Anasayfa / Kamu Sendikaları / YSK (Yasakçı Seçim Kurulu)

YSK (Yasakçı Seçim Kurulu)

Yüksek Seçim Kurulunun “Nüfus kağıtlarında T.C kimlik numarası olmayanlar oy kullanamaz” kararı, kelimenin tam anlamıyla hukuki garebettir. Anayasa Mahkemesi 367 kararıyla Meclisin Cumhurbaşkanı seçmesine engel olmak istemişti, YSK’da bu kararla milletin “seçmen” kimliğini kullanmasına engel olmak istiyor. Her iki karar, gerek konusu gerekse kararı oluşturan yüksek yargı organı yönüyle farklı olmasına karşın “demokrasiye ve milli iradenin gücüne tahammülsüz” bir zihniyet içermesi nedeniyle benzerlik göstermektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı; “Koşulsuz demokrasi”ye makam aracı olması gereken yüksek yargı organlarının, darbecilerin hizmet aracı haline getirilmek istendiğinin ilk işaretlerini vermişti. Yüksek Seçim Kurulu’nun T.C Kimlik Numarası kararı ise yüksek yargı organlarının, millet iradesine tahammül edemeyenlere hizmet veren “toplu taşıma aracı” olarak kullanılmak istendiğini gösteriyor.

Yüksek Seçim Kurulu, vatandaşlarımızı Nüfus müdürlükleri önünde tek sıra halinde kuyrukta bekleten T.C Kimlik Numarası kararına dayanak olarak 298 sayılı Kanunun 87 nci maddesini gösteriyor. 298 sayılı Kanunun 87 inci maddesinde; “Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenin kimliği, nüfus hüviyet cüzdanı veya kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan resmi belgelerle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeyle, seçmenlere kimliklerinin tespiti amacıyla nüfus hüviyet cüzdanı veya içeriğinde T.C kimlik numarası bulunan resmi belgeleri ibraz etme imkanı sağlanmıştır. Oysa, YSK, madde içeriğinde yer verilen ve Türkçemizde “biri olmazsa diğeri” anlamını vermek amacıyla kullanılan “veya” bağlacını görmezlikten gelerek, T.C kimlik numarası bulunma zorunluluğunun nüfus hüviyet cüzdanları için de geçerli olduğu şeklinde hangi yöntemle yapıldığı belirsiz bir yorumla kanun hükmünün lafzına ve seçme hakkına ilişkin Anayasa hükmünün ruhuna uygun olmayan bir karara imza atmıştır. Anayasa Mahkemesi’yle başlayan kuralı dikkate almadan yoruma dayalı karar üretme hastalığı, YSK’ya da sirayet etmiş görünüyor. Ne yazık ki, Anayasa Mahkemesi kararları gibi YSK kararları da kesin ve itiraz edilemez kararlar. Aslında, yüksek yargı organlarının son dönemlerde yakalandığı kanun koyucu iradesini dikkate almadan salt yoruma dayalı karar vermek şeklindeki bu amansız hastalığın temelinde, kararlarının kesin ve itiraz edilemez olmasına bağlı “ne diyorsak o” anlayışı yatmaktadır. Bir başka ifadeyle, yüksek yargı, yakın dönemde verdiği kararlarla “yargı bağımsızlığı” ilkesini, gerektiğinde kanun hükümlerinden de bağımsız karar verebilme yetkisi olarak tanımlamaktadır.

Seçimlerin sağlıklı ve Anayasada belirtilen ilke ve esaslar doğrultusunda gerçekleşmesini sağlama görevini yerine getirmesi gereken YSK, T.C Kimlik Numarası kararıyla görevinin gereklerinden uzaklaşırken, siyasi partiler adına görev yapacak sandık müşahitlerinin kılık kıyafetiyle ilgili kararıyla da seçim literatürüne “üniformalı sandık müşahidi” kavramını kazandırmıştır. YSK’nın müşahitlerin kılık-kıyafetleriyle ilgili genelgesinde yer verdiği “siyasi partiler tarafından sandık kurullarına üye ismi bildirilirken yasal ölçülere uygun nitelikteki isimleri bildirmeleri; sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine, hizmet verme süresince uymaları gerekir” ifadelerinin bir yüksek yargı organı tarafından kullanıldığını halen Hukuk Fakültesinde okuyan gençlerimize anlatmak dahi zor bir durum. Sandık alanının kamusal alanı olması, kılık-kıyafette yasal ölçü, siyasi partilerin sandık kurullarında görevlendirdikleri üyelerin kamu hizmeti sundukları, şeklindeki YSK cümlelerini, günümüzün kalburüstü mizahçılarının dahi üretmekte yetersiz kalacağı komedi olarak değerlendiriyoruz.

Yüksek yargı organı kararlarının Türkiye’nin gerçek gündemini değiştirmek şeklindeki etkisi, bizim basın toplantımızda da kendisini göstermiştir. Aslında, bu toplantıda sizlerle, kamu görevlileri sendikalarına toplu sözleşme ve grev hakkı verilmesi konusunu paylaşmayı düşünüyorduk. Ancak,

YSK’nın demokrasi ve seçim literatürümüze kazandırdığı garabet kararlar nedeniyle toplantımızın asıl amacına ayıracağımız zaman dilimini kısa tutmak zorunda kaldık. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak misali Kamu görevlileri sendikalarını toplu sözleşme ve grev hakkıyla donatmak ve memurlara yönelik siyaset yasağının kaldırılması için uğraş verirken demokrasinin ve Cumhuriyet rejiminin vazgeçilmez enstrümanı olan seçme hakkının elimizden alınması riskini içeren YSK kararlarını görmezden gelmememizin makul karşılanacağını umuyorum.

