01 Mayıs 2012 – 04:36 |

Memur-Sen’den Meclis’te görüşmeleri devam eden Toplu Sözleşme Yasası’yla ilgili açıklama geldi…
Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Genel Teşkilatlanma Sekreteri ve Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, ”Kamu görevlileri için toplu sözleşme hakkı tanıyan yasanın yürürlüğe girmesi ve ülkemizde …

Haberin tümü »
Basın Açıklamaları

Sendikal Haberler ve basın açıklamaları…

Davalar ve Sonuçları

Sendikal davalar ve dava sonuçları …

Kamu Sendikaları

Kamu sendikaları, basın açıklamaları…

Key Haberleri

Key ödemeleri, keylerde son durum…

Sendikal Haberler

Sendikalarla ilgili güncel haberler…

Anasayfa » Basın Açıklamaları, Sendikal Haberler

E- KAYIT MI, E- KAYIP MI?

Ekleyen / 21 Temmuz 2009 – 00:26

AKP iktidarı döneminde diğer tüm alanlarda olduğu gibi, ülkemiz eğitim sisteminde de deneme ile başlayıp, çoklukla yanılmayla sonuçlanan girişimlerin günden güne hız kazandığı bir süreçten geçiyoruz. Üzerinde etraflıca düşünülmemiş, getirileri – götürüleri apar topar parmak hesabıyla yapılmış, işin uzmanları dururken, iktidarın yandaş kadrolarınca çalakalem hazırlanan yönetmelikler, tasarılar, politikalar bunun en önemli nedenini oluşturmaktadır.Bir toplumun, üzerinde yükseleceği temeli oluştururken, birincil değer arz eden ve en çok özen, özveri ve emek gerektiren eğitim alanında düşülen bu zaafların, telafi edilemez hale gelmesinden korkmuyor muyuz artık? Ardı arkası kesilmeyen yanlış uygulamalardan ötürü, her yeni karara karşı türlü önyargılar kuşandık çünkü. Ey Milli Eğitim Bakanlığı, Ey Sayın Milli Eğitim Bakanı; lütfen utandırın bizi!..

Başımıza gelen en son olay ise e-kayıt “devrimi”(!) En son güncellenme tarihi 20 Mayıs olan bir Ulusal Adres Veritabanı’na göre kayıt altına alındı çocuklarımız. Böylelikle kayıt sırasında okullarda yaşanan sorunların önüne geçilmeye, karmaşa ortadan kaldırılmaya çalışılacaktı. Uygulamanın amacı, her ne kadar çocukların ikametlerine en yakın okula yerleştirilmeleri ve okula gönderilmeyen çocukların takip edilmesi olarak dillendirilse de, güncelleme konusundaki özensizliğin kurbanı olan 31 bin 705 öğrenci hiçbir okula yerleştirilemedi. Böylece e-kayıt sistemi e-kayıp sistemine dönüştü. Daha işlerlik kazanmadan birçok aileyi mağdur eden bu sistem, ikametine en yakın okula gitmek zorunda bırakılan çocukların velileri için yeni çözüm arayışları gündeme getirdi. Bu sürece dahil olan velinin yakın çevresi, muhtar ve emlakçı için de yeni sektörler yarattı. Velilerin, çocuklarını okumasını istedikleri okulun bölgesindeki tanıdık bir aileye, o adreste kayıtlı göstererek çocuğun eğitim sorumluluğunu verdikleri “vekil aile” uygulamasının yanısıra muhtar ve emlakçılar ile işbirliği içinde girişilen “geçiçi adres sektörü”, insanların içine düştükleri çaresizliğin en açık göstergesidir. Başvurulan çözüm yolları, bu uygulamaların usulsüzlüğünün ortaya çıkması durumunda verilecek cezaların göze alınmış olması ile durumun vahametini daha da arttırmaktadır.

Bu yapı içerisinde sistemin dikkate aldığı ayrıcalık: Şehit ve muharip gazi çocukları ile özel eğitime ihtiyacı olan çocukların durumlarını belgelemeleri halinde veritabanındaki adres kayıtlarına bakılmaksızın diledikleri okula kayıt yaptırabilecek olmaları. Ayrıca özel ilköğretim okullarına kayıt yaptırmak isteyen öğrencilerin de yine okul yönetimleri tarafından adres uygunluğu kontrol edilmeksizin nakillerini gerçekleştirebilecek olmaları, sözüm ona yaratılmaya çalışılan eğitimde fırsat eşitliğini baltalayan bir uygulamaya denk düşmüyor mu? Bu istisnalara göz kırpan MEB, çatısı altında olup, zamanı ve emeğiyle kurumlarına değer katan öğretmenleri başta olmak üzere tüm eğitim çalışanlarına neden üvey evlat muamelesi yapmaktadır peki? Anne-baba çalışan eğitim çalışanlarının çocuklarını, kendi okullarına kayıt ettirememeleri; anayasal bağlamda kişi hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılması ile eğitim-öğretim hakkına bağlı olarak, çocuklarının okuyacağı eğitim kurumunu seçme özgürlüğünden mahrum bırakılmaları anlamına gelmez mi? Bu özgürlüğe müdahale etme yetkisinin sınırları neye/kime, hangi yasal süreçlere dayandırılıyor, Eğitim-İş olarak bu konuda mağduriyet yaşayan herkes adına bu soruyu yüksek sesle soruyor, tüm gerekçeleriyle halkımızın bu konuda aydınlatılmasını istiyoruz.

E-kayıt ile “ kayırmacı”, “istismarcı”, “keyfiyetçi” ve “ille de bağışçı” düsturlar aşılıp ezberler bozulmak istense de; yüzde yüz iktidar referanslı, otomatik pilota bağlı bakanlığımız, özrü kabahatinden büyük skandallarına bir yenisini daha eklemiş oldu. Hem velilerin hem de çocukların aidiyet duyguları, mecburi istikametler nedeniyle felce uğratılırken, denge ve değer gözetmeyen bakanlık uygulaması, aileleri evlerinden taşınmaya ya da taşınmış gibi yapmaya mecbur kılıyor, çocukları alıştıkları sıralardan ayırıyor; yanlış sınıflara kaydediyor ya da tamamen izini kaybedip kayıt dışı tutuyor. Çözüm olarak ortaya konan bir uygulama nihayetinde, önüne geçmek istediği kaosu derinleştirmekten öteye gidemiyor.

AKP, eğitimi özelleştirerek tekelleştirme yolunda demokrasiye taktığı her çelme ile, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve eğitim sistemini bir ekonomik pazar olarak gören kurumların sırtını sıvazlarken; toplumun siyasal ve sosyal belleğini gerilere götürüp, tüm algısını darmadağın etmiştir.

Eğitimde fırsat eşitliğini yaratmak üzere kurgulanmış e-kayıt sisteminin, okullar arasındaki yapısal ve eğitsel farklılıkların ortadan kaldırılmadan uygulanması olanaklı değildir. Uygulanabilmesi için ilk olarak eksikliklerin detaylı olarak tespiti gerekiyor. Sonrasında ise okullar arasındaki dengesizliklerin giderilmesi için kurumun asli amaçları, çalışanlarının ve öğrencilerinin beklentileri de dikkate alınarak yeni düzenlemeler yapılmalı ki, sistem işlerlik kazanabilsin. Aksi takdirde bu uygulamayı delecek daha başka yollar denenecek, özgüvenleri yıpratılan aileler ve öğrencilerle, eğitim sistemimiz iflas bayrağını çekecektir.

Okullar, iktidarın kentlere dikip, ideolojilerini haykırmak üzere göndere çektikleri bayrakları, o okulların duvarlarına kazıdıkları “özlü sözler” ise ideolojilerinin manifestosu olamaz. Eğitim-İş olarak eğitim sistemini, eğitimcilerin kişisel ve hukuksal haklarını gölgeleyen, belli bir anlayışın baskısı altında sindirmeye ve kontrol altına almaya çalışan bu zihniyete karşı mücadelemizi sürüdüreceğiz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimden sorumlu bir kurum olarak varlık gösterdiği günlere geri dönmesini ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet ÇUBUKÇU’nun da konumunun farkında olarak eğitim sistemi adına gerekli adımları atmasını bekliyoruz.

Yüksel ADIBELLİ
Eğitim-İş Genel Başkanı

İlginizi çekebilecek benzer haberler...

Yorum Yapın!

Yorum ekleyebilir veya sitenizden GERİ İZLEME yapabilirsiniz. Yorumlardan haberdar olmak için RSS sistemine kayıt olabilirsiniz.

Lütfen spam yorum yapmayınız!

Yorumlarda resminizin görünmesi için GRAVATAR sistemine kayıt olmalısınız. .