırakılıyoruz. Bari doğru düzgün bırakılsak! Bu yıl biz SBS öğrencileri kobay olarak kullanıldık. Ben 7. sınava geçmiş bir öğrenci olarak kendimi <span id="more-12013"></span>bir kobay gibi hissediyorum. Biz sınava girdik sınavın sonucu beklerken bakıyoruz bizden sonrakiler başka bir sınavla orta öğretime geçecekler. Peki, sormak gerekiyor 3’lü sınav sisteminde yanlışlıklar var ki tekli sınava geçiliyor. Biz neden geçmiyoruz? Neden hem 7. sınıfta hem de 8. sınıfta sınava tabi tutuluyoruz belli değil. Bence belli olan öğrencilerin yarış atı gibi oradan oraya koşturulması.<br />
Artık oyuncak olmuş sınavlar OKS değiştirildi SBS oldu. SBS yi kaldırdık yeniden OKS yaptık. Yetkili ve etkili büyüklerime soruyorum bu hep böyle mi devam edecek?<br />
Tabi ki  “hayır” diyecekler. “Size en uygun eleme yöntemlerini araştırıyoruz”, “sistem ne olursa olsun sen bir fazla doğru cevap ver, RAKİBİNİ geç” diyecekler. Yıllardır dediklerini allayıp pullayıp yeniden söyleyecekler.<br />
Bu sınavlar bazılarına çok kolay olmuş meğer! Haberlerde sınavlarla ilgili yüzlerce “kopya, yardım, cevapların sızdırılması” iddiaları bir birini kovalarken bizden SBS değiştirildi yeni sistem için odaklanın deniliyor.<br />
Gel de odaklan motive ol! Bu sınavda hangi yanlışlıklar olacak?<br />
Evet, bir başka eğitim mümkün o eğitimi biz kuracağız. Geleceğimizi bu sınavlı sisteme bırakırsak geleceğin geleceksizlik olduğunu bilmeliyiz. Ülkemizin geleceğine güvenle bakmak isteniyorsa, ülkemizin gerçekten eğitimli ülke olmasını istiyorlarsa bunu ilk önce sınav sistemlerini ortadan kaldırmakla başlanması gerekir. İlk Öğretimden Üniversiteye, üniversiteden iş bulma sınavlarına yaşamımızdaki sınav aldatmacalarına derhal son verilmeli, bizlerin ilgi ve yeteneklerine göre seçmeler yapılacak bir sisteme derhal geçilmelidir.<br />
Unutmayalım; Hepimiz birinciyiz hiç kimse ikinci değil! Hoşça kalın<br />
Pelin Feride ÖZKAN<br />
7. Sınıf Öğrencisi<br />
NİĞDE</p>
<div class="shr-publisher-12013"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/hepimiz-birinciyiz-hic-kimse-ikinci-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HIRSIZI DA SEVENLER VAR</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/hirsizi-da-sevenler-var/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/hirsizi-da-sevenler-var/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 23:47:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[KIZIKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa KIZIKLI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=11588</guid>
		<description><![CDATA[Eski devirlerin birinde hırsızlık yapan birini Kadı Efendi’nin huzuruna çıkarmışlar. Kadı çatmış kaşlarını adeta gürlemiş; Ne çaldın efendi? Adam, eğmiş başını, bükmüş boynunu sessizce; Bir koyun demiş&#8230;İyi duyamadım yüksek sesle konuş!
Bir koyun çaldım Kadı Efendi&#8230;
Kadı hemen talimat vermiş;
Atın şunu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski devirlerin birinde hırsızlık yapan birini Kadı Efendi’nin huzuruna çıkarmışlar. Kadı çatmış kaşlarını adeta gürlemiş; Ne çaldın efendi? Adam, eğmiş başını, bükmüş boynunu sessizce; Bir koyun demiş&#8230;<span id="more-11588"></span>İyi duyamadım yüksek sesle konuş!</p>
<p>Bir koyun çaldım Kadı Efendi&#8230;<br />
Kadı hemen talimat vermiş;<br />
Atın şunu içeri&#8230;<br />
Bir süre sonra Kadı efendinin huzuruna bir hırsız daha getirmişler.<br />
Kadı efendi âdeti veçhile ona da gök gürültüsü gibi bağırarak seslenmiş;<br />
Sen ne çaldın efendi?<br />
Hırsız bir iki yutkunmuş sonra;<br />
Bilmem ki demiş nasıl anlatsam biraz uzunca olacak&#8230;<br />
Kadı daha da hiddetlenmiş;<br />
Anlat bre hepsini demiş, burası densizlik yapacak yer mi?<br />
Hırsız başlamış anlatmaya;<br />
Kadı Hazretleri demiş, gözüme bir sürü kestirdim. Baktım çoban uyuyor, sürü sahipsiz&#8230;<br />
Kadı meraklanmış;<br />
Bak hele demiş, anlat şu hikâyenin devamını&#8230;<br />
Hırsız yaptığı hırsızlığı başlamış tatlandırmaya;<br />
Önce demiş eşeği, köpeği, kepeneği çaldım&#8230;<br />
Kadı hayretler içerisinde;<br />
Ya sonra demiş sonra ne oldu?<br />
Hırsız;<br />
Sonrası kolay oldu demiş, çoban davul çalsan duyacak gibi değil demişlerdi doğruymuş,<br />
çobanı da çaldım götürdüm, ardından sürüyü tabi&#8230;.<br />
Kadı;<br />
Başka demiş, geriye ne kaldıydı?<br />
Hırsız umursamaz gibi davranarak;<br />
Valla demiş ne kaldı diye geriye doğru bir baktım. Ne göreyim. Çobanın azık torbası ağacın dalına asılı değil mi? Almasam yazık olacak. Aldım azık torbasını açtım söğüdün gölgesine, bir acıkmışım sorma Kadı Hazretleri. Halis koyun peyniri az bulunur cinsten. Tandır ekmeği misler gibi. Hele o tereyağı neydi öyle. Isıttım tandır ekmeğini içine doldurdum tereyağını. Böyle anlattım diye kusuruma bakma Kadı hazretleri. Üç-beş de sac böreği ağzınıza layık. Helva falan da vardı. Üstüne de ayranı içtim. Karnımı doyurunca azıcık bir uyku bastırdı.<br />
Tam uyuyakalmışım ki, adamlarınız geldi beni yakaladı.<br />
Kadı efendinin o hiddetli yüzü değişmiş;<br />
Aferin sana demiş, temiz iş yapmışsın&#8230;<br />
Hırsız duygulanmış;<br />
Sen büyük adamsın Kadı Hazretleri demiş, beni şimdiye kadar takdir edene hiç rastlamadım.<br />
Kadı efendi sözlerini pekiştirircesine;<br />
Aferin demiş, ben temiz iş yapanı severim&#8230;<br />
***<br />
Şimdi gündemde KPSS de hırsızlık skandalı var.<br />
Galiba birilerine vahiy yoluyla ilim verildi ve daha önce 40 puan alamadıkları sınavlarda, onlarca karı-koca ve nişanlı çiftimiz bütün soruları cevaplayıp, sınavlardan tam puan alamaya kafası basamayanlara(!) başarı öykülerini perçinlettiler. Zekâlarıyla(!) işe girip, atanıp aldıkları şerefli(!) maaşla sofralarına ekmek götürecekler.<br />
Bu çiftlerimizin nedense sesleri çıkmıyor ve kayıplar, üzerlerine bir yerlerden perde örtülüyor. Sanki yer yarıldı içine girdiler.  Ortaya çıkıp “Savulun ülen, alnımızın teri, bileğimizin hakkıyla soruları cevapladık işte” diyemiyorlar. Araştırmacı basınımız da, adı, sanı ve yeri belirli bu arkadaşlara bir türlü ulaşamıyor nedense.<br />
Bunlar çift. Bir de, yüzlerce “teklerimiz” ve uyanıklık yapıp, durum çakılmasın diye bir iki soruyu boş bırakanlarımız var.<br />
Kadı Efendi temiz iş yapanı seviyor…<br />
Ya gündemde olmayan ya da fark etmediklerimiz? Ya gündemden düşürdükleri(miz), unuttuklarımız?<br />
Mesela 2009 yılı Polis Okulu sınavlarında sorular çalındığı ortaya çıktı ve sınavı iptal etmek zorunda kaldılar. Hırsızlar o kadar pervasızdı ki, daha önce evlerde, dershanelerde el altından verildiği bilinen çıkacak soruları, bu sefer kitap olarak basıp dağıttılar ve suçüstü oldular.<br />
Yayın evi malum bir cemaatimizin taifesiydi. Bu sene soruları kitaba basmak gibi bir hata yapmadılar.<br />
Temiz iş yani…<br />
Duydunuz mu hiç, bu hırsızlığı kimin, nasıl yaptığını ve adaletin yakasına yapıştığı kimseyi?<br />
Soruldu mu hiç kimseye, bu soruları nasıl, kimden aldın diye? Herhalde hırsıza sorular “vahiy” yoluyla gelmiyordu.<br />
Anlaşılan o ki, Kadı Efendi temiz iş yapanı seviyor…<br />
Ben bu “temiz iş” yapanları hiç sevmiyorum. Tecrübelerim, bildiklerim ve gördüklerim beni öyle bir noktaya getirdi ki “Allah bir” dediklerinde bile, acaba aynı Allah’tan mı bahsediyoruz diye, tereddütteyim hep…<br />
TUS sınavında aynı pis koku.<br />
LYS sınavında aynı pis koku.<br />
Şu an Türkiye’nin en gözde Tıp fakültesinde okuyan oğlumu ve aynı fakültede beraber okuduğu bazı öğrencileri görünce bu pis koku, lağım kokusuna dönüşüyor. Yıllarca kafasını kaldırmadan çalışan, akranları kız arkadaşlarıyla gezerken, kendisi kitaplarının başında dirsek çürüten, sonucunda da Türkiye derecesi yapan oğlumu ve çarpım tablosunu bilmeyen, matematikte dört işlemi yapmaktan, Türkçe konuşmaktan aciz birilerini aynı sıralarda gördüğümde, önce bir baba, sonra bir vatandaş olarak ne düşünülürse bende onu düşünüyorum.<br />
Son sekiz yıldır bu ülkede yapılan sınavlara hiç güvenemiyorum. Çünkü peynir dolabının bekçisi fareler olmuş durumda.<br />
Prof. Dr. İlber Ortaylı, &#8221;Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;daki üniversiteye giriş sınavlarında açık şekilde kopya çekildiğini&#8221; öne sürerek, &#8221;Böylelikle iyi okullara ehil olmayan öğrenciler geliyor. Bunun açtığı gediği Galatasaray Üniversitesinde ben hissediyorum. İmtihanların asayişini iyi kontrol etmeliyiz&#8221; dediğinde adamcağızı bir dövmedikleri kaldı. Hocaya verilemesi üzerinde anlaşılan TBMM Onur Ödülünün verilmesinden vazgeçildi.  Kabahat hırsızda değil ev sahibinde bulundu.<br />
Sadece sınav hırsızlığı mı?<br />
Ya makam hırsızlığı? Ya tayin ve atama hırsızlığı? Ya ihalelerde avanta hırsızlığı? Vatandaşın kurbanı, fitreleri, zekâtları, yardımları ve “fenerli” inanç hırsızlığı? Onur hırsızlığı, şeref hırsızlığı? Gemicikler, villalar, şirketler, pırlanta dükkânları vs. vs.<br />
Evet, Kadı Efendi temiz iş yapanı çok seviyor…<br />
İnsan başkasının hakkına el uzatarak vicdanını, şerefini kaybedince; koca bir kara delik oluşur ruhunda, kirli-temiz, iyi-kötü, hak-hukuk demeden her şeyi yutan…<br />
O, artık bir şey üretemeyen, silik, beş para etmez, başkalarının sırtından geçinen bir asalaktır.<br />
Bu iş örgütlü ve organize yapılıyorsa, aşağılık, leş çalan bir sırtlan sürüsünden farkları kalmaz.<br />
Hele hele elinde adaletin terazisini tutanlar ve yetkili makamdakiler buna göz yumuyor, perdeliyor, hatta önayak oluyorlarsa, onlar için sarf edecek kelime bulamıyorum…<br />
Bütün semavi olan ve olmayan dinlerde hırsızlık ve başkasının hakkını çalmak yasaklanmıştır, en büyük günahlardan biridir. Ateistlerde ise bu iş en ağır ahlaksızlık olarak nitelendirilir.<br />
Her günahın affedilebileceğini, yalnız kul hakkıyla karşısına gelinmemesini emreden Rabbimden, aşağılık bir hırsız olma yükünü hiçbir kuluna yüklememesini diliyorum.</p>
<p>Mustafa KIZIKLI</p>
<div class="shr-publisher-11588"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/hirsizi-da-sevenler-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Masada Kalan Sendikalar!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/masada-kalan-sendikalar/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/masada-kalan-sendikalar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 16:20:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[EVET]]></category>
		<category><![CDATA[karınca]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[sendikalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=11481</guid>
		<description><![CDATA[“Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit”  2008 yılında Ağustos ayında yitirdiğimiz Filistinli şair Mahmut Derviş böyle sesleniyor dizelerinde.Evet, karınca yumurtasından kartal çıkmaz. Bilinen bu basit gerçeklik bile toplu görüşme masasından kamu çalışanlarının iradesinin ve taleplerinin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit”  2008 yılında Ağustos ayında yitirdiğimiz Filistinli şair Mahmut Derviş böyle sesleniyor dizelerinde.<span id="more-11481"></span>Evet, karınca yumurtasından kartal çıkmaz. Bilinen bu basit gerçeklik bile toplu görüşme masasından kamu çalışanlarının iradesinin ve taleplerinin yansımayacağı kesindir.<br />
Kamu Emekçileri bu sorunun yanıtını çok iyi biliyor ve hükümetin çalışmalarını takip ediyorlar. Daha bir ay evvel Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan 2010–2011 yılları arasını kapsayan “ kamu ücret Programı”, tam da toplu görüşmelerin devam ettiği dönemde açıklandı. Hükümetin kamu maaş politikalarının temelini oluşturan bu programda, Hükümetin 2011 yıllarında da kamu emekçilerine vereceği zam oranları belirlenmiştir.<br />
Programın “Maliye Politikaları”yla ilgili kısmının “Kamu Harcama Politikası” alt başlığında, “Kamu kesiminde ücret ve maaşlar hedeflenen enflasyon oranında artırılacaktır. Gerçekleşmenin, enflasyon hedefini aşması durumunda fark telafi edilecektir.” ifadeleri yer almaktadır.<br />
Aynı programın “Hedef ve Göstergeler” kısmında yer alan enflasyon hedefleri ise 2011 yılı için %5,5’tir. Programda açıkça enflasyon hedefi oranında maaş artışı öngörüldüğüne göre, önümüzdeki 2011 yılı zam oranları şimdiden belirlenmiştir.<br />
Ek ödemeleri tek taraflı olarak açıklayan, maaş zam oranlarını aylar öncesinden belirleyen AKP Hükümeti ile görüşülecek ne kalmıştır? Masada hala neyin pazarlığı yapılmaktadır? Masada otura kalan konfederasyonlar üyelerinin yüzüne nasıl bakacaklar?<br />
Yaşanan tüm bu gelişmeler yıllardır dile getirdiğimiz “Toplu Görüşme masasının hiçbir işlevi olmadığı” gerçeğini kanıtlamaktadır. Toplu Görüşmelerin işlevsizliği bizatihi Başbakanlık’a bağlı Devlet Personel Başkanlığı’nın raporuna bile yansımıştır. Ortada tüm bu gerçekler duruyorken Hükümet ve masadaki konfederasyonlar kamu emekçilerini kandırmayı bırakmalıdır.<br />
Kamu emekçileri gayet iyi biliyor Oturanlar “sendika aidat” gelirlerini artırma pazarlığı yapmak için orada oturuyor, hükümetten alacakları birkaç liralık kırıntı (teklifleri net asgari ücretin %12 sidir.) ile 2 milyonu aşkın kamu emekçisinin iradesine 2 yıl önce olduğu gibi bu gün de ipotek koyacak, devlet güdümlü sendikacılığın son versiyonunu oynamaktan çekinmeyecektir.<br />
Hâlbuki  800 bin kamu çalışanının hiçbir sendikaya üye olmadığı,400 bininin sözleşmeli.4-B li,4 –C li vb. kadrolar altında  çalıştırıldığı,200 bininin ise örgütlenme yasağı ile kuşatıldığı kamu çalışanlarının da sözcüsü konumundaki sendikaların o masadan biran evvel kalkıp yüzlerini kamu emekçisine dönmesi ve ortak eylem ve etkilikler düzenlemesi gerekliliktir.<br />
Ama kamu emekçileri “Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit” Arap atasözünü ve dayandığı gerçekliği de bildikleri için bu iki konfederasyondan ve yöneticilerinden ileri adım atmalarını beklemenin de safdillik olacağını bilirler.<br />
Aynı yaşam ve çalışma şartları ile işyerlerini paylaştığımız diğer sendikalara üye kamu emekçileriyle sorunlarımızı ve çözüm yollarını ortaklaştırıyor. Genel Merkezlerinin “masacı” yüzünü teşhir ederek bu çalışma arkadaşlarımızı da mücadele arkadaşlığı sürecine dâhil etme yollarını bilmeli ve bulmalıyız.<br />
Göksel Rıza ÖZKAN<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı<br />
KESK Niğde Dönem Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-11481"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/masada-kalan-sendikalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YİNE ACAYİP “KEY”İM GELDİ!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/yine-acayip-keyim-geldi/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/yine-acayip-keyim-geldi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 11:19:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[key]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=11412</guid>
		<description><![CDATA[(11Mart 2010 günü çeşitli ulusal ve yerel basın yayın organlarında yayınlanan &#8220;Göle Su Gelene Kadar Kurbağnın Gözü Çıkar) başlıklı makalemi 23 Ağustos yaklaşırken noktasına virgülüne dokunmadan yeniden paylaşmak istedim.Hele hele &#8220;KEY lilere iki müjde&#8221; vb. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(11Mart 2010 günü çeşitli ulusal ve yerel basın yayın organlarında yayınlanan &#8220;Göle Su Gelene Kadar Kurbağnın Gözü Çıkar) başlıklı makalemi 23 Ağustos yaklaşırken noktasına virgülüne dokunmadan yeniden paylaşmak istedim.<span id="more-11412"></span>Hele hele &#8220;KEY lilere iki müjde&#8221; vb. haberler yapılmıyor mu tam o anlarda &#8220;KEY&#8221; leşiyorum başlıyorum key,key,key,key demeye.Lafı uzatmadan altıay önce neyazmışız bi bakalım!<br />
&#8220;Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemelerinin 2008 Temmuz ayından bu yana benim gibi milyonlarca emekçinin mağdur edilmesi tepki gösterilmeyecek gibi değil. KEY hesaplarında biriken paraların sahiplerine yani bizlere gerçek faizi ile birlikte ödenmesi, uzatmalardan kaynaklı gecikme faizlerinin de hesaba katılması ve öyle ödenmesi gerekirken, yapılan son açıklamalar 1555 Tl. Ödeneceği yönünde. O da 108 ay tam kesinti yapılan emekçilere.<br />
Siz idare olarak hem KEY hak edişlerini rötarın rötarı şeklinde ödeyeceksiniz (son tarih 31 Mart 2011) hem de “piyasa”nın en düşük faiziyle nemalandıracaksınız. Kırıntıyı bile vermemek için bin dereden su getireceksiniz.<br />
Su demişken AKP Hükümetinin KEY ödemelerindeki tutumu güzel mi güzel bir öz deyişimizi hatırlattı. “Göle su gelirmiş ama kurbağanın da gözü çıkarmış” Bu özlü sözümüzdeki durum biz emekçilerin KEY paralarını beklememize tam da denk düşen bir ifade zannederim.<br />
Emekçilerin KEY hesaplarında biriken alacaklarının ödenmesinin ertelene, ertelene yüz binlerce emekçinin mağdur edildiği gerçekliği ortada dururken,. Hükümet’in IMF, Dünya Bankası ve sermaye kesimlerinin alacaklarına ilişkin ödemeleri bir gün bile sektirilmiyor.,(12 Mart günü 11 Milyar dolar üzerinde dış borç anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilecek. Merkez Bankası açıklaması. Gazeteler)<br />
Emekçinin KEY ini ötele İMF ve dünya Bankasına sakın geciktirme. İşte hükümetin “adaleti” bu .<br />
Ertelemelerde öne sürülen gerekçeler inandırıcı olmadığı gibi, milyonlarca emekçi beklentiye sokularak, her seferinde hayal kırıklığı yaşatılmaktadır. Eğer hükümet, 2010 veya 2011 yapılacak bir genel seçimler öncesine denk getirerek bundan nemalanmayı umuyorsa biz emekçiler artık bu zokayı yutmayacağımızı altını çize, çize şimdiden duyurmak isteriz.<br />
Maaşlarımızdan kesinti yapıldığında gecikmeyenlerin bugün bu kadar rahat olmalarının hesabını emekçiler soracaktır. Hükümet Yaşadığı ekonomik ve siyasi krizin faturasını emekçilere çıkartmamalıdır. Kaldı ki, her uzatma faiz oranlarında da yeni hesaplamaları zorunlu kılmaktadır. KEY hesaplarında biriken paralar sahiplerine gerçek faizi ile birlikte ödenmekle birlikte, uzatmalardan kaynaklı gecikme faizleri de hesaba katılmalıdır ki “adalet” yerini bulsun.<br />
Tasfiye Halide ki Emlak Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sayın, hükümetin kararlarını ifade ederken “ ilk listenin 1 milyon 665 bin kişiye yaklaşık 560 milyon lira ödemeyi ön gördüğünü” belirterek yasa gereği her üç ayda yayınlanan listelerle 2011 Mart 31 ine kadar pey der pey ödeme yapacaklarını emekçilerin gözünün içine baka, baka söylüyor.<br />
Diyelim ki 31 Mart 2011 tarihinde listelerde adımızı göremedik!(burası böyle bir ülke sehven insan ölür) o zaman yargı yolu açılıyor eh! En iyi ihtimal 9-10 ay da yargı süreci bulduk mu 2012 Ocak –Şubatını ..Ne demiştik İMF ye Dünya Bankasına sektirmeden emekçiye seeeeektire.,seeeektire Eh ! İşinize geliyorsa AKP nin “Adaleti” böyle.</p>
<p>Göksel Rıza Özkan<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı<br />
KESK Niğde Dönem Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-11412"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/yine-acayip-keyim-geldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010 Yılı Toplu Görüşme Dönemi ve Eğitim Sistemimiz</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/2010-yili-toplu-gorusme-donemi-ve-egitim-sistemimiz/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/2010-yili-toplu-gorusme-donemi-ve-egitim-sistemimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 23:45:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[toplu görüşme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=11134</guid>
		<description><![CDATA[4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu gereği toplu görüşmelerin bu yıl dokuzuncusu yapılmaktadır. 15 Ağustos’da başlayan 2010 Yılı Toplu Görüşmelerinde“Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu”nda tek temsil yetkisine sahip ve ülkemizin en büyük memur sendikası ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu gereği toplu görüşmelerin bu yıl dokuzuncusu yapılmaktadır. 15 Ağustos’da başlayan 2010 Yılı Toplu Görüşmelerinde<span id="more-11134"></span>“Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu”nda tek temsil yetkisine sahip ve ülkemizin en büyük memur sendikası olan TÜRK EĞİTİM-SEN olarak katılmaktayız.</p>
<p>Türk Eğitim-Sen olarak eğitimin önemini her kesimden ve zümreden çok daha fazla önemsemekteyiz. Eğitimin rolünün her platformda ve başta siyasiler olmak üzere çok farklı toplum katmanlarınca dile getirilmesi bizleri memnun etmektedir. Lakin eğitimin önemine vurgu yapmak tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Özellikle eğitim sisteminin direkt etkilediği genç nesli deney faresine çeviren, laboratuar ortamında oluşturulan projelerle ve masa başı mühendisliğinin ürünü olan uygulamalarla eğitimi içinden çıkılmaz bir girdaba sokan zihniyetin değişmesi bir gereklilik olmuştur.</p>
<p>Okul öncesinde başlayan ve ilköğretim sıralarında hız kazanan eğitim öğretim süreci, oldukça uzundur ve aileler için de devlet için de oldukça çileli bir süreçtir. Bu sürecin amacı ise hem bireye hayata dair davranışlar ve kazanımlar sağlamak hem de istihdam sağlayacak eğitimi bireye verebilmek olmalıdır. Ülkemizin sosyo ekonomik yapısı göz önüne alınırsa eğitim-öğretim sürecinin finali istihdamla süslendiğinde bir anlam kazanmaktadır. Emsalleriyle rekabet edebilen ve dünyadaki değişim sürecine entegre olabilen bir birey ve bu bireylerden oluşan bir toplum oluşturabilmek nihai hedeflerimizden birisidir. Kendi değerler silsilesiyle, evrensel verileri harmanlayabilen bir sistematiği oluşturduğumuzda bu hedefe yakınlaşma mümkün olacaktır. Ancak Milli Eğitimin politika belirleme sürecinde; her kesim söz sahibi olabilmektedir ama işin asıl sahibi ve mutfağındaki eğitimciler ile onların temsilcisi olan sendikalar, her ne hikmetse söz sahibi olamamaktadır. Bu ne eğitimcilerin aymazlığından ne de sendikaların yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu akıllara zarar tavrın sebebi, bir zihniyetin perde gerisindeki gündeminde ve eğitimcilere bakış açısındaki sakatlıkta gizlidir.</p>
<p>Eğitim sisteminde temel parametre, nitelikli işgücü ve iş piyasası analizi olmalıdır. Zira endüstrileşme sürecini yeni yeni tamamlayan ülkelerde eğitim süreci istihdam beklentisiyle direk alakalıdır. Okul öncesinden yüksek öğretime kadar geçen süre, bir bütünsellik düsturuyla ele alınmadığı sürece sınav stresinden dolayı sosyalleşemeyen, birbiriyle kıyasıya yarıştırılan ve kültürel kodlarından koparılan yeni nesillerin devlet eliyle yaratılacağı su götürmez bir gerçekliktir.</p>
<p>Şüphesiz tek başına istihdam sağlamaya hizmet etmek eğitimin nihai amacı değildir. Eğitimin asıl amacı; bireyin beşikten mezara dek yaşam algısını, davranış kalıplarını, toplumdaki yer alış ve karşılık buluşunu, toplumsal olaylara müdahale biçimini, sosyal yaşamındaki tavırları, karakterinin şekillenme sürecini değerler sistematiğimize uygun hale getirmek ve gerçek anlamıyla bireylerden oluşan bir toplum dizaynına katkıda bulunmaktır. Bizler için değer kazanımına yardımcı olan, erdemli ve yüksek vasıflarla donatılmış bireyler yetiştirmek, en az istihdam edilebilecek birey yetiştirmek kadar önemlidir.</p>
<p>Müfredat programları ve dolayısıyla Talim Terbiye Kurulu, bu süreçlerde belirleyici aktördür. Zira neyin, nasıl ve kimler tarafından aktarılacağına karar verici durumundadırlar. Deneme yanılma yöntemiyle, akademik unvanların arkasına sığınmakla veya el yordamı yöntemiyle bir neslin kaderi çizilemez. Ürünün de, aracın da insan olduğu bir süreçten bahsediyorsak bu süreçte şaka da yanılma da olamaz. Bunun bedelini siyasi aktörler değil bir nesil ve dolayısıyla bir millet öder. İşte bu yüzden de “eğitimi önemsemek ve eğitimin önemine vurgular yapmak” iyi niyetli laf kalabalığı olmanın ötesine geçemez. Eğitimin önemini dillere sakız etmek, onun önemini kavramak anlamına hiç ama hiç gelmez.</p>
<p>En can alıcı husus ise şüphesiz iktidarlara veya partilere göre değişkenlik arz etmeyen bir TÜRK MİLLİ EĞİTİM POLİTİKASININ hala oluşmamış olmasıdır. Bunun temel sebebi, eğitimin dil ve tarih konuları üzerinden bir hesaplaşma arenasına çevrilmiş olmasıdır. Her farklı siyasi erkin, kendi dünyayı okuyuşu etrafında eğitimi şekillendirme hevesi, eğitimi içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürüklemektedir. Bu tüm sorunların ana omurgasını oluşturmaktadır. Bu konuyla alakalı olarak bir başka sorun ise “devlet memuru” kavramının yerine “hükümet memuru” kavramının gün geçtikçe egemen kılınmaya çalışılması sorunudur. Bunun en bariz göstergesi ise görevlendirmeler yoluyla bakanlığı ve taşra teşkilatını idare etme hevesidir. Kurucu müdürlük ve geçici görevlendirme gibi şark kurnazlıklarıyla “Emre amade” bir yönetim modeli oluşturmak, siyasi hedefe giden süreçte eğitimcileri kullanmaya kalkışmak gibi ilkel alışkanlıklardan derhal vazgeçilmelidir.</p>
<p>Şüphesiz gençlerimiz ve çocuklarımız, siyasi partilerin gündelik menfaatlerinden çok daha önemli ve kutsaldır. Eğitim alanı iktidar hesaplarına kurban edilemeyecek kadar özel ve önemli bir alandır.</p>
<p>76.maddeyi istismar ederek yapılan siyasi atamaların önünü açmak, liyakat yerine parti &#8211; sendika sadakatini kıstas olarak getirmek veya defalarca yargıdan dönen yönetici atama yönetmeliklerine imza atmak tam da bu bahsettiğimiz sürece uygun örneklerdir. Siyasi kadrolaşmanın kazananı yoktur ama kaybedeni başta eğitimciler ve öğrencilerdir. Genelde ise tüm toplum katmanlarıdır. Bu tip uygulamalarla kendi çalışanlarının motivasyonunu ve bakanlığa olan güvenini sıfırlamak, onların üzerinde rehberlik ve düzenleyicilik görevini bir kenara bırakarak baskı unsuru haline gelmek, eğitimcileri kamplaşmanın tarafları haline getirmek, sendikal tercihlerinden dolayı çalışanlarına “kendimden olmayan ötekidir” anlayışıyla yaklaşmak, paydaş önceliğini kurumsal yeterlilik ve yetkinlik kriterlerinden sıyırarak “bana yakın olan paydaşımdır” uygulamasına dönüştürmek Eğitim Sistemimizi kurşunlamakla eşanlamlıdır.</p>
<p>Mili Eğitim Bakanlığı hem tüm mesleki örgütlenmelere hem bütün sendikalara aynı mesafede olmak zorundadır. Merkezde bürokrat veya taşrada yönetici olan kişi Milli Eğitim Bakanlığını temsil ettiği gerçeğini aklından çıkarmamalı, hiçbir çalışanını sendikal tercihine göre yaftalama ilkelliğine başvurmamalıdır. Aksi takdirde kamplaşma, ayrışma ve güvensizlik ortamının baş mimarı konumuna gelecektir. Aynı şekilde MEB, siyaset üstü kararlara gelecek nesiller adına imza koyabilecek özerklikte olmalıdır. MEB, gelecek seçimlerle gelecek nesiller arasında tercih yapacaksa, tercihini gelecek nesillerden yana kullanmak zorundadır. Bu tavır, erdemli olmanın da onurlu olmanın da olmazsa olmaz ölçütüdür.</p>
<p>Eğitimde yaşanılan kaosun önemli aktörlerinden birisi de YÖK’tür. İdeolojik körlüklerin çekim merkezi haline gelen ve adı dışında hiçbir yüksekliği toplum nazarında kalmayan bu kurumun; siyasi mülahazalardan bağımsız bir şekilde yeniden ele alınması ve yapısında değişikliğe gidilmesi, toplumsal bir zorunluluk halini almıştır. Fakat YÖK’ten şikâyetçi olan her siyasi iktidarın bir süre sonra YÖK ü ele geçirme kavgası vermesi ve yapısal değişiklik beklentilerini yok sayması, siyaset kurumunun Milli Eğitim ve YÖK ü nasıl arabeskleştirdiğine güzel bir örnektir. Siyasi kaygılarla YÖK’ü yeniden yapılandırmayan, yeni bir YÖK kanununu meclise getirmeyen siyasi erkin, mesleki eğitimin sorunlarını da katsayı sorununu da çözmesi mümkün değildir. Yüksek öğretimin sorunlarına deva olmayan, üniversite kapılarında bekleyen yığınlara pişkince el sallayan, üniversite mezunu milyonlarca işsize inat plansız programsız fakülte açmayı maharet sanan algının Yüksek Öğretimden tasfiyesi de bir başka zarurettir. Öte yandan üniversite çalışanlarının idari ve ekonomik sorunları çözülmedikçe bilimsel çalışmadan ve araştırmalardan sonuç beklemek fazla iyimserlik olacaktır.</p>
<p>Bir başka önemli husus da gerek YÖK’ün, gerek MEB’in gerekse de üniversite yönetimlerin, sendikalara bakışındaki sakat algıdır. Sendikaları öcü gibi görmek, “bir bunlar eksikti” gibi bezirgân bir tavırla sendikaları yargılamak, gelişmiş demokratik ülkelerde örneği görülen tavırlar değildir. Sendikalar, siz beğenseniz de beğenmesiniz de Demokratik Düzenlerin vazgeçilmez bileşenidir. Çalışanlarının hak ve menfaatlerini korumak, hizmet verdikleri işkolunda her türlü idari ve hukuki süreçte yer almak, her türlü konuda bilimsel araştırma ve raporlarla süreçlere ortak olmak sendikaların asli vazifesidir. Sendikaları sakıncalı piyade gibi görmek yerine, büyük bir şans olarak görme erdemine ve siyasi olgunluğuna erişildiği gün, bu kurumların ve beraberinde eğitim sistemimizin çok daha farklı kazanımlar elde edecekleri kesindir.</p>
<p>Öte yandan fiziksel altyapı ve öğretmen sayısı da önemli sorunlardan birisini oluşturmaktadır. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı her kademede azaltılmalı ve öğretmensiz sınıf kalmamalıdır. Bunun yolu da gerçek öğretmen açığının büyük bir açık yüreklilikle dile getirilmesi ve buna uygun öğretmen ataması yapılmasında saklıdır.</p>
<p>“Kamus namustur” diyen Cemil MERİÇ’e kulak verilmeli ve Türkçe‘nin lügatiyle birlikte iyi öğretilmesi, doğru ve etkili kullanımı ve en önemlisi de bilim dili olarak tarih sahnesinde yerini alabilmesi için yabancı dil fetişizminden bir an evvel vazgeçilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Okullarda sağlık personeli istihdam edilerek öğrencilerin ilköğretimden itibaren sağlık kontrolleri ve taramaları periyodik olarak gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Bir başka büyük ve hayati sorun da eğitim çalışanlarının küresel ekonomik krizin etkisiyle daha da yoksullaşması ve çok zor bir sürece doğru itilmesidir. Her Toplu Görüşme sürecinde dile getirdiğimiz insanca yaşayabilecek ücret isteğimizin artık bir karşılık bulması gerekmektedir. Ne hayatı devam ettirmede ne de kişisel ve mesleki gelişimde, bu sorunu yok saymamız mümkün değildir. Eğitimcilerin zihni antrenmanında ve mesleki gelişiminde bir insan ve ebeveyn olarak insanca yaşama hakkını istemesine, siyasi erk her zamanki vurdumduymazlığıyla ele alırsa, çalışanların büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağı ve bunun da büyük bir öfke yaratacağı siyaset kurumunca mutlaka hesap edilmelidir. Yöneticilerine güven duymayan bir eğitimci ordusunun verimli olmasını beklemek, eğitimcilere insanüstü anlamlar yüklemek demektir.</p>
<p>Kurumlar arası ücret dengesizliğinin ivedilikle giderilmesi, her sene öğretmenlere verilen “Eğitim Öğretime Hazırlık Ödeneğinin” TÜM EĞİTİM ÇALIŞANLARINA BİR BRÜT MAAŞ TUTARINDA VERİLMESİ taleplerimizden birisidir.</p>
<p>Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kuruluşlarda görev yapan memur ve hizmetli çalışanların görev tanımlarındaki ve çalışma saatlerindeki belirsizlikten ötürü fazla mesaileri ödenmemektedir. Ek ders ücretleri konusunda sık sık değişikliklere gidilmiş ve adeta öğretmenlerin ek ders ücretlerini kesintiye uğratabilmek için insan aklını zorlayan uygulamalara gidilmiştir.</p>
<p>2007 toplu görüşmelerinde dile getirerek adım atılmasını sağladığımız “Eşit İşe Eşit Ücret” konusunda yapılan iyileştirmelerin devam etmesini ve 2012 yılının ilk yarısında tamamlanacağı sözü verilen iyileştirme çalışmalarına yaşanan problemler ve haksızlıklar giderilerek hız verilmesini istiyoruz.</p>
<p>4/B ve 4/C kapsamında görevlendirilen ve her türlü zorlukla mücadele eden çalışanların problemlerini de Toplu Görüşme masasına taşıyoruz.</p>
<p>Bu Toplu Görüşmelerde de siyaset hakkımızı da içeren TOPLU SÖZLEŞME VE GREV HAKKI talebimizi dile getireceğiz ve bunun için mücadele vereceğiz. İmzalanan uluslar arası sözleşmelerin ve önceki toplu Görüşmelerde verilen sözlerin yerine getirilmemiş olmasını yeniden dile getirip bu hakkı almak adına ne gerekiyorsa yapacağız. Bu Toplu görüşmelerin ana eksenini geçen sene olduğu gibi bir sonraki yılın zam oranı ve Sendikal haklarımız oluşturacaktır. Türk Eğitim-Sen açısından Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı vazgeçilemeyecek bir haktır ve dönülmez bir yola girilmiştir. “Zamana bırakmamız lazım” türünden siyasi popülizm kokan tavırlara itibar etmeyeceğimizi yetkililere bir kez daha ifade etmeyi de bir gereklilik olarak görmekteyiz!</p>
<p>İmzalanan Uluslararası sözleşmelerin tam tersine, iç mevzuatında kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkı konusunda düzenleme yapılmamış ve grev yapmaları hala yasaktır.2002 yılından bu yana yetkili kamu görevlileri sendikaları ile Kamu İşveren Kurulu arasında gerçekleşen Toplu görüşmeler bir danışma sisteminden öteye gidememiştir. Mutabakatsızlıkla sonuçlanan görüşmeler olmuş ve konfederasyonumuz Uzlaştırma Kuruluna başvurmuştur. Uzlaştırma Kurulunun çalışanların lehine verdiği kararların hiçbirisini hükümet uygulamaya geçirmemiştir. Bu durumda kamu görevlilerinin haklarını koruyabilmesi için ellerinde hiçbir yasal dayanak kalmamaktadır. 4688 sayılı kanuna rağmen çalışanların sorunlarının arzu edilen seviyede çözülebilmesi mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Gerek ülkemizin imza altına alarak, uygulamayı kabul ettiği uluslar arası sözleşmeler, gerekse dillerden düşürülmeyen demokratikleşme arzusu kamu görevlilerinin Toplu Sözleşme ve grev hakkına kavuşmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Türk Eğitim-Sen, her şeye rağmen kendisine tanınmış olan yasal hakları sonuna dek kullanacak ve bu yolla kamu görevlilerinin haklarını daha da ileriye taşıyacaktır.</p>
<p>Sendika olarak en büyük temennimiz, kamu görevlilerinin en kısa sürede Toplu Sözleşme Grev ve siyaset yapma hakkını elde etmesi ve tüm bu sorunların çözülerek hizmet alanla hizmet sunanın ortaklaşa memnuniyetinin sağlanabilmesidir.</p>
<p>Türk Eğitim-Sen, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da sürece ve amaca uygun bir mücadele dinamiğini ortaya koyacaktır. Bu toplu görüşmede çalışan kesimin beklentilerini masaya bütünüyle taşımak öncelikli ilkemiz olacaktır. Eğitim çalışanlarının desteğiyle elde ettiğimiz yetkiyi; ideolojik körlüklere ya da ithal senaryolara kurban etmek yerine, çalışanlarımızın hayat standardını ve eğitimin kalitesini yükseltebilmek adına kullanmayı bir sorumluluk olarak görmekteyiz.</p>
<p>Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan</p>
<p>Türk Eğitim-Sen</p>
<p>İstanbul Bölge Başkanı</p>
<div class="shr-publisher-11134"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/2010-yili-toplu-gorusme-donemi-ve-egitim-sistemimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MARKA ŞEHRİMİN, MARKA EĞİTİMİNİN, MARKA ADAMLARI</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/marka-sehrimin-marka-egitiminin-marka-adamlari/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/marka-sehrimin-marka-egitiminin-marka-adamlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 16:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MARKA]]></category>
		<category><![CDATA[MARKA EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[MARKA ŞEHRİR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=10950</guid>
		<description><![CDATA[LYS Sonuçları açıklandı ve Gaziantep olarak 80. sıralardayız. Aferin bize, 81 il bulunan Türkiye’de Şırnak’ı geride bırakarak 80.inci olmuşuz. Ne de olsa marka şehiriz.Her yıl olduğu gibi bu yıl da, etkili ve yetkili yerlerdeki şahıslar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LYS Sonuçları açıklandı ve Gaziantep olarak 80. sıralardayız. Aferin bize, 81 il bulunan Türkiye’de Şırnak’ı geride bırakarak 80.inci olmuşuz. Ne de olsa marka şehiriz.<span id="more-10950"></span>Her yıl olduğu gibi bu yıl da, etkili ve yetkili yerlerdeki şahıslar bu başarının(!) sebeplerini bilindik cümlelerle açıkladılar, bir sonraki seneye “düzelecek inşallah” deyip gönlümüz çok ferahladı(!).</p>
<p>Üç beş gün sonra tepkiler sönülmendi, durum kurtarıldı ve bu konuda tekrar o kahredici utanmaz suskunluk kaldığı yerden devam etmeye başladı.</p>
<p>Bu kentte yaşayan bir Gaziantepli eğitimci olarak kızgınım, kırgınım, üzgünüm ve hatta deli oluyorum. İkiyüzlülüğe ve aptallığa tahammül edemiyorum.</p>
<p>Şair diyor ya; “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”, işte bunu yaşıyorum.</p>
<p>Eğitimin her kademesinde 25 yıldır çalışan biriyim. Meslek hayatımın 17 yıllındaki bütün mesaimi eğitim ve eğitimcilerin sorunlarına ayırdım. Son 5 yıl boyunca da Türkiye’nin en büyük eğitim sendikasının genel merkez yöneticiliğini ve Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliğinin sekretaryasını yürüttüm. Birçok ülkeyi ve Türkiye’nin bütün illerini, hatta ilçelerini tek tek dolaşmış, eğitimcilerle toplantılar, incelemeler, sorun taramaları ve seminerler yapmış biri olarak, Türkiye’nin hiçbir kentinde, hatta yeni devlet olmaya çalışan Türk Cumhuriyetlerinde bile rastlamadığım yanlışlıkları barındıran Gaziantep’in, eğitimdeki bu durumuna bahaneler uyduran yetkilileri dinledikçe saçımı, başımı yolasım geliyor.</p>
<p>Dedim ya kızgınım, kırgınım, üzgünüm…</p>
<p>Kızgınım çünkü;</p>
<p>Yetkililerimiz, siyasetçilerimiz, para babalarımız, hepsinin vebali ve kabahati olan bu konuda birbirinin ayağına basmadan dans edip, dar alanda kısa paslaşmalarla kıvırtıyorlar. Kimi cehaletinden, kimi art niyetinden saçmalıyor, çarpıtıyor, kendince yaraya pansuman yapıyor. Vizyonsuz, çapsız, araştırmayan, okumayan (tabii ki yazamayan), Türkçe konuşmaktan bile aciz ve portakal kadar dünyasını kâinat sananlar, “Dunning-Kurger Sendromu1” içindekiler Gaziantep’in eğitimine yön vermeye çalışıyorlar.</p>
<p>Kırgınım çünkü;</p>
<p>Zurnanın son deliği bile olamayacaklar, senfoni orkestrasının virtüözlük makamına geçiriliyor ve notasız ses bile çıkaramıyorlar. Kendi çocuklarımın da eğitim gördüğü bu kentin insanları, hiç bir şey yokmuş gibi, çocuklarına ve kendilerine biçilen “ebleh2” rolünü kabulleniyorlar. Ve sormuyorlar; acaba bu kentin çocukları gerçekten geri zekâlı mı? Değilse geri zekâlı olan kim? Tepki yok, soru yok, sorgulama yok, üzerine yılan atsan kımıldamaz bir anlayış… Gözümüz aydın Gaziantep “Marka” şehir.</p>
<p>Üzgünüm çünkü;</p>
<p>Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Yıllar boyunca bu kentteki eğitimin çarpıklığı, gelinecek noktanın uyarısı ve çözüm önerileri konusunda hemen her makama onlarca dosya verdik, dilimizde tüy bitercesine her ortamda, herkese anlatmaya çalıştık. Bizim anlattıklarımızın ancak karşınızdakinin anlayabildiği kadar anlam ifade etmesine üzgünüm… Bir Gaziantepli eğitimci olarak, il dışı ziyaretlerimde “Gaziantepliyim” derken utancıma ve tedirginliğime üzgünüm…</p>
<p>Peki, sorun nedir? Her konuda marka olduğunu iddia eden bu kent, eğitimde neden patinaj yapmaktadır? Üniversiteye giriş başarısında en sonda yer alan çocuklarımıza biçilen “ebleh” rolü kimin eseridir, neyin hikmetidir?</p>
<p>Herkesin bildiği bazı yetkili makamları işgal eden zevata göre; sütte leke vardır kendilerinde yoktur, bütün kabahat bu kente dışarıdan göçenlerdedir. Bunlar Gaziantep kadar göç alan Mersin gibi illerin başarı durumlarında, Gaziantep’te görülen durumun neden görülmediğini de hep göz ardı ederler nedense. Bunların mantığına göre, Gaziantep dışından bu kente göç eden herkes geri zekâlıdır gibi bir sonuç çıkarmak gerekiyor. Ayrıca bu zevatlar, siyasi patronlarını zor duruma düşürmemek adına, Gaziantep’teki öğretmen açığını gündeme getirmekten, ısrarcı olmaktan itina ile kaçınırlar.</p>
<p>Bütün dünyasını madde üzerine bina etmiş kimilerine göre de; okul ve derslik sayısı yetersizdir, taştan duvarlar tamam olursa eğitim sorununu çözülecektir. Onların materyalist dünyasında, düşüncelerinin odağında, insan hiçbir zaman yer almadığı için başka türlü düşünmeleri de beklenemez. Bunların, son 10 yıldır derslik başına düşen öğrenci sayısının azalarak iyileşmesine rağmen, başarıdaki kötüleşmenin arasındaki mantıksızlığı tahlil ve tespit etmekten aciz oldukları aşikârdır.</p>
<p>Durumu ve fırsatı ganimet bilen, Gaziantep’teki “Çınar”lı bahçelerde, “Gül” derleyip, eğitimi “Berk”leştiren, din taciri fırsatçılara göre de; öğrencileri bazı guruplara angaje ederek beyinlerini uyuşturmak, Atatürk düşmanı olmalarını sağlamak, öğrenci ailelerini malum bir gazeteye mecburi abone yapmak, eğitime ayrılan paraları ve himmetleri hortumlamak, eğitimin sorununu çözecek, öğrencileri yüksek ahlak(!) ve fazilet(!) sahibi yapacaktır.</p>
<p>Gaziantep’te eğitimciler arasında çalışma barışını bozan, adamın olmadığı yerde adam yerine konan, eğitimin bu hale gelmesinde en büyük pay sahibi olan, cahil siyasetçilerden icazetli, sözde sivil toplum örgütü yöneticileri kendini bilmez birkaç münafığa göre de; kendisinin ihtiraslarına ve art niyetine alet olmayan, sayelerinde zaten rezil edilmiş sitemi daha da rezil edemeyen bazı idareciler istifa ederse sorun çözülecektir.</p>
<p>Bu kentin marka olduğunu iddia eden ve çoğu şeyini bu kente borçlu olan iş adamlarımızın, sanayicilerimizin gündemini devletten daha çok kredi istemek ve daha çok para kazanmak doldurduğundan, eğitim diye bir sorunları yoktur ve üzerinde düşünmeye bile değmez onlar için.</p>
<p>Bütün bunlar olurken, bu kentin “şehremini”leri imar rantıyla ilgili her konuyu en ince ayrıntısına kadar bilirler, her türlü soruya verecek cevapları vardır. Fakat eğitim konusunda sıcak rant olmadığı için midir bilinmez, sessiz kalırlar. Bürokrasinin başı ise, siyasi ilahları kızdırmamak için önüne geleni imzalayan noter kâtibi rolünü oynayıp, iktidar sahibi siyasetçilere şirin görünmeyi başardığından, Gaziantep’in eğitimi ne durumda olursa olsun, üst makamlara terfi beklemeyi sanırım hak etmektedir.</p>
<p>Bir siyasi iktidarın kendi kadrosuyla çalışma isteği anlaşılabilir ve doğal karşılanabilir. Fakat söz konusu eğitim ise, bu kadroyu seçerken, bir kasa domatesteki hep en çürük ya da ham olanları seçme becerisi ve isabeti anlaşılabilir, kabul edilebilir bir şey olamaz. Bunu görüp, bilip de kızmamak elde mi?</p>
<p>“Özel okulcuklarımız” ve “dershaneciklerimizin” durumuna ise konuyu çok uzatmamak adına ve başka bir yazıda incelemek üzere değinmiyorum.</p>
<p>Peki, ne oldu da Gaziantep bu duruma geldi? Süreç nasıl işledi? Fiziki ve istatistik şartların benzeştiği illere göre Gaziantep’in başarısı neden yerlerde sürünüyor?</p>
<p>Öncelikle bu kentin hızlı nüfus artışı, derslik ve okul ihtiyacı, öğretmen açığı gibi dezavantajlarının olduğu gerçeği ortadadır. Fakat bu olumsuz şartlar eğitimi etkilemekle beraber, bütün olumsuzluğu buraya bağlamak hatası, yanlışlığı ve teranesi, yıllardır yetersiz ve çapsız yetkililerin, sorumluların kendilerini temize çıkarmak için kullandığı can simidi olmuştur. Oysa eğitim denen olgunun temelini, asıl faaliyetini ve başarısını, bütün olumsuz şartlara rağmen, öğretmen ve öğrencinin iletişim süreci belirlemektedir. Yani eğitim denen sürecin ana unsuru ve merkezi insan faktörü ve dolayısıyla öğretmen ve öğrencidir.</p>
<p>Burada akla gelen ilk soru; “O zaman bizim öğretmenlerimiz yeteneksiz ve iyi eğitim veremiyorlar mı, ya da öğrencilerimizin anlama güçlüğü mü var?” olacaktır.</p>
<p>İşte konunun özü ve püf noktası burasıdır. Ne öğretmenlerimiz yeteneksizdir ne de öğrencilerimiz Kilis’teki, Kahramanmaraş’taki, Mersin’deki, Adana’daki yaşıtlarından daha aptal değildir.</p>
<p>“O halde fark nedir?” sorusunun cevabı, sorunun çözümü için ilk ve en önemli adım olacaktır.</p>
<p>Bu sorunun cevabını liyakat problemi olan ve klimalı odalarda yaptıkları rutin işleri olağanüstü üretim zanneden zihniyet bulamaz. Bu sorunun cevabını Türkiye’deki başarılı illeri bekli de hayatında hiç görmemiş olanlar, oralardaki eğitimcilerle yaşanmışlıkları ve kıyas imkânına sahip olmayanlar da bulamaz. Bu sorunun cevabını, öğretmen sohbetlerinde, serzeniş ve hırsların dile getirildiği ortamlarda, geyik muhabbetlerinde, satır aralarındaki mesajları okuyamayan, sebep-süreç-sonuç analizini yapamayan, insan ve kitle psikolojisinden anlamayanlar da bulamaz. Hele hele, salon toplantılarıyla, adına “Şûra” vb. isimler takılan “havanda su dövme” toplantılarıyla bu sorunun cevabı hiç bulunamaz.</p>
<p>Bu sorunun cevabını bulsalar bile, ucu birilerine dokunacağı için bulmazlar. Dolayısıyla bunlardan çözüm beklemek ise “abesle iştigal” dir.</p>
<p>Sorunun cevabını bulup da hem dillendiren, hem de çözüm üretmeye kalkan benim gibi münasebetsizlere(!) de çok kızarlar.</p>
<p>Bu sebepten haddimi bilip, bütün araştırmalarımı, tecrübelerimi, gözlemlerimi, saklı tutup, sorunun cevabını ve çözümünü burada anlatarak “fincancı katırlarını” ürkütmekten imtina ediyorum.</p>
<p>Çünkü tecrübelerim bana, anlattıklarımın anlaşılmasının, karşımdakinin anlama kapasitesiyle doğru orantılı olduğunu söylüyor. Ayrıca yine tecrübelerimle sabittir ki; hiç kimse görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır olamaz.</p>
<p>Kim bilir, belki bir gün şartlar değişir, hem etkili ve yetkili yerlerde olan, hem de görmek ve duymak isteyen birileri çıkar, merak eder, çözümü gerçekten ister, biz de samimiyetine inanır, oturup sorunu ve çözümü konuşuruz…</p>
<p>Mustafa KIZIKLI</p>
<div class="shr-publisher-10950"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/marka-sehrimin-marka-egitiminin-marka-adamlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KKTC’ye savaş açan sendikalar</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/kktc%e2%80%99ye-savas-acan-sendikalar/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/kktc%e2%80%99ye-savas-acan-sendikalar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 18:51:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[sendikalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=10759</guid>
		<description><![CDATA[KKTC’de son günlerde bazı sendikaların yöneticileri ile KKTC hükümeti ve güvenlik güçleri arasında hiç de hoş olmayan bir gerginlikler yaşanıyor. Bu gerginlik, acaba geçmişteki CTP hükümetleri olsa yaşanır mıydı? Sendikalar, CTP hükümetleri döneminde süt dökmüş ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KKTC’de son günlerde bazı sendikaların yöneticileri ile KKTC hükümeti ve güvenlik güçleri arasında hiç de hoş olmayan bir gerginlikler yaşanıyor. Bu gerginlik, acaba geçmişteki CTP hükümetleri olsa yaşanır mıydı? <span id="more-10759"></span><img class="alignnone" title="açık" src="http://www.acikgazete.com/images/yazarlar/birol-ertan.jpg" alt="" width="88" height="122" />Sendikalar, CTP hükümetleri döneminde süt dökmüş kedi gibi olayları izlerken, UBP hükümeti döneminde düğmeye basılmış gibi bir anda harekete geçtiler. Bu durum, sendikaların tutarsızlığını gösterdiği gibi, güncel siyasetin bir parçası haline geldiklerinin de açık kanıtıdır.</p>
<p>Sendikaların üyelerinin (çalışanların) hak ve çıkarlarını koruyan örgütler olmasına karşın, ülkenin geleceğine ilişkin görüş ve düşüncelerinin olması da doğaldır. Ancak bu serbestlik, sendikaların ülkenin ulusal çıkarları ve istikrarı aleyhine faaliyetlerde bulunması anlamına gelmez. Bizde yaşanan durum ise istikrarımızı, güvenliğimizi ve geleceğimizi tehdit etmektedir.</p>
<p>KKTC’deki bazı sendikaların Türkiye Lefkoşa Büyükelçiliğine karşı giriştikleri kabul edilemez eylemler ve söylemler, Rumların yıllardır savundukları tezlerin desteklenmesi, meşrulaştırılması ve savunulması anlamına geliyor. Bazı sendikalar, KKTC’deki Rum ajanları gibi hareket ediyorlar ve üyelerinin hak ve çıkarları için çalışmak yerine, Rum devletinin ajanları gibi hareket ediyorlar.</p>
<p>Bu ağır ithamları niçin yazdım? Doğru olduğu için yazdım.</p>
<p>Düşünün ki, KKTC’deki bir sendika, öğretmen sendikası, ülkesindeki minicik öğrencileri fişliyor, bu bilgileri yasalara aykırı biçimde elde ediyor, çocukların doğum yeri bilgilerini alıyor ve bu bilgileri götürüp Rum Yönetimi Eğitim Bakanlığı’na teslim ediyor. Bunun adı ihanet değildir de nedir? Bunun adı, Rumlar için çalışmak değildir de nedir? Böyle bir sendika yöneticisi, cezasız kalabilir mi? Ama kaldı. Hala meydanlarda Türkiye düşmanlığı yapmaya devam ediyor.</p>
<p>KKTC’deki bazı sendikalar, her kafalarına estiğinde Türkiye Lefkoşa Büyükelçiliği önüne gidip hakaret içeren pankartlar ile siyah çelenk bırakıyorlar. Kıbrıs Türklerinin adadaki varlığının güvencesi olan, ekonomik, sosyal, kültürel ve her anlamda Kıbrıs Türklerine karşılıksız destek olan, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayan Türkiye’ye ve sınırlarını koruyan Mehmetçiğe karşı bu kolaycı eylem ve söylemlerin amacı, Rumların tezlerine haklılık kazandırmaktır. Bilerek ya da bilmeyerek, bu sendika yöneticileri, Rumların lehine çalışmaktadırlar. Rum tezlerine haklılık kazandırmak için çalışmaktadırlar. Rum devleti yetkililerine bilgi vermek için çalışmaktadırlar. Böyle sendikacılık olur mu? Böyle sendikacılığa tahammül edilebilir mi?</p>
<p>Ülkesinin ulusal çıkarlarına karşı ve Türkiye’ye karşı savaş açan bazı sendikalar, KKTC Meclisi önünde polisleri taşlıyor, yumrukluyor, kanlar içinde bırakıyor. Böyle sendikacılık olur mu? Böyle hareket etmekle nereye varmak istiyorlar? Ülkede kaos ve istikrarsızlık yaratmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Bugün sendikaları destekleyen CTP, geçmişte hükümette iken hiçbir önlem almayarak yarattığı ağır ekonomik kriz ile ülkedeki sorunların temel kaynağıdır. Bugün ise bu krizden kurtulmak için önlemler alınması gereği açıktır. KKTC’de hiçbir sağduyulu kesim, önlemler alınmaması gerektiğini savunmuyor. KKTC Hükümetinin ise bu önlemleri en asgari düzeyde tutmaya çalıştığı gerçektir. Böyle bir durumda, KKTC’deki bildik sendika ağalarının ülkede istikrara ve ülkeyi ayakta tutan Türkiye’ye karşı eylemler yapmalarının anlamı, Rumlarla aynı safta KKTC’ye karşı savaş açmalarıdır. KKTC’ye karşı savaş açanlara karşı, KKTC Hükümetinin sessiz kalması, pısırık davranması, korkakça davranarak olayları seyretmesi, bu yaşanan bu çirkinliklere alet olmak anlamına gelir. Bunun vebali büyük olur.</p>
<p>KKTC Hükümetine çağrım, ülkede güvenliği, istikrarı ve kamu düzenini tesis etmek için her türlü önlemi yürürlüğe sokmasıdır. Başka bir seçenek yoktur.<br />
BİROL ERTAN</p>
<p>Açık Gazete</p>
<p><a href="mailto:birol@acikgazete.com">&lt;birol@acikgazete.com&gt;</a></p>
<div><a href="http://www.acikgazete.com/arsiv/yazarlar/birol-ertan/"></a></div>
<div class="shr-publisher-10759"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/kktc%e2%80%99ye-savas-acan-sendikalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SENDİKA VE MEB ARASINDA OLUP BİTENLER</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sendika-ve-meb-arasinda-olup-bitenler/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sendika-ve-meb-arasinda-olup-bitenler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 17:21:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[SENDİKA VE MEB]]></category>
		<category><![CDATA[SENDİKALAR VE MEB]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=10387</guid>
		<description><![CDATA[Herkesin malumu olduğu üzere sendikalarla Milli Eğitim Bakanlığı arasında daimî bir çekişme mevcuttur. Bakanlık bozmaya gayret eder; sendikalar, düzeltmeye!&#8230; Aralarında müdhiş bir didişme mevcuttur. Bu didişmede güç dengesi bakanlıktan yanadır; sendikaların elinde hemen hemen sadece ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin malumu olduğu üzere sendikalarla Milli Eğitim Bakanlığı arasında daimî bir çekişme mevcuttur. Bakanlık bozmaya gayret eder; sendikalar, düzeltmeye!&#8230; Aralarında müdhiş bir didişme mevcuttur. <span id="more-10387"></span><a href="http://www.sendikal.net/wp-content/uploads/2010/07/dr-ahmet-akmaz.bmp"><img class="alignleft size-full wp-image-10388" title="dr ahmet akmaz" src="http://www.sendikal.net/wp-content/uploads/2010/07/dr-ahmet-akmaz.bmp" alt="" /></a>Bu didişmede güç dengesi bakanlıktan yanadır; sendikaların elinde hemen hemen sadece mahkeme kozu bulunmaktadır. Bu münasebetle bakanlık yetkililerince yapılan tahribatı bu kozla tamire uğraşmaktadırlar. Ancak gidişatla meselenin kökten halli noktasında &#8220;şunu dava ettik&#8221;, &#8220;bunu dava ettik&#8221;, &#8220;şu hakkı kazandık&#8221;, &#8220;bu hakkı kazandık&#8221; türünden hiç olmaması gereken işlerle cebelleşip durulmaktan öteye gidilememektedir. Hiç kimsenin aklına “Acaba biz ne yapıyoruz?” sorusu gelmez. Sanki iki ayrı dünyanın iki ayrı hasım müessesesi, aralarında amansız bir mücadele, didişir dururlar. Biri “ben bozarım”, diğeri “ben bozdurtmam” der durur.</p>
<p>Sendikalarla Milli Eğitim Bakanlığı arasında cereyan eden davaları (daha doğrusu didişmeleri) gördükçe hakikaten bir tuhaf oluyorum (kibarlık olsun diye tuhaf dedim). Hiç kimse nedense bakanlıktaki etkili ve yetkili kişilerin niye böyle daima eğitim çalışanlarının aleyhinde faaliyette bulundukları üzerinde durmaz. Bu kişiler, sadece eğitim çalışanlarının aleyhinde de faaliyette bulunuyor değiller. Bundan daha fazla zararı, sistemle oynayarak geleceğimizi yok etmek üzere faaliyette bulunuyorlar&#8230; Şu son değişiklikle gençler üzerinde ne gibi bir tahribat yapıldığını kaç kişi biliyor, kaç kişi bu mevzu ile alakalı kafa yoruyor acaba? İki de bir sistemle niçin oynanır? Gençlerimiz niçin millî ve manevî değerlerimizden mahrum yetiştirilir? Daha okula adımını atar atmaz niçin x ile y arasında sıkışıp kalır? Dünyanın problemler yumağı olduğu ısrarla her Allah&#8217;ın günü niçin vurgulanır? Niçin Yunan&#8217;ın mega bilmem ne ideali, İsrail&#8217;in kutsal bilmem nesi, Rusya&#8217;nın sıcak deniz hayalleri, Amerika&#8217;nın BOP&#8217;u, popu öğretilir de Türkiye&#8217;nin bir ideali, bir ülküsü niçin öğretilmez? Hatta bırakın öğretilmeyi millî bir idealden, millî bir ülküden bahsedilmesine dahi tahammül edilmez; kuyruğuna basılmış gibi cıyak cıyak sesler çıkartılır?&#8230;</p>
<p>Bütün bunların ötesinde benim okullarımda benim kutsal kitabım niçin okutulmaz? Buna, 12 Eylül&#8217;ün miraslarından olan Atatürkçülük mü engel? Hiç sanmam!&#8230; Şayet öyle olsaydı hiç Atatürkçülük adı altında çıkartılan kitapta Ulu Önder Atatürk&#8217;ten naklen “Müslümanların hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî hükümlere uygun hareket etmiş olmazlar. Bizde ruhbanlık (özel bir din adamları sınıfı) yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.” denir miydi? [Genelkurmay Başkanlığı (hazırlayan), Atatürkçülük (Üçüncü Kitap) Atatürkçü Düşünce Sistemi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1984, s. 235] Şayet öyle olsaydı Lise 12. (liseler niye dört yıla çıkartıldı onu da anlamış değilim) sınıflarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 12 kitabında yukarıdaki satırlardan alıntı yapılarak dinin okullarda okutulmasının zaruretinden bahsedilir miydi? [Dr. Mehmet AKGÜL (Komisyon), Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı, Devlet Kitapları, Birinci baskı, Ankara, 2008]</p>
<p>Bakanlar değişmekte ancak eğitim sistemimiz üzerinde yapılan tahribatlar, eğitim çalışanlarının üzerinde oynanan oyunlar değişmemekte!&#8230; Neden acaba?</p>
<p>Hüseyin ÇELİK Beye kızıyorduk; zannediyorduk ki bütün menfilikler Hüseyin ÇELİK&#8217;ten kaynaklanıyor!&#8230; ÇELİK Bey, gidip Nimet ÇUBUKÇU Hanım gelince neredeyse bir göbek atmadığımız kalmıştı! Peki ne oldu? Sayın ÇELİK&#8217;in bağladığı otomatik işliyor; eğitimciler ve eğitim sistemi dolayısıyla geleceğimizle ilgili menfilikler son sürat devam ediyor. Eğitime “kadın eli” değmesini çok istiyorduk; değdi de ne oldu? Niye bunların sebepleri üzerinde kafa yorulmaz acaba? Değirmenciler değişiyor ancak değirmen aynı değirmen!&#8230;</p>
<p>Bu meseleler kafa yormaya değmeyecek derecede basit meseleler mi acaba? Yoksa bunlara yoracak kafamız mı yok, vaktimiz mi? Ya da başka neyiniz kafi etmiyor da bu meseleleri ele almak için hiçbir çaba, gayret göstermiyoruz?</p>
<p>Daha pek çok soru sorulabilir&#8230; Ancak mühim olan meselenin özünü idrak etmek! Sanırım hepimizin başımızı ellerimizin arasına alıp, olup bitenleri anlamak için saatlerce, günlerce, aylarca&#8230; tefekkür etmemiz, sendika mensupları ile Millî Eğitim Bakanlığı mensuplarının ayrı kutupların insanı olmadıklarını anlamamız gerekir. Şayet ayrı kutuplar olduğunu düşünüyorsak o zaman yeni bir strateji tesbiti zarureti ortaya çıkar. Meselenin özüne inemezsek yap-boz hız kesmeden devam edip gidecektir&#8230;</p>
<p>Sevgi ve saygılarımla&#8230; Allah&#8217;a emanet olunuz!&#8230; 28.07.2010</p>
<p>Dr. Ahmet AKMAZ<br />
Türk Eğitim-Sen İlçe Temsilcisi<br />
Döşemealtı/Antalya</p>
<div class="shr-publisher-10387"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sendika-ve-meb-arasinda-olup-bitenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adil Bir Ücret Rejimi İçin Yapılması Gerekenler</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/adil-bir-ucret-rejimi-icin-yapilmasi-gerekenler/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/adil-bir-ucret-rejimi-icin-yapilmasi-gerekenler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 21:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul İl Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[memurlar]]></category>
		<category><![CDATA[memurlarının ücreti]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Kamu-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ücret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=9912</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada en çok değişikliğe uğrayan düzenlemelerden birisi de ücret rejimleridir. Özellikle gelişmesini tamamlayamamış ülkelerin ekonomileri istikrar bulmadığı için ekonomik açıdan sürekli yeni durumlar ortaya çıkmakta ücretlilerde bu durumlardan etkilenmektedir.
Cumhuriyetin ilanından sonra, Devlet Memurluğu rejimini ilk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en çok değişikliğe uğrayan düzenlemelerden birisi de ücret rejimleridir. Özellikle gelişmesini tamamlayamamış ülkelerin ekonomileri istikrar bulmadığı için <span id="more-9912"></span>ekonomik açıdan sürekli yeni durumlar ortaya çıkmakta ücretlilerde bu durumlardan etkilenmektedir.</p>
<p>Cumhuriyetin ilanından sonra, Devlet Memurluğu rejimini ilk defa düzenleyen 1926 tarihli ve 788 sayılı Memurin Kanunu ile Devlet memurlarının ücret rejimini belirleyen 3656 ve 3659 sayılı Kanunlar çıkarılmıştır. Bu Kanunlar çok az değişikliklerle orijinalliklerini koruyarak 1965 yılına kadar yürürlükte kalmışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1965’e kadar sosyal siyasal ve ekonomik yapıda önemli değişimler yaşanmıştır. Yaşanan değişimler, 1926 yılında kurulan personel sisteminin toplumsal ve ekonomik yapıya uyumunu zorlaştırmış ve yeni bir personel sistemi ihtiyacı kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Sonuç olarak, 1965 yılında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kabul edilmiştir.</p>
<p>Ancak ilerleyen dönemde özellikle ücretler konusundaki karmaşıklık, içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Ücretlerdeki adaletsizlik artık herkes tarafından kabul edilir ve açık bir şekilde gözle görülür hale gelmiştir. Öyle ki kalkınma planlarında ve hükümetlerin eylem planlarında ücretlerdeki adaletsizlikten bahsedilmekte ve çözüm önerileri sunulmaktadır.</p>
<p>Ücret, çalışanları güdülemede en önemli etkenlerden biridir. Kamu hizmeti veren kişilerin memnuniyetsizliği ise kamu hizmetlerinin verimli bir şekilde yerine getirilmesini etkileyecektir. Dolayısıyla ücret adaletsizliği bir sorun olarak kamu yönetimimizin en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir.</p>
<p>Ücret sistemi, kamu hizmetlerinin istenilen biçimde yerine getirilmesini yakından etkiler. Kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması için ücret sistemi yeterli, adil ve dengeli olmalıdır.</p>
<p>Adil bir ücret rejimi şu özellikleri taşımalıdır:</p>
<p>1- Aylık ve ücretler miktarca yeterli olmalı ( Asgari geçim haddi esas alınmalı). 2010 Mayıs sonu itibarıyla ülkemizde dört kişilik bir ailenin Asgari geçim haddi (Yoksulluk Sınırı) 2955 TL, bir kişinin Yoksulluk Sınırı da 1473 TL olarak hesaplanmıştır.</p>
<p>2- Ücretler konjonktürü (fiyat dalgalanmalarını) izleyebilmeli</p>
<p>3- Ücretler arasında bir iç denge bulunmalı (Bugün ortalama işçi maaşı 1900 TL, memur maaşı da 1350 TL’dir. Buradan kamu işçilerinin ortalama olarak memurlardan yaklaşık %30 daha fazla ücret aldığı sonucu çıkmaktadır).</p>
<p>4- Ücretler, özel kesim ücretleriyle uyumlu olmalı (Dış Denge İlkesi)</p>
<p>5- Ücret Yelpazesi (en yüksek aylıkla en düşük aylık arasındaki fark) makul olmalı. OECD ülkelerinin çoğunda ücret dağılımı çarpan sayısı (katsayısı) 2 ve 3 arasında değişmektedir. Macaristan, 4,9 ile en yüksek ücret dağılım katsayısına sahip ülkelerden biridir. Oysa İsveç ve İsviçre’de bu değer 2’nin altındadır. Tür­kiye’de çıplak ücretler ele alındığında en yüksek maaş alan kamu çalışa­nı ile en düşük ücret alan arasında 6 katın üzerinde bir fark olduğu gö­rülecektir. Nitekim 9/2’sindeki bir memur eş ve çocuk yardımıyla birlikte 1291 TL, Millet Vekilleri maaşları 9500 TL dir).</p>
<p>6- Ücret rejimi, açık, sade ve yalın olmalıdır.</p>
<p>7- Ücret rejimi bütüncül olmalıdır.</p>
<p>8- Ücret rejimi güdeleyici (motive edici) olmalıdır.</p>
<p>Genel olarak ücret rejimimizin en temel sorunları asgari geçim haddine dikkat edilmemesi ve “eşit işe eşit ücret” ilkesi olarak da tabir edilen “iç denge” ilkesine uyulmamasıdır. Aynı statüde aynı işi yapan kişilerin arasında iki katı aşan farklar alması, aynı işi farklı statülerde yapanların farklı maaşlar alması ve nitelik olarak daha düşük olmasına rağmen statü farklılığı yüzünden bazı çalışanların daha yüksek ücret alması kişilerin çalışma motivasyonunu düşürmektedir. Ayrıca bu farklılıklar kişiler arasında çalışma barışının bozulmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Diğer sorunlar ise ücretlerin fiyat dalgalanmalarını izleyememesi, dış denge ilkesine uyulmaması, ücret yelpazesinin makul olmaması, bölgelere göre farklılaştırmaların yapılmaması ve ücret rejiminin bütüncül, açık, sade ve yalın olmaması olarak sayılabilir.</p>
<p>Bu sorunların çözülmesi için öncelikle personel rejiminin yeni baştan düzenlenmesi gerekmektedir. Personel rejiminin içinde ücret rejimi düzenlenirken bilimsel ve rasyonel olarak hareket edilmelidir. İş analizlerine dayalı görev, yetki ve sorumlulukların belirlendiği yeni bir sınıflandırma yapılmalıdır. Üst yönetim, denetim hizmetleri ve akademik hizmetlerle ilgili yeni hizmet sınıfları oluşturulmalıdır. Her sınıfın iş analizleri yapılmalı ve bu sınıflandırmaya göre ücretler ödenmelidir. Böylece eşit işe eşit ücret sorununa da çözüm bulunmuş olacaktır.</p>
<p>Ücret rejimi, bilimsel olarak en iyi şekilde düzenlendikten sonra tüm kesimlerin mutabakatı sağlanmalıdır. Bilimsel çalışmalar ve mutabakat sonucunda ortaya çıkacak olan adil ücret rejiminden ayrılma ve kopmalara izin verilmemeli, kurumlar arası ücret farklılıklarına böylece son verilmelidir.</p>
<p>Türkiye Kamu-Sen</p>
<p>İstanbul İl Başkanı</p>
<p>Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan</p>
<div class="shr-publisher-9912"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/adil-bir-ucret-rejimi-icin-yapilmasi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalıştığı Sınıfa Yabancılaşan Sedikacılar‏</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/calistigi-sinifa-yabancilasan-sedikacilar%e2%80%8f/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/calistigi-sinifa-yabancilasan-sedikacilar%e2%80%8f/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 21:06:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Göksel Rıza ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[Sedikacılar‏]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=9906</guid>
		<description><![CDATA[Beslendikleri ideolojik kaynak sayesinde üyesi oldukları sınıfa yabancılaşma tehlikesini aşarak emeğin sorunlarını çözmeye çalışan dürüst sınıf sendikacılarına rağmen, sendikacılık  hatırı sayılır bir ağırlığa ulaşmış bulunan sınıf asalakları yüzünden feci şekilde kirletilmiş bir “meslek” haline geldi.
Kamu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beslendikleri ideolojik kaynak sayesinde üyesi oldukları sınıfa yabancılaşma tehlikesini aşarak emeğin sorunlarını çözmeye çalışan dürüst sınıf sendikacılarına rağmen, sendikacılık  <span id="more-9906"></span>hatırı sayılır bir ağırlığa ulaşmış bulunan sınıf asalakları yüzünden feci şekilde kirletilmiş bir “meslek” haline geldi.<br />
Kamu Emekçiliğinden sendikacılığa “terfi” eden ve kısa sürede üyesi olduğu sınıfa yabancılaşıp emeğin geleceğini karartmaya başlayan sınıf asalaklarının bir hikâyesi var elbette. Şöyle özetlenebilir:<br />
Ürettiği hizmet emeğini satan, sömürülen ve aşağılanan emekçi sınıfının bir üyesi iken, aynı kamu emekçileri tarafından uygulamadaki yasalara göre &#8220;seçilip&#8221; &#8220;sendikacı&#8221; olan emekçi yeni kimliği, kendisine biteviye &#8220;artık kamu emekçisi olmadığını&#8221; hatırlatmaya başlar. Daha önce karşısına çıkarken tedirgin bir hazır ol vaziyeti almak zorunda kaldığı işveren ve de eski emekçi arkadaşları ona “sayın başkan” demektedirler. Dahası, kamu emekçisinin ücretlerinden kesilerek sendika kasasına akan muazzam bir “servetin” üzerindeki tasarruf sahiplerinden biridir. Sendikal faaliyetlerinde yaptığı ve yapacağı harcamaların hesabını soran yoktur. Eline geçen para emekçi arkadaşlarının ücretinden misliyle fazladır ve “gelirini” dilediğinde dilediği kadar da artırması mümkündür.(Tarife en uygun örnek Türk İş Genel Başkanı Mustafa Kumludur. Gelir artırmadaki rekorları onlarca makalenin konusu oldu) O, istese bile emekçi olamayacak bir “dünyada” gezinen, makam &#8211; mevki sahibi “mühim bir kişi”dir artık!<br />
Böylesi bozucu bir ortamda kendini gerçekleştirmeye çalışan sendikacı emekçi, sınıf kardeşlerine yabancılaşması, emekçi olmaktan çıkması ve emekçi ile işveren arasında bir “arabulucu” konumuna gelmesi, neredeyse kaçınılmazdır!<br />
Bu mesele önemlidir; emeğin ihtiyaç duyduğu bir sendika, ancak sendikacıların, üyesi oldukları sınıfa yabancılaşmalarını engellemekle mümkündür.<br />
Sendikalar birer araçtır ve amaçlanan şeyle sendikaların işlevi arasında dolaysız bir ilişki vardır. Amacınız, üç alan emekçinin beş almasını sağlamak ve sermayenin kullanılabilir bulduğu kimi haklardan, artık ne kadar olabiliyorsa o kadar “nasiplenmek” ise, ücret sendikacılığı ya da düzen sendikacılığı sınırları içinde kalır, sendikanın işlevini böylece belirlemiş olursunuz. Fakat örneğin “toplum için üreten, herkesin yeteneğine göre hakça bölüşeceği” bir gelecek isteğiyle “değerlendirdiğiniz” araç olarak sendikalar, emeğin kendini hemen her düzeyde ifade edebileceği etkin araçlar haline de getirilebilirdi.<br />
Bu düşüncenin pratik karşılığını kurmak amacıyla, 1992 yılında, paylaşılmaya değer, ciddi bir çalışma yapıldı. &#8220;Sendikalarda ve sendikalar aracılığıyla&#8221;, kamu emekçisinin kendi kaderini eline almasını istiyorduk. O zamanki adıyla sendikamız Eğit Sen in kapsama alanı, İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır gibi büyük kentlerden, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar her yere ulaşıyordu ve biz bir yılı aşkın bir süre boyunca hiç hız kesmeden koşturuyorduk!<br />
Gittiğimiz işyerlerinde son derece yalın ve etkili bir “dil” kullandık. Öncelikle, kamu emekçilerinin içinden çıkan, ama kamu emekçisine yabancılaşan asalak sendikacı tipolojisine karşı ideolojik bir taarruz başlattık.<br />
Emekçilerin seçip göreve çıkardıkları sendikacı emekçinin kendi sınıfına yabancılaşmasını engellemek için doğrudan emekçi inisiyatifi önerdik.<br />
Kamu emekçilerinin, sendikacılık görevinin ayrıcalıklı bir “iş” olmaktan çıkartılmasının, sendikalı kamu emekçisinin hizmet ü retimdeki emekçi kardeşlerinden daha yüksek bir ücret almamasının, sendika kasasındaki emekçi aidat paralarından yapılan harcamaların dileyen her emekçi tarafından Kongre tarihi falan beklenmeksizin her an denetlenebilmesinin ve verilen görevi yerine getiremeyen sendikacının onu göreve çıkartan emekçiler tarafından her an geri çağrılabilmesinin önemini anlattık.<br />
Ve elbette, “üretenlerin doğrudan yönetimi” şeklinde formüle edilebilecek olan emeğin demokrasi kültürünü “hemen şimdi” bilince çıkarmanın zorunlu ve mümkün olduğunu; böyle bir şeyi gerçekleştirmek için de, doğrudan emekçi inisiyatifinin yolunu açacak “alternatif”tir hukuk’la sendikaları yeniden biçimlendirmenin yeterli olacağını anlattık.<br />
Bu düşünceyi, doğal olarak bütün emekçi önderleri benimsedi ve sendikaların işleyişini düzenleyen mevcut tüzüğü zenginleştirmek, katkı sunmak amacıyla Anadolu’nun değişik illerinden ve değişik iş kollarından seçilmiş 89 kamu emekçisiyle 1993 yılının haziran ayının sonunda Ankara’da bir araya geldik<br />
Kendi kaderlerini belirlemek isteyen emekçiler harekete geçmiş, devşirme sendikacılara, sınıf asalaklarına karşı savaş açacaklarını 3 Temmuz da Ankara da yapılacak KÇSP mitinginde net biçimde duyurmayı planladık.<br />
Sendikalarda doğrudan emekçi denetimini sağlayan ve pratik süreçlerde emeğin ihtiyacı olan demokrasi kültürünün yaratılmasını mümkün kılan yeni tüzük,önerisi toplantıya katılan bütün il temsilcileri tarafından imzalı kabul gördü.<br />
Mutluyduk; çabalarımızın karşılığını almış, emek dünyasında örnek bir sendikacılık dönemini başlatacaktık.<br />
Ne var ki, büyük bir “hesap hatası” yapmıştık; bizim çalışmalarımızı kaygıyla izleyen Töb-Der deneyimli yöneticilerini fazlaca ciddiye almamıştık; nasılsa emekçi inisiyatifi harekete geçmişti, &#8220;dinozor&#8221; kadrolar ne yapabilirdi ki?<br />
Yaptılar ama! Hem de çok kötü bir şey yaptılar. 12 Eylül öncesinden kalma, Töb-Der içerisindeki “gurup” anlayışlarıyla sessizce bir dizi toplantılar gerçekleştirerek “emek mücadelesinin birleşmesi” sosuyla Eğit Sen-Eğitim İş çatı birliği ve KÇSP den KESK üst yapılanmasına evirilen süreçlerde üste bahsettiğim tüzük çalışma metinlerinden “bazı” bölümler alınarak (iki dönem üst üstte seçildikten sonra aday olamama-hizmet kolunda çalışan emekçinin maaşından daha fazla maaş alamama) içerisinde yer aldığım sınıf sendikal inisiyatif kadrolarının bazılarının da desteğini alınarak sendikalarımızın şu anki örgütsel modeli yaratılmış oldu.<br />
Sonuçta,1995 yılında 4688 sayılı yasanın uygulamaya konuluşun “sendika babaları” tarafından engellenememesi Ankara ya taşınan kitlelerin “gazı” alınarak illerine gönderilmesi vb. gelişmelerle 4688 içine hapsedilen ve onun getirdiği “hükümlere” uyma telaşı içine giren sendika “guruplarının” kamu emekçilerin demokratik kitle hareketini &#8220;yasal sınırlar&#8221; içerisine çekme ve orada utma gayretlerini hep beraber gördük.<br />
O günlerden bu yana Eğitim Sen ve Konfederasyonumuz KESK içerisinde, sınıf sendikal kadrolar hep “marjilanize” edilmiş. Kürsü kullanmaktan tutunda fikirlerini yayma, iletişim olanaklarından yararlanma gibi tüm olanaklardan sınırlı ölçülerde o da tırnaklarının zoruyla kazıya, kazıya faydalanma bilmişlerdir.<br />
Göksel Rıza Özkan<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı KESK Niğde Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-9906"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/calistigi-sinifa-yabancilasan-sedikacilar%e2%80%8f/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SENDİKACIYIM DİYENLER KENDİNİ TANIMAK ZORUNDADIR!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sendikaciyim-diyenler-kendini-tanimak-zorundadir/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sendikaciyim-diyenler-kendini-tanimak-zorundadir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 16:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[sendikacı]]></category>
		<category><![CDATA[sendikal]]></category>
		<category><![CDATA[Sınıf Sendikacısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=9674</guid>
		<description><![CDATA[Sınıf Sendikacısı kendini tanımak zorundadır. Kendimizi tanıdığımızda, zaaflarımız, geriliklerimiz ya da yapamadıklarımız bizi korkutamaz. Orada korku değil, kendine güven vardır. Açık sözlülük ve cesaret vardır. Orada güçsüzlük değil, güç vardır. Çaresizlik değil, çare vardır.
Sınıf Sendikacısı kendini ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sınıf Sendikacısı kendini tanımak zorundadır. Kendimizi tanıdığımızda, zaaflarımız, geriliklerimiz ya da yapamadıklarımız bizi korkutamaz. Orada korku değil, kendine güven vardır.<span id="more-9674"></span> Açık sözlülük ve cesaret vardır. Orada güçsüzlük değil, güç vardır. Çaresizlik değil, çare vardır.<br />
Sınıf Sendikacısı kendini tanıdıkça değişecek ve değiştirecektir. Kendini tanıdıkça çözecek ve çözümleyecektir. Kendini tanıdıkça neyi niçin yaptığını bilecektir. Hissedecektir, hissettirecektir. Öğrenecektir, öğretecektir. Kavrayacaktır, kavratacaktır.<br />
Ancak tüm bu gelişim Sınıf Sendikacısının kendisiyle kavgasıyla mümkündür. Zaaflarla kavganın durduğu yerde, ertelendiği yerde, ikili kişilik ortaya çıkar. İkili kişilik, İki karakterlilik Sınıf Sendikacısı kimliği ve karakterliliği olamaz.<br />
Dengeci, uzlaşmacı, korumacı kafa düşünemez, üretemez, çözümlemez, değiştirip dönüştüremez.<br />
Sınıf Sendikacısının kendisiyle kavgası inanç ve cesaret ister.İnanç ve cesareti olmayanlar, kavga edemezler, kavga veremezler, kavgayı yönetemezler.Emeği, zoru sevmezler.Bencildirler. Bu bencil baylar:<br />
Kavga etmeyerek, emeği sevmeyerek Sınıf Sendikacısı olamazlar. Çünkü gerçekçi değillerdir, gerçeği sevmezler, geçeklerden “öcü” gibi korkup kaçarlar, mazeretlerin arkasına sığınırlar, kendini ve çevresini geriden ama daima geriden örerek düzene hizmet veren bir yaşamı tercih ederler.<br />
Kendini tanıyan Sınıf Sendikacısı iyi ve kötü özelliklerini bilir.Kötü onu korkutmaz, çünkü iyi ona güç verir.Olumsuz özellikleri onu korkutmaz, çünkü olumlu özellikleri ona güç verir.Cesaret sahibi olur ve zaaflarıyla sürekli kavga içerisinde olur.İyiyi, olumluluğu,dayanışmayı büyütür. Çünkü büyümenin ve gelişememenin önündeki düşmanı, yani kendini tanımama duvarını yıkmıştır.<br />
Kendini tanımama kendine yabancılaşmadır. Kendini tanımayan emekçiyi tanımaz, sınıfını sevmez sevemez, emekçiler için hiçbir şey yapmaz, yapamaz. Küçük burjuva bir yaşam için ömrünü çürütür.<br />
Oysa Sınıf Sendikacısı değişen ve değiştirendir. Kendini tanımayan Sınıf Sendikacısı, neyin değişeceğini, değiştirileceğini bilmez. Bilemez. Neyi istediğini dahi bilmez.<br />
O zaman bir Sınıf Sendikacısı kendini tanımakla işe başlamalıdır. Sınıf savaşımında ve yaşamda kendisine karşı gerçekçi olmayanlar hiçbir köke tutunamazlar. Bu baylar olsa, olsa düzen içi &#8220;solculuk&#8221; yapabilir. Bu bayların çok şey bilmesi önemli değildir. Temelde değildir. Çok şey bilinebilir, ama nasıl, neden, niçin, kim için ne zaman kullanılması gerektiğini bilmezler. Bilgiyi doğru kullanamazlar. Yılların birikimi, deneyimi, tecrübesi olabilir. Bu birikim tecrübe vb. Tek başına önemli değildir. Bilgi ve tecrübe birikimini doğru kullanmasını bilmiyorsa yanlış kullanıyordur ve fakat kullanmayarak da düzene hizmet ettiği gerçekliliği göz ardı edilemez.<br />
Elbette doğru, doğru kullanıldığı yerde doğrudur. Yanlış doğru kullanılmadığı için yanlıştır. Doğruyu ve yanlışı belirleyen nerede, nasıl niçin kullanıldığıdır. Doğru, mücadelenin ihtiyacına cevap verecek tarzda kendi doğallığında büyümüyorsa, gelişmiyorsa o doğru, doğru değildir. O, doğru Sınıf Sendikal bir doğru değildir. Oysa Sınıf Sendikacısı kendisiyle, hayatla kavgayı süreklileştirerek duyguda, düşüncede, pratikte doğru çizgiyi yakalayabilendir.<br />
Aksi takdirde ne olur? Doğrular yanlışlar birbirine karışır. “At izi, it izine” karışır. Çatışmasız, doğruların ve yanlışların bir arada olduğu, birlikte yaşadığı bir “Sınıf Sendikacısı” ne zaman neye doğru yaklaşır, ne zaman neye yanlış yaklaşır, ne zaman küser, alınır, ne zaman güler, sevinir anlaşılmaz. Kahvehane köşelerinden, çalı çırpı diplerinden “dedi kodu” üreterek kendini aştığını zanneder:<br />
Doğruların ve yanlışların birbirine karıştığı noktada, beyin ve düşünce yoktur.<br />
Beyin ve düşüncenin olmadığı yerde bilimsellik de, gerçeklikte yoktur. Sadelik yoktur.<br />
Yani emekçi sınıf için mücadele yoktur, yani sınıf sendikal kadro yoktur. Nemi vardır, hemen belirteyim kapitalist sistemin tüm iğrenç, kokuşmuş, yoz ve çıkarcı görünümleri vardır.Yani DEVRİMCİ olmayan her şey vardır.<br />
Göksel Rıza Özkan<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı<br />
KESK Niğde Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-9674"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/sendikaciyim-diyenler-kendini-tanimak-zorundadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Mücadelesi ve Sendikal Kadrolar!</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/demokrasi-mucadelesi-ve-sendikal-kadrolar/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/demokrasi-mucadelesi-ve-sendikal-kadrolar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 19:36:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Niğde]]></category>
		<category><![CDATA[Rus]]></category>
		<category><![CDATA[sendikal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=9644</guid>
		<description><![CDATA[Sermayenin son yüz yıl içinde elde ettiği başarılardan biri, belki de en büyüğü, sınıf kimliği muğlâklaştırılmış bir demokrasinin, “vazgeçilemez” bir toplumsal ve siyasal değer mertebesine çıkarılmış olmasıdır.Bu durumun emek dünyasındaki “yansımaları” son derece vahimdir: Kapitalist ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sermayenin son yüz yıl içinde elde ettiği başarılardan biri, belki de en büyüğü, sınıf kimliği muğlâklaştırılmış bir demokrasinin, “vazgeçilemez” bir toplumsal ve siyasal değer mertebesine çıkarılmış olmasıdır.<span id="more-9644"></span>Bu durumun emek dünyasındaki “yansımaları” son derece vahimdir: Kapitalist toplumlarda demokrasiyi, “sermayenin, halkın yönetimi yalanı üzerinden sürdürülen iktidar biçimlerinden biri” şeklinde tarif eden ve sermaye karşıtlığını kararlılıkla ifade eden sınıf sendikal kadrolarımız, aynı sermayenin iktidar biçimi olan burjuva demokrasisine karşı ilan edilmiş mücadele düşüncesine “çekimser” duruyorlar.<br />
Kapitalizmi tasfiye edip toplum için üretip hakça paylaşımın önündeki en zorlu engelin “diktatörlük” olduğu sanılır, fakat işin doğrusu şudur; sermayenin en akılcı iktidar biçimi olan burjuva demokrasisini aşmak, diktatörlükleri yıkmaktan daha zordur.<br />
Yirminci yüz yılda pek çok diktatörlüğü yıkıldı, ama burjuvazinin demokrasileriyle baş edemedik; Birinci emperyalist savaş koşullarıyla birlikte ayrıca değerlendirilmesi gereken Ekim Devrimi bir yana, tarihimizin hiçbir döneminde, demokrasi engelini aşıp, bir sosyalist devrim gerçekleştiremedik. Ve fakat en pespaye demokrasiler bile, kapitalizmi tehdit etmeye başlayan sınıf sendikal hareketlerin önünü kesmeyi, fiili, meşru ve radikal mücadeleleri “sönümletmeyi” başardı.<br />
Kapitalist toplumlarda demokrasi mücadelesinin sonu yoktur: Sömürüyü disipline eden devlet iktidarının belirlediği ölçülerde örgütlenme ve “ifade” özgürlüğü elde edilebilir, ücret artışı için grev hakkı kullanılır, yaşam koşulları düzeltilebilir; vekiller seçilir, parlamentoya gönderilir ve kapitalizmin, özel mülkiyet ya da sömürü özgürlüğü gibi kutsallarına “ellememek” şartıyla hükümet de olunabilir vs. Haklar yeniden kısıtlanır (sa), yeniden ve yeniden demokrasi mücadelesi verilir; sokağa çıkılır, greve gidilir, koşullar düzeltilir ve bu iş sürgit devam eder. Bu arada, zorlanınca esneme özelliğine sahip burjuva demokrasisinin “güzelliklerinden” yararlanan emekçi yığınlar, demokrasi ile barışık yaşamaya alışırlar; böylece, demokratik tepki verildiğinde “insafa gelen”, iyi kötü yaşanılabilir bir sistem haline getirilebilen kapitalizmi tasfiye etmek için büyük bedeller ödemeye, başkaldırıya da gerek kalmaz!<br />
Bu sorunu önemsemek gerekir. Demokrasi mücadelesi bu minval üzere sürdürülürse, “şartlar olgunlaştı” dediğinizde, o güne kadar uğruna mücadele edilen demokrasiyi aşamayabilirsiniz; sermayenin “kendi tercihi” iktidar biçimi olan burjuva demokrasisini karşınıza almak için ihtiyaç duyacağınız “samimiyet” hususunda zorlanabilir ve hatta, yasalarla denetlenen demokrasi mücadelesine ve demokrasi ile barışık yaşamaya alıştırdığınız emekçi halkın “karşı duruşuyla” da karşılaşabiliriz!.<br />
Kuşaklar boyunca, ısrarla ve devamla “demokrasi mücadelesi” veren sınıf sendikal kadrolar, bu mücadeleyi, “demokrasinin sunduğu olanaklardan yararlanmak ve gelecek o büyük gün de ihtiyaç duyulacak güçleri hazırlamak” amacıyla verdiklerine inanırlar. 1917 Rusya’sın da Şubat Burjuva Devrimi ile oluşan “özgürlük ortamını” toplumcu devrim için değerlendiren Bolşevik pratiğini de örnek gösterirler.<br />
Bu, kısmen doğru bir yorumdur; çünkü bu yorum, 1917 Burjuva Devrimi’nden hemen sonra, o “serbestlik ortamında”, demokrasi mücadelesini, zenginlere karşı işçilerin ilan edilmiş iktidar mücadelesi şeklinde tarif eden, demokrasiye karşı, hiç duraksamadan, toplumcu demokrasi talebini öne çıkaran Bolşeviklerin, Çarlık dönemini aratmayan büyük bir baskı ve terörle karşılaştıklarını hesaba katmamaktadır. Bolşevikler, burjuva demokrasisine “elledikleri” için, 1917 Şubat Devrimi’yle örgütlenen burjuva demokrasinin “güzelliklerinden” ancak dört ay yararlanabildiler. Bu pratiğin bize öğrettiği şey şudur; emeğin kısmi kazanımlar elde etmesine olanak tanırken, sermayenin ömrünü “gereğinden çok fazla” uzatan demokrasiye “ellerseniz”, diktatörlüğü davet edersiniz. Ama işte, burjuva demokrasiye “ellemeden” de toplumcu bir sisteme çıkamazsınız!.<br />
Emeğin ve insanlığın özgür geleceğini dert edinen sınıf sendikal kadrolar için demokrasi mücadelesi, sermayenin, diktatoryal ya da “demokratik” bütün iktidar biçimlerine karşı emeğin ilan edilmiş özgürlük savaşı ile başlar ve kapitalizmi tasfiye ederek, “üretenlerin doğrudan yönetimi” şeklinde formüle edilebilecek olan toplumcu demokrasiyi örgütleme eylemiyle devam eder. Devam eder; çünkü her demokrasi gibi toplumcu demokrasi de bir devlet biçimidir ve sınıf sendikal kadrolar, artık devlete ihtiyaç duyulmayacak bir aşamaya kadar, bu mücadeleyi sürdürmek zorundadırlar.<br />
Göksel Rıza ÖZKAN<br />
Niğde Eğitim Sen Başkanı/KESK Sözcüsü</p>
<div class="shr-publisher-9644"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/demokrasi-mucadelesi-ve-sendikal-kadrolar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANKARA SENDİKACILIKTA SINIFTA KALDI</title>
		<link>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/ankara-sendikacilikta-sinifta-kaldi/</link>
		<comments>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/ankara-sendikacilikta-sinifta-kaldi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 17:55:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senDİKalı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sendikal Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[sendikacılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sendikal.net/?p=9473</guid>
		<description><![CDATA[Türk Eğitim- Sen Nevşehir Şubesi’nin “Türkiye’de Eğitim Sendikaları” başlığı altında yaptığı çalışmalar ve uzun süren araştırmaları sonucu büyük şehirlerde sendikacılığın Anadolu illerine göre çok geride olduğu gün yüzüne çıktı.Araştırma sonuçları için basın karşısına geçen Türk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Eğitim- Sen Nevşehir Şubesi’nin “Türkiye’de Eğitim Sendikaları” başlığı altında yaptığı çalışmalar ve uzun süren araştırmaları sonucu büyük şehirlerde sendikacılığın Anadolu illerine göre çok geride olduğu gün yüzüne çıktı.<span id="more-9473"></span>Araştırma sonuçları için basın karşısına geçen Türk Eğitim-Sen Nevşehir Şube Başkanı Mustafa UĞUR; “Türkiye’de eğitim alanındaki sendikalaşma oranları tespit etmek için uzun süre uğraş verdik fakat çıkan sonuçların ülkemiz adına çok da iyi olmadığını gördük” dedi.<br />
UĞUR; “ Türkiye’nin en büyük eğitim sendikaları olan Türk Eğitim-Sen, Eğitim Bir-Sen, Eğitim-Sen ve diğer sendikalarının üye toplamları ile illerde çalışan toplam eğitim çalışanları tespit edildikten sonra Türkiye’de en fazla sendikalaşma oranının Aksaray ilinde olduğunu tespit ettik. Aksaray ilindeki sendikalaşma oranına baktığımızda ilde toplam 4771 kişi görev yapmakta, görev yapanların 3281’i sendikalara kayıtlı üye olarak gözükmektedir” dedi.<br />
Eğitim alanındaki sendikalaşma oranlarında ilk beşi; Aksaray, Karabük, Çorum, Osmaniye, Tokat oluştururken, son beş ili ise Şırnak, Hakkari, Iğdır, Ankara, Muş oluşturdu.<br />
İzmir, Ankara, İstanbul gibi üç büyük ildeki sendikalaşma oranlarını da açıklayan UĞUR, sendikalaşma oranlarının İstanbul’da %43.29, İzmir’de % 43.75, Ankara’da %34.18 olarak ortaya çıktığını ifade etti.<br />
Araştırmanın en dikkat çeken noktası ise Türk Eğitim-Sen, Eğitim-Sen ve Eğitim-Bir-Sen gibi sendikaların genel başkanlarının memleketlerindeki sendikalaşma oranları oldu. Sendika genel başkalarının memleketleri araştırmada ilk otuza dahi giremeyerek büyük bir hayal kırıklığı yarattı.</p>
<p>Türk Eğitim-Sen Nevşehir Şubesi<br />
Basın Bürosu</p>
<div class="shr-publisher-9473"></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sendikal.net/sendikal-makaleler/ankara-sendikacilikta-sinifta-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