Sayın Başbakanın bizzat ifade ettiği ve seçim sonrasında ülke gündemine taşınacağını ümit ettiğimiz Anayasa değişikliği konularının içerisinde siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması, Anayasa Mahkemesi’nin üye yapısının değiştirilmesi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkanı getirilmesi, ombudsmanlık uygulaması ile birlikte kamu görevlileri sendikalarına toplu sözleşme ve grev hakkına yer verilmesini önemsiyoruz. Ancak, Memur-Sen olarak Anayasa konusundaki temel yaklaşımımızın mini paketlerle zamana yayılan değişiklikleri yerine 1982 Anayasasını bütünüyle mülga eden yeni bir Anayasanın yürürlüğe konulmasıdır. Mevcut Anayasanın içeriğindeki temizlenmesi güç darbeci ruh dikkate alındığında, bu Anayasanın yama kabul etmeyeceği yönündeki Konfederasyonumuz görüşü tahmin ediyorum ki herkes tarafından kabul edilecektir.

82 Anayasasının ıslahına yönelik çalışmaları, hayatı boyunca dişini fırçalamamış bir insana dişlerini kaybettikten sonra diş fırçalama eğitimi vermekle eş anlamlı görüyoruz. Anayasanın ruhunun lafzına nasıl etki yaptığını, gerek 367 gerekse yüksek öğretimdeki engellerin kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliğinin iptali kararında fazlasıyla müşahede ettik. Bu nedenle, özgürleşmeyi ve özgürleştirmeyi, demokratikleşmeyi ve sivilleşmeyi ruhunda hissedeceğimiz ve lafzi hükümleri bu ruhla kaleme alınmış bir Anayasa, sadece bu ülkenin vatandaşlarının talebi değil mevcut Anayasa nedeniyle yozlaşma riskiyle karşı karşıya kalan devletin kurumlarının da ilacı olacaktır.

Genel niteliklerini sıraladığımız bu Anayasanın bizim açımızdan en önemli olmazsa olmazı ise, kamu görevlileri sendikalarına toplu sözleşme ve grev hakkını sağlamasıdır. Düşünün ki bugün, memurlar tarafından kurulan sendikalar var, ancak bu sendikaların toplu sözleşme ve grev hakkı yok. Ülkemizi toplu sözleşme ve grev enstrümanlarından yoksun sendika ayıbından memur sendikalarını da sendikal mücadelenin özünü oluşturan toplu sözleşme ve grev hakkı yoksunluğundan kurtarmalıyız.

Ülkemizin Avrupa Birliğine üyelik süreci kapsamında hazırlanan 2008 yılı “AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı”nın “Sosyal Politika ve İstihdam” başlıklı 19 Fasılla ilgili bölümünde 4688 sayılı Kanunda değişiklik yapılması taahhüdüne yer verilmiştir. Söz konusu taahhüt ise; “Kamu görevlilerine tanınan sendikal özgürlükleri arttıracak biçimde Kanunun yeniden düzenlenmesi” kapsamıyla ifade edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, kamu görevlileri sendikalarının toplu sözleşme ve grev hakkına sahip kılınması, esasen Avrupa Birliği üyelik süreci kapsamında birlik müktesebatının ülkemiz tarafından üstlenilmesine ilişkin yaklaşımın da doğal bir sonucudur. Ülkemizin 19. Fasılla ilgili yükümlülüklerini ve taahhütlerini yerine getirmiş sayılması, hiç şüphesiz kamu görevlileri sendikalarının toplu sözleşme ve grev hakkına sahip kılınmasına bağlıdır.

Diğer taraftan, özgürlüklere ilişkin her tür yasağın ve sınırlamanın demokrasiyle bağdaşmayacağı gerçeği karşısında, kamu görevlilerine yönelik siyaset yasağının ve seçilme hakkına ilişkin sınırlamaların da sona erdirilmesi gerekmektedir. Kamu görevlisi sıfatıyla ülkenin ve insanlarımızın sorunlarına çözüm üretenlerin siyaset alanından uzak tutulması, bu ülkenin geleceğine ve insanlarımızın siyaset odaklı hizmet beklentilerine ket vurmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Karanlık güçlerce yazılmış senaryoların eseri kaos dönemlerinde yaşananları gerekçe göstererek kamu görevlilerine yönelik siyaset yasağını mantıklı göstermeye çalışanlar, bu ülkenin insanlarını ve değerlerini tanımamakta ısrarcı davrananlardır. Biz inanıyoruz ki, kamu görevlilerinin bu sıfatlarıyla siyaset alanı içerisinde bulunmaları siyasetin sorunlara çözüm üretme merkezi olarak algılanmasına katkı sağlayacaktır.

Bu çerçevede, gerek iç dinamikler gerekse AB üyelik süreci; grevsiz ve toplu sözleşmesiz sendika tanımını içeren 4688 sayılı Kanunun ve bu haksızlığa temel teşkil eden Anayasal hükümlerin değiştirilmesini, kamu görevlilerine yönelik siyaset yasağının kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk, Anayasanın bütün olarak değiştirilmesi için de bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
AHMET GÜNDOĞDU
Genel Başkan

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

Ambulans Çalışanlarına ve Hastalara Sigorta Yapılsın.

Türk Sağlık-Sen ambulans çalışanlarına ve ambulansta bulunan hastalara devlet tarafından ferdi kaza sigortası yapılması için …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir