Egeli, örgütlere çok sıcak değil!
Geçtiğimiz günlerde elime, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) Türkiye’de katılımcı demokrasinin gelişiminin desteklenmesi ve örgütlenme özgürlüğünü yaygınlaştırmak amacıyla 11 ilde bin kişiyle yaptığı bir anket çalışması geçti.
Sonuçları görünce doğrusu bende şaşırdım. Ankete katılanlara örgütlenme kavramına en çok uyan ifadenin ne olduğu sorulduğunda ise, yüzde 67,2’lik kesim, ‘demokratik hak, birlik ve dayanışma ile güç kaynağı’, yüzde 37,3’lük kesim ‘korku, terör ve toplumun huzurunu bozma’ diye yanıt vermiş.
Örgütlenme denince, Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgesi’nde ilk akla gelenin terör, Akdeniz, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise demokratik hak olması, bölgeler arasındaki görüş farklılıkları açısından özellikle dikkat çekiyor.
Marmara, Ege ve İç Anadolu’da örgütlenme kavramının olumlu algılanma oranı yüzde 50’ler dolayında kalırken, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bu oran yüzde 90’lara kadar çıkıyor.
Ankete katılanların yüzde 85’i yasaları örgütlenme hakkının kullanılması için yetersiz görüyor.
Sivil toplum kuruluşu kavramına en çok uyan ifade sorusuna ankete katılanların yüzde 84.5’inin yönetime katılma, birlik ve dayanışma, hak arama aracı seçenekleriyle olumlu baktığını söylüyor.
‘Yaşanan toplumsal sorunları çözmek için örgütlemenin gerekli olup olmadığı’ sorusuna ise Akdeniz’de yüzde 83.5, Doğu Anadolu’da yüzde 90, Güney Doğu Anadolu’da yüzde 83.3, Karadeniz’de yüzde 68.9 ‘gereklidir’ yanıtı veriliyor.
Bu oran Ege Bölgesi’nde yüzde 37.6, İç Anadolu’da yüzde 31.3, Marmara Bölgesi’nde ise yüzde 25.2’de kalması dikkat çekiyor.
Gerçekten de gelişmiş batı ülkelerinde hemen her insanın en az 7 -8 sivil toplum örgütüne üye olduğunu düşünürsek; ülkemizin gelişmiş bölgelerinde örgütlenmeye karşı böylesi bir önyargının oluşması doğrusu demokrasimizin ve toplumsal örgütlenme yapımızın hangi boyutta olduğunu gözler önüne seriyor.
Yani…
Örgüt kelimesinin Türkiye’nin geçmişte yaşadığı süreçler nedeniyle herkesin korkarak mesafe koyduğu bir kavram haline geldiğini gösteriyor.
Toplumun, STÖ’lere ilişkin algı ve anlayış düzeyini ortaya koyuyor.
Kuşkusuz bu tablonun ortaya çıkmasında, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve meslek odalarının yöneticilerinin tavırları büyük rol oynuyor.
Hepimize bu anlayışı değiştirmek için büyük görevler düşüyor.
Çağlayan Bilgen Gülü-yorum
