Anasayfa / Kamu Sendikaları / Eğitim Bir Sen 17. Başkanlar kurulunu Suriyede gerçekleştirmiş.

Eğitim Bir Sen 17. Başkanlar kurulunu Suriyede gerçekleştirmiş.

Eğitimle ilgili bir sürü sorun çözüm beklerken Eğitim Bir Sen Suriyede 17. Başkanlar kurulunu gerçekleştirdi.
Biliyoruz ki Sendikalar genellikle toplantılarını Ankarada yaparlar tatil sezonu dışındaki zamanlarda ise otel fiyatlarının çok düşük olması nedeniyle Antalya gibi yörelerde yapmaktadırlar.

Bunun sebebi ise sendika yönetim kurulu üyelerinin, il başkanlarının sendikalar kanunu geregince yapmak zorunda oldukları toplantı ve eğitimlerini yapabilecek kapasitede otellerin ya Ankara merkezde yada tatil yörelerinde bulunamasında kaynaklanmaktadır.

Bir süredir ortalıkta görünmeyen geçiştirme haberlerle internet sitesini yenileyen Eğitim Bir Sen ise 17. Başkanlar kurulunu Suriyede gerçekleştirmiş.

Bu toplantı Eğitim Bir Sen Şube başkanlarının Suriyeyi görmek istemeleri nedeniyle mi gerçekleşti yoksa Suriyemi davet etti bilmesekte, Ülkenin 81 ilinden hangi imkanlarla suriyede toplanıldı, bu masrafları sendika başkanları kendi imkanlarıyla mı karşıladı merak kamuoyu adına merak ediyoruz.

Acaba bir sonraki toplantı hangi ülkede gerçekleşecek? Yoksa? yoksasını yorumcularımıza bırakıyoruz.

işte Eğitim Bir Senin açıklaması

17. Başkanlar Kurulu Toplan- tımızı Suriye’nin Başkenti Şam’da gerçekleştirdik. Bura- da Şube başkanlarımıza hitap eden Genel Başkanımız Ahmet Gündoğdu, Kurucu Genel Başkanımız merhum Akif İnan ve arkadaşlarının yola çıkarken, yol haritalarını çizen şeyin bir sevda olduğunu ifade ederek, “Bu sevda, bizi de hareketlendiren, enerjimizi ve gıdamızı oluşturan, medeniyet değerlerimize dayanan ama yeni dünyayı da okumayı, dünyanın yeni yapılanmasını, örgütlenmesini okumayı, küresel sorunlara karşı küresel çözümün paydaşı olmayı da bize yüklemiştir” dedi.

Türkiye’nin sivil toplum bilinci, örgütlenme bilinci, sendikal bilinci içerisinde açık ara önde olduklarını kaydeden Gündoğdu, şöyle devam etti: “Hem işçi sendikacılığında hem memur sendikacılığında hep beraber yeni çığırlar açarak yolumuza devam ediyoruz. Bugüne kadar Batı’nın insan hakları içerisine erken almış olduğu sendika hakkının hep örgütlenme boyutuyla yetindik. Bugün artık Anayasa değişikliği paketine girmiş olduğunu sevinçle karşıladığımız ama bu paketin toplu sözleşme hakkının dışındaki içerikleriyle birlikte Türkiye sevdamızla yeni kazanımları da beraberinde getirecek olması; sendikacılıkta, Türkiye’ye dair gelişmelerde de yeni kapıları aralayacaktır.”

Örgütleme konusunda ilk düğmeyi doğru düğmelemenin çok önemli olduğunun altını çizen Gündoğdu, “İlk düğmeyi doğru düğmelerseniz, bütün düğmeler doğru gider; yanlış düğmelerseniz, bütün düğmeler yanlış gider. Bu manada kurucularımız ilk düğmeyi doğru düğmelemiştir” şeklinde konuştu.

Sendikal bağımsızlığı ve sendikal şeffaflığı olmazsa olmazları arasında gördüklerini vurgulayan Gündoğdu, geçen yıl 365 üyeyle yetkili konfederasyon olduklarında, yeni bir sorumlulukla diğer konfederasyon başkanlarını davet edip ortak hareket çağrısında bulunduklarını, üç saatlik bir toplantı sonrasında toplu sözleşme hakkı konusunda ortak hareket edebileceklerini gördüklerini, onun haricinde ortak hareket edecekleri noktanın olmadığını bildiklerini ve toplu sözleşme konusunda anlaştıklarını hatırlatarak, “Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’ya gittik. Bu seneki toplu görüşme maddelerimizden biri toplu sözleşme olsun dedik. Toplu sözleşmeyi gündeme aldırmamız ortaktı. Daha sonra bu konuda bir çalıştay yapılması noktasında karara vardık. KESK ve Kamu-Sen’in katılmaktan vazgeçtikleri çalıştayda toplu sözleşme konusunu enine boyuna tartıştık ve bu konunun yasal bir çevreye oturtulması noktasında anlaşmaya vardık. Toplu sözleşme hakkının Anayasa değişikliği paketinde yer alması bizim sayemizde oldu” ifadelerini kullandı.

Gündoğdu, Türkiye’de birçok ezberi bozduklarını, bu ezber bozmaya yönelik girişimlerinden birinin de Taksim’in tabu olmaktan çıkarılarak, 1 Mayıs kutlamalarına açılması olduğunu söyledi.

Konuşmasında Anayasa değişikliği paketine de değinen Ahmet Gündoğdu, şunları kaydetti: “Bu pakette neler olmalıydı diye grev hakkından başlamak üzere birçok şeyi sayabiliriz ama olanlara baktığımızda, ilk kez Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı demokratikleşiyor, ilk kez meslekten ihraç kararı yargıya açılıyor, YAŞ kararları yargıya açılıyor, Kenan Paşa’nın, balyoz darbe planlayıcılarının zırhı olan darbe Anayasası’nın geçici 15. maddesinin, Anayasa’yı daha fazla kirletmesine müsaade edilmeden çıkarılması gibi gerçekten belki de son 50 yılın Meclis tarafından en güzel şekilde yapılmış bir çalışmayla karşı karşıyayız. İnşallah Meclis’in verdiği karar milletin önüne gelir. O zaman Memur-Sen’e iş düşer. Sadece toplu sözleşme hakkı için değil, diğer maddeler için de desteğimizi veririz. Türkiye’deki darbecileri taşlamazsak, ki bunu da iyi yapıyoruz, ne hak ve özgürlüklerle ilgili ne emekle ilgili özgür bir ortam bulamayız.”

Türkiye’nin dış politikasında eksen kayması yaşandığı yönündeki görüşlere katılmadığını, dış politikanın asıl eksenine dönmeye başladığını dile getiren Gündoğdu, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki ‘van münüt’ çıkışı dış politikanın yerine oturmasının başlangıcıydı. Mavi Marmara gemisi de, Türkiye’nin değerler boyutuyla mazlumlara sahip çıkması adına terörist devlet İsrail’in zulmünü deşifre ederek, bedel ödemeye ilişkin adanmışlığıyla, fedakarlığıyla bunu dünyaya göstermiştir. Mazlumların sesini dünyaya duyuran Müslümanı, Hristiyanı, ateistinden oluşan bu insanlık ailesini alkışlıyoruz; tıpkı Filistin’de çocukların katledilmesine engel olmaya çalışırken İsrail tankları altında kalarak can veren Amerikalı Rachel’i alkışladığımız gibi” dedi.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili yapılan düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gündoğdu, şöyle konuştu: “Bu konuda toptan ret ya da toptan kabul diye bir durumda değiliz. Değişiklik teklifinde yer alan maddelerin bir kısmı, 2008 ve 2009 yılı toplu görüşmelerinde mutabakat altına aldığımız hususları içermektedir. Bunlar, çocuk sayısına getirilen sınırın kaldırılması, hafta sonu izin alınmadan il dışına çıkış yasağının kaldırılması, emeklilik harcırahlarının 500 TL’den 750 TL’ye çıkarılması, engellilere nöbet muafiyeti getirilmesi, toplu görüşme priminin 3 ayda bir 30 TL olmak üzere yeniden verilecek olması, evlilik ve vefat izinlerinin genişletilmesi, doğumda babalık izni, hasta yakınlarının refakat izni, babaya doğumda mazeret izni verilmesi, KİT personeline sendikalı olma hakkı verilmesi, disiplin cezalarına yapılacak itirazlarla ilgili düzenleme gibi önceden imza altına alınan ve hükümetin yapacağını taahhüt ettiği değişikliklerdir. Taslakta yer alan bazı maddelerin ucu açık bırakılmıştır. Riskli gördüğümüz hususlar, kademe ilerleme süresinin uzatılması, özel sektörden kamuya personel alımı, istihdam fazlası personel oluşturma anlayışı, uzmanlık uygulaması, sicil uygulamasının kaldırılması ve yerine getirilen disiplin uygulaması, cezaların ağırlaştırılması ve getirilmek istenen esnek çalışma sistemidir. Bilgi edinme yasası kapsamında müracaat edilip öğrenilen sicil anlayışını kabul etmiyorduk. Getirilen sistemle de disiplin uygulaması ağırlaştırılıyor. Ödül ve ceza dengesizliği derinleştiriliyor. Öyle bir fiil tanımlanmış ki, mevcut ceza sisteminde, ‘şu işlemi yaparsanız bunun cezası uyarıdır’ deniyor. Şimdi uyarıdan sonra kınama gelmesine rağmen, kınama atlanıyor ve aynı fiile maaş kesim cezası getiriliyor. Kınama verilen fiillere maaş kesim cezası atlanıyor, kademe ilerlemesini durdurma cezası getiriliyor. Yani, subjektif ağırlaştırılmış cezalandırma kapıları aralanıyor. Vatandaş memnuniyetinin esas alınması bazı sıkıntılara yol açacaktır. Vatandaşın memurla bir araya gelmesinde, memurun vatandaşa kayıtsız ve ilgisiz kalması memuriyetten atılmaya kadar kapı aralıyor. Memurun, hangi konuda kayıtsız ve ilgisiz olduğuna yönelik bir kriter yok. Vatandaşımız, hukuk ve uygulamalara uymayan istekte bulunur ve memur buna ‘hayır’ derse, kayıtsız mı kalmış sayılacak? Bu konulardaki görüş ve önerilerimizi Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’ya bir rapor halinde sunduk. Burada bir değişiklik olmazsa, taslağın Meclis’te görüşülmesi aşamasında, karşı olduğumuz maddelerin değiştirilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Türkiye’nin şu anda olmak ya da olmamak noktasında olduğunu anlatan Gündoğdu, “Cumhurbaşkanı ile İstanbul’da yaptığımız terör zirvesinde birebir konuştuğumuzda aldığım bilgiler bunu yansıtıyor. Kaostan, kirlilikten beslenmek isteyenlerin ortak bir havuz oluşturduğu bir dönemdeyiz. Bu günlerde terör azdı demiyorum, bilinçli olarak azdırıldı diyorum. Cumhurbaşkanı ile yaptığımız toplantıda ifade ettiğim gibi, teröristle mücadele bizim işimiz değil. Terörle mücadelede Memur-Sen olarak, Eğitim-Bir-Sen olarak öteden beri bir bakışımız var. Bu bakış, insan hakları ihlallerini yok etme amaçlı ve insan hakları merkezlidir; medeniyet değerlerimiz ve bizi kardeş kılan evrensel değerler ve inancımızdır; her türlü şiddete karşı olma anlayışımız, daha çok demokrasi ve demokratikleşme talebimiz, evrensel hukuk ve hukukun üstünlüğü anlayışımızdır. Bunların altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bunlar, bizim görüşlerimizi belirleyen temel çerçevedir; dünyada insanlık adına ve ümmet bilincinin, İslam dininin bize yüklediği kardeşlik bilincinin ortaya çıkardığı değerlerle hareket etmektir. Bunun için terörü önlemede bataklığı kurutma mecburiyeti var. Eğitimden kalkınmaya, birçok konuda ülkenin bütün yörelerini eşitleyen; devlete, bireye, sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere düşen görevler var” değerlendirmesinde bulundu.

“Bataklığın kurutulmaması kimlerin işine geliyor ya da terörün azdırılmasından kimler nemala- nıyor” diye soran Gündoğdu, “Biz diyoruz ki, bataklık kurutulsun, teröre sebep oluşturan bütün nedenler ortadan kaldırılsın ama şehit edilen askerin cenazesi başka ölümlere davetiye çıkarmaya ya da o cenazeye katılan bazı siyasi parti ve sendikaların, ufuklarıyla, çalışmalarıyla ayakta kalamıyorken; buradan yola çıkarak güçlenmelerine, ayakta kalmalarına müsaade edilmesin. Şehitler bizim şehidimiz, asker bizim askerimiz. Dağa çıkanların anne-babalarının devlete çağrıda bulunarak, bu çocukların kandırılmasına müsaade etmeyin, sahip çıkın demeleri önemlidir. Devlet-millet kaynaşmasının olmadığı Güneydoğu’da bir başörtülü kızın başörtüsüyle giremediği üniversite dolayısıyla devlete sıcak bakmasını beklemek mümkün değil. Çünkü devlet demokratik değil. Devlet, hala sopası elinde gezen, değiştirmeye, dönüştürmeye çalışan bir devlet. Tanıyan devlet değil. Onun için JİTEM’e nasıl karşı çıkıyorsak, KCK’ya, PKK’ya da karşı çıkıyoruz” diye konuştu.

“Anayasa değişikliği paketi olduğu gibi referanduma sunulursa, gerçekten sivilleşme adına, sivil toplum örgütleri adına güzel şeyler olacaktır” diyen Gündoğdu, “Paket olduğu gibi sunulmazsa, biraz daha sıkıntı çekecek gibiyiz, çekmeye de hazırız. Çünkü eğer darbe geleneği devam ederse, ne sendikanın, ne vakfın, ne sivil toplumun, ne siyasi partinin hiçbir anlamı yok. Bunun anlamlı olması için önce millet iradesinin önündeki engellerin kaldırılması lazımdır. Anayasa’yı darbe ürünü kurumlar çiğnemeye devam ettiği sürece Türkiye’de çok olumlu gelişmeleri beklemek zordur” şeklinde sözlerini tamamladı.

Bu arada, Başkanlar Kurulu Toplantısı’nın ardından Türkiye’ye dönüşte, Gaziantep’te bir program düzenlenerek, en çok üye kaydeden, illerinde yetkili olan ve sendikamızın Milli Eğitim Bakanlığı’nda yetkili olmasına en çok katkıda bulunan Şube başkanlarımız plaketle ödüllendirildi.

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

Ambulans Çalışanlarına ve Hastalara Sigorta Yapılsın.

Türk Sağlık-Sen ambulans çalışanlarına ve ambulansta bulunan hastalara devlet tarafından ferdi kaza sigortası yapılması için …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir