Anasayfa / Sendikal Makaleler / “Gelecek, Eğitimle Gelecek”

“Gelecek, Eğitimle Gelecek”

 

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 2023 Dergisi ile röportaj yaptı. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK: “Gelecek, Eğitimle Gelecek” Varoluş Gerekçemiz: Türkçe Düşünen Bir Nesil 2023- Sayın Koncuk, Türk Eğitim-Sen’in faaliyet alanı ve kuruluş amacı hakkında bir genel değerlendirmede bulunmanızı istiyorum.

İ. Koncuk- Türk Eğitim-Sen, eğitim öğretim faaliyet kolunda hizmet vermek amacıyla kurulmuş bir sendikadır . 2010 yılı itibariyle alanında 157.000 üyesiyle yetkili sendika olma hüviyetini de, ülkemizdeki en büyük sivil toplum kuruluşu ve en büyük memur federasyonu olma özelliğini de korumuştur. Eğitimin tüm bileşenlerinde, uygulama pratiklerinde, müfredat belirleme zeminlerinde, beşikten mezara dek eğitimin tüm süreçlerinde aktif rol almak temel misyonumuzdur. Sendikamızın faaliyet alanını, bireyin yaşam alanından bağımsız düşünmüyoruz. Eğitim gibi bir milletin kaderini doğrudan etkileyen bir alanda faaliyet göstermesi sebebiyle de sâdece özlük ve mâlî hakların, hukuk mücadelesinin merkezi konumunda değiliz. Sâdece kamu çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi adına mücadele veren bir yapı da değiliz. Aynı zamanda millî ve mânevî değerlerin yaşatılmasında, gelecek neslin inşasında rol almak ve söz sahibi olmak gibi bir kritik görevi de yerine getirmekle mükellefiz. Bu açıdan bakıldığında faaliyet alanımız, milletin kaderini belirleyecek olan eğitim alanıdır. Varoluş gerekçemiz, Türkçe düşünen ve olayları Türkçe değerlendirebilen bir neslin yetiştirilmesi için millî eğitimin yeniden oluşturulması için çaba sarf etmektir.

Tabiî aklınıza “Memlekette başka eğitim sendikalar da var, bunlardan sizi farklı kılan şey nedir?” diye bir soru gelebilir. Bizi farklı kılan temel husus; bu topraklardan besleniyor olmamız, bu coğrafyaya ve bu millete olan aşkımız, bu ülkenin tarihine, medeniyet bakiyesine olan inancımız ve en önemlisi de bu ülkeye kendimizi borçlu hissetmemizdir. Bu borcu da Türk milletine hizmet ederek ödeyebileceğimiz inancını, tüm eğitim çalışanlarına ve üyelerimize anlatmayı bir görev addediyoruz. Huzur ve güven duygusu yerleşik bir toplum yapısının kurulmasında temel aktör, hiç şüphesiz eğitimli insan sayınızdır. Güven ve huzuru olmayan bir toplumda eğitim çalışanlarının 10 bin dolar kazanması, bizim açımızdan bir anlam ifâde etmemektedir. “Gelecek, Eğitimle Gelecek” sloganıyla sendikal mücadeleye başladık. Derginizin sloganının da “Gelecek Bir Tasarımdır” olduğunu biliyorum. Bu itibarla da, gelecek kaygısı taşımanın, bu kaygıyla geleceğe dair planlamalar yapmanın, bu coğrafyada yaşayan bir birey için zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

Ülkede Dönüşümü Sağlayacak Yegâne Aygıt Üniversitedir

2023- Geçtiğimiz aylarda “Cumhuriyetimizin 100.Yılına Doğru Üniversite Vizyonumuz” ismiyle bir çalıştay düzenlediniz ve üniversite sorunlarını ile 2023 vizyonunu tartıştınız. Bu sempozyumu gerçekleştirme gerekçeniz neydi?

İ. Koncuk- Toplumlar arasında tanımlamalar yapılırken “Tarım Toplumu, Sanayi Toplumu ve Bilgi Toplumu” ifâdelerini sıkça görmekteyiz. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecini tamamlayan ve bilgi toplumu olma yolunda hızlı adımlar atmaya çalışan bir ülkede, bu dönüşümü sağlayacak yegâne aygıt üniversitedir. Zira bilimsel araştırmaların bir sistematiğe bağlandığı, donanım, fizikî mekân, altyapı ve insan gücünün bu denli organize olduğu, bilimsel rekabetin sağlanabildiği bir başka kurum veya yapı yoktur. Bilgiye erişimi farklı bir yapılanmayla sürdürmeniz oldukça maliyetli ve zor bir iştir.
Devletler, bilgi üretim merkezlerine her dönem oldukça fazla önem vermişler ve bu bilgiyi devlet ve millet hayatının her alanında hatta yurt içi güvenliğinde ve uluslararası rekabette, savaşlarda ve stratejik alanlarda kullanmışlardır. ABD’yi güçlü kılan bu bilgi gücüdür ve bilgiyi kendi insanına ürettiremese bile, beyin göçünü sağlamış, bilgiye erişimi sağlayacak yüzlerce düşünce kuruluşu ve yanında binlerce üniversite kurmuştur. Bu açıdan bakarsak üniversitelerimiz dünyaya açılan pencerelerimizdir. Entelektüel birikimin adresi hiç şüphesiz üniversitelerdir. İnsan yaşamını kolaylaştıracak, insan eğitimini sağlayacak yeni buluşların ve uluslararası arenada rekabet sağlayacak bilgilerin, akademik disiplinle elde edileceği muhakkaktır. Bu kadar kriminal bir düzlemde tartışılması ve şekil verilmesi gereken yüksek öğretimin ise sorunları ve gündemi maalesef bizimle aynı değildir. Bilimsellikten gün geçtikçe uzaklaştırılan, sığ tartışmaların ve taraf olma kavgalarının kucağına itilen, pazarlık usulüyle ödenek elde eden, ünvanların arkasından yürütülen örtülü iktidar savaşları, bu kritik kurumların itibarını da bilimselliğini de sekteye uğratmıştır. Yaratılan korku imparatorluğunun, antidemokratik uygulamaların, YÖK ve rektörler hegomanyasının pençesinde can çekişen bir üniversite gerçeğinden bahsediyoruz. Buradan hareketle, üniversite sorunlarını ele almak ve çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaşmak için bu sempozyumu tertipledik. Ama bu sempozyumda çok daha önemli bir projeksiyonu da üniversite çalışanlarımızla paylaştık. Bu projeksiyonun ana omurgasını da 2023 vizyonu oluşturmuştur.

YÖK Yeniden Yapılandırılmalıdır!

2023- 2023 tarihi sizin için ne ifâde etmektedir, 2023 yılında nasıl bir üniversite ve nasıl bir Türkiye tasavvurunuz vardır, paylaşır mısınız?

İ. Koncuk- Milletlerin hayatında belli tarihler vardır ki bu tarihler, toplumsal değişimlerin, bölgesel dönüşümlerin ve hatta küresel kırılmaların milâdına denk gelir. Bize göre 2023 tarihi; hem cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümüdür, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesel liderlik rolünü konjonktürel gelişmeler ışığında alacağı tarihin adıdır. 2023 tarihinin bizler için çok daha anlamlı ve önemli hâle gelmesinin altında bu öngörü vardır. Tarihsel arka planımız ve coğrafyanın bizlere yüklediği misyon, bunun bir hayal olmaktan çok öteye geçtiğini ve adım adım bu sürecin işlemekte olduğunu bizlere göstermektedir.

İşte bu noktadan hareketle, bugüne dek ülkemizin ne tür dönüşümlere ihtiyacı olduğu hususunda kafa yoran, bilgi ve tecrübeleriyle bizlere katkı sunan değerli akademisyenlerimizle 2023 tarihine dek nasıl bir üniversite yapılanmamız olması gerektiğini masaya yatırdık ve bu sempozyumu kitaplaştırarak ilgili yerlere ulaşımını sağladık.

Bilgiyi üreten güç aynı zamanda bilgiye erişimi kontrol eden güçtür. Küresel gelişmeler ve yeni teknolojinin sunumu esnasında sızlanmamak ya da teknoloji transferine mahkûm kalmamak için üniversitelerin bir an evvel idarî ve mâlî özerkliğe kavuşturulması gerekmektedir. Bilimsellik kriteri dışında hiçbir kriterin akademi çevrelerinde karşılık bulmaması öncelikli adım olacaktır. Siyasî iktidarlara göre değişkenlik arz etmeyen ve siyasî çekişmelere kurban edilmeyen bir üniversite politikasının geliştirmesi gerekmektedir. Bunu sağlayacak olan da şüphesiz seçilmiş siyasilerdir. Ancak her ne hikmetse tüm siyasî kesimler bu konuda hemfikir olmalarına karşın iktidara gelindiğinde, YÖK’ün antidemokratik yapısı ve üniversitelerdeki kaosun yok sayılması oldukça dikkat çekicidir. Türkiye’de kavramlar ve değerler hiyerarşisi içinde olayları okumayı alışkanlık hâline getiren ve bunu da bir tür üstü örtülü savaşla sürdüren bir kesim ortaya çıkmıştır ve bu kesim son yıllarda etki alanını oldukça arttırmıştır. Dolayıyla üniversitelerin bir hesaplaşma ikliminde bilgi üretmesi pek mümkün görünmemektedir. Dünya ölçeğindeki sıralamalarda Türk üniversitelerinin alt sıralarda yer alması bunun açık bir delilidir. Altyapı ve öğretim elemanı planlaması yapılmadan açılan her üniversite faydadan çok zarar ve külfet getirmektedir. Kadrolaşma hırsıyla bilimsel kaygının aynı bünyede buluşması pek rastlanılan bir durum değildir! Şüphesiz üniversiteler özerk olduğu kadar, devletin eğitim politikalarına tâbi olmalıdır. Liberalizasyon sevdalısı değiliz ve yüksek öğretimi de üniversiteleri de düzenleyecek denetleyecek kurullara ihtiyaç olduğunu kabul etmekteyiz. Ancak düzenleyici olması gereken kurulların bozucu işleve bürünmesi de kabul edilebilir bir durum değildir. Bu anlamıyla da YÖK yeniden ele alınmalı, rektör seçim esasları gözden geçirilmeli, akademik personelin sıkıntılarına kulak verilerek bilimsel araştırma iklimi yaratılmalı ve üniversiteleri salt gündelik kavgaların merkezi yapma hastalığından bir an önce vazgeçilmelidir.

Millî Eğitim Sistemi Her Gün Aşındırılmaktadır!

2023-Sizce Türkiye’de yerleşik bir millî eğitim politikası var mıdır? Millî eğitimin temel sorunları ve çözüm önerileri sizce nelerdir?

İ. Koncuk- Eğitim alanında ilk bakanlık, “Osmanlı Devleti Maarif-i Umumiye Nezareti” adıyla 17 Mart 1857 yılında kurulmuştur. Ancak ben sâdece Cumhuriyet’ten bu yana yaşanan değişimlerden kısaca bahsetmek istiyorum. Ortalama 1.3 yılda bir Bakan değişikliğinin yaşandığı MEB’de 69 Bakan gelip gitmiştir. Devlet yönetiminde oldukça kısa sayılacak bu zaman diliminde 6 kez Kanun veya Kararname ile Teşkilat Yasası çıkarılmıştır. Teşkilat Yasaları’nın yanında Bakanlığın organizasyon yapısı üzerinde; 2 kez Bakanlar Kurulu Kararı ile merkez teşkilatında, 2 kez Cumhurbaşkanı Onayı ile merkez teşkilatında, 20 kez Kanun ile merkez teşkilatında, 7 kez Kararname ile merkez teşkilatında, 58 kez Onay ile merkez teşkilatında olmak üzere toplam 89 kez değişikliğe gidilmiştir. Bu süre içerisinde 8 kez de Bakanlığın adı değişmiştir. İsminde bile 8 kez değişikliğe gidilmiş bir bakanlıktan bahsediyoruz! Bu kadar değişken bir yapıya ve siyasî müdahaleye açık bir bakanlığın, süreklilik arz eden ve devlet politikası diye tanımlayabileceğimiz bir politikasının olmaması gayet normaldir!

Eğitim, toplumun her kesimine değen, bireyin geleceğini belirleyen ve birebir etkileyen yegâne alandır. Siyasetin de tribünlere oynayarak eğitim üzerinde tasarrufta bulunması, eğitim sistemini içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürüklemiştir. Bir de buna son dönemlerdeki kadrolaşma ve kamplaşma gayretlerini eklediğinizde, üzerinde uzlaşılacak ve sürdürülebilecek bir eğitim politikası oluşturmak oldukça zor görünmektedir. Sorun sâdece siyasetin oy kaygısından kaynaklanmamaktadır. Eğitim sistemiyle bir milletin şifrelerinde değişiklik ve nesil dönüşümü sağlanmaktadır ve bunun yerkürede bol miktarda örneği vardır. Ortak aklı sağlayan devletlerdeki uygulama, eğitimin bir hesaplaşma alanı olmaktan çıkarılması yönündedir. Ama bizde ortak değer yaratmadaki güçlükler, kamplaşmalar, kurucu değerler üzerindeki tartışmalar her alanda olduğu gibi eğitim alanına da yansımakta ve eğitimi eğitimcilerin dışında herkes tartışmakta, karar mekanizmalarında eğitimciler dışında herkes söz sahibi olabilmektedir. Tarih, coğrafya ve dil eksenli ideolojik tartışmalar, eğitimin özerk bir yapıya kavuşturulmasında en büyük engel olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca hiçbir siyasî erk, eğitim üzerindeki söz söyleme ve karar verme iradesini bir başka yapıya devretmek istememektedir. Temel kanunlarla korumaya alınmaya çalışılan Türk millî eğitim sistemi arkadan dolanma gayretleriyle her geçen gün aşındırılmaktadır ve bu da genelde Talim Terbiye Kurulu tarafından AB normları bahane edilerek yapılmaktadır.

Yargının özerkliği ve tarafsızlığı referandum sürecinde her platformda tartışılmaktadır. Oysa asıl tartışılması gereken nokta “Eğitimi Düzenleyici Kurul” sıfatıyla MEB’nin bağımsız hâle getirilmesidir. İddia ediyorum, yargıdaki tarafsızlık ne kadar hayati ise eğitimdeki bağımsız ve tarafsız kurullar da o kadar hayatîdir. Siyasetin eğitim sistemi üzerinden oy devşirme merakı, popülizm batağındaki bürokrasi, idrak yolları her geçen gün tıkanan ve eğitim alanında sözüm ona çalışma yapan servis STK’ları oldukça, eğitimde her geçen sene bir önceki seneyi aratacaktır. Her yeni sorunla karşılaşıldığında gözünü, kendi medeniyet geçmişine çevirmek yerine, Atlantik’e ya da Kıta Avrupa’sına çeviren zihniyet; AB fonları marifetiyle eğitim çalıştayları yapmakta ve “adet yerini bulsun ve katılımcılık ilkesi dostlara sergilensin” diye bizleri de bu toplantılara çağırmaktadır. Orada gördüğümüz tablo, bu ülkenin bir vatandaşı olarak bizleri oldukça üzmektedir. Kendi tarihinden, birikiminden, geçmişinden bihaber Tanzimat süvarilerini bürokrat sıfatıyla ödüllendirmiş bir yapıyı, bu toplantılarda dehşetle izlemekteyiz! Türk Eğitim-Sen olarak her platformda tüm kesimlere çağrıda bulunuyoruz ve bu çağrımızı son olarak Toplu Görüşme sürecinde dile getirdik. Eğitimin önemine vurgu yapmakla, açtığınız okul sayısıyla övünmekle, 24 Kasımlarda öğretmenleri ne kadar önemsediğinizi dillendirmekle eğitimin kronikleşen sorunlarını çözemezsiniz. Tüm eğitim bileşenleri sizin istediğiniz dünya görüşünden olsa ne ifâde eder? Okul öncesinden yüksek öğretime kadar eğitimin her alanında büyük sorunlar bulunmaktadır ve bu sorunları cesurca ve oy kaygıları taşımadan ele alacak yürekli yapılara her zamankinden fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Eğitimin sorunlarının kaynağında, daha önce de vurguladığım gibi devlet eliyle tanzim edilmiş ve ana omurgası siyasî iktidarlara göre değişkenlik arz etmeyecek bir “Millî Eğitim Politikası”nın olmayışı yatmaktadır. Bakanlık merkez teşkilatındaki yapısal bozukluklar önemli bir başlıktır. 2005 yılından bu yana bakanlık uygulamalarına açılan dâvâ sayısı 30 bine yaklaşmıştır! Kendi personelleriyle her konuda dâvâlık olan bir kurumda güven ve verimlilikten bahsetmek mümkün değildir. Keza personel ve istihdam politikasının olmayışı önemli bir sorundur. Hangi branştan ne kadar öğretmen açığı olduğunu bile gizlemeye çalışan bakanlığı, gene bakanlığın iç denetçileri yalanlamıştır! Bir ülke düşünün ki, öğretmen açığı konusunda bile anlaşma sağlanamasın. YÖK ve MEB el ele verip istihdam politikasını belirleyemediği sürece, MEB önündeki eylemler son bulmayacaktır. Aynı şekilde öğretmen yetiştirme sistemindeki çarpıklıklar yükseköğretimden başlayan bir sorunun varlığını ortaya koymaktadır. Okullardan gün geçtikçe uzaklaşan bir yüksek öğretim modeliyle karşı karşıyayız. Okulların fizikî gerçekliklerinden, personel durumundan habersiz bir kesimin karar verici konumuna yükseltildiği bir süreci yaşıyoruz. Aynı şekilde öğretmen ve yönetici yeterliklerinin objektif ve bilimsel bir zeminde oluşturulamamış olmasının getirdiği sorunlar, okulları yönetmede, çalışma barışını ve eğitim liderliği rolünün tatbikinde büyük problemlere sebep olmaktadır. Yönetici yetiştirme ve yönetici atama politikasının olmayışı ve tüm bu işlemlerdeki kadrolaşma hezeyanı ise başlı başına ele alınması gereken bir konudur. Liyâkatin yerini yeteneksiz dalkavukların, sadâkat kriterini yerine getirerek yönetici yapılması, liyâkatin hiçe sayılması ve her yeni yönetici atama yönetmeliğinin yargıdan geri dönmesi güven bunalımının derinleşmesine yol açmaktadır. Eğitimin ve eğitimcinin kamuoyundaki karşılık bulma şekli, gazetelerin 3.sayfasından öğretmen algısının perçinlenmeye çalışılması ve veli profili, büyük sorunlar olarak karşımızda durmaktadır. Eğitim felsefesi açısından ve makro ölçekli bir planlamadan bahsetmek yerine, öncelik analizi yapmak ve mevcut yapısal sorunlara çözüm getirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Zira ilköğretimden meslekî eğitime kadar ülkenin geleceğini şekillendiren tüm eğitim sorunlarının çözümü, bu yapısal değişimde ve zihniyet dönüşümünde saklıdır.

Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği

2023- Uluslararası Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği’nin genel başkanlığı görevini de yürütmektesiniz. Bu birliğin kuruluş amacı ve hedefleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

İ. Koncuk- Türkiye Cumhuriyeti Devleti şüphesiz büyük bir devlettir. Tarihinden kaynaklı rolleri ve sorumlulukları bulunan bir devlettir. Bizler de devletimizin ve coğrafyamızın etkinlik alanına paralel bir duruşu göstererek, mensubu olduğumuz milletin büyüklüğüne uygun bir tavrı sergileyerek ve sorumluluklarımızın da olduğuna inanarak yola çıktık. Türk dünyasında kardeşlerimizle alâkalı çalışmalar yapmak, onların tecrübelerinden faydalanmak, kendi tecrübelerimizi onlara aktarmak için bu birliğin kuruluşunda görev aldık. Bunu tarihin bu millete yüklediği misyona uygun olarak sürdürmek üzere, eğitim alanında birlikteliği sağlamak gerektiğine inandık. Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan gibi kardeş ülkeleri birliğe dâhil ederek bu birliğin kuruluşunu gerçekleştirdik. Her sene bir ülkede toplanarak tanışmayı, kaynaşmayı sağlıyoruz.

Geçen sene Azerbaycan’da bir araya geldik. Bu sene de Türkiye’de bir araya gelerek hem kaynaşmayı hem de ortak politika belirleme adımlarını masaya yatırıyoruz. Bu toplantılarda sâdece tanışma ve kardeşlik hislerinin diri tutulmasını sağlamıyoruz. Ayrıca çok önemli bilgi ve tecrübe paylaşımlarını gerçekleştiriyoruz. Zira gönül ve kader birlikteliği beraberinde samimi analizleri de getiriyor. Burada bir hususu özellikle vurgulamak istiyorum. Türk dünyasındaki kardeşlerimiz, imkân anlamında bizden daha geri durumda görünmelerine karşın, Türk dünyasında ve özellikle Kazakistan’da eğitim uygulamaları bizden daha sağlıklı işliyor. Sistem kurmada ve metot konusunda, bizden daha başarılı olduklarını ve onlardan çok şey öğrenebileceğimizi söyleyebilirim. Uluslararası bir örgütün yaptığı araştırma sonucunda, eğitim-öğretim hayatındaki sıralamada Kazakistan, Türkiye’nin çok üstünde yer almıştır. Bu yönden bakıldığında bu birliğin ve paylaşımların hem bize hem de Türk millî eğitimine çok şey katacağını düşünmekteyim.

Ortak dertler, ortak sorunların varlığı kadar; ortak tarih, ortak dil, ortak din ve ortak kültürün varlığı da şüphesiz bu birliğin toplantılarını çok daha heyecanlı ve verimli hâle getiriyor. Bu birlik, önümüzdeki dönemde daha da güçlenerek yoluna devam edecektir ve çalışmalarımız da bu yöndedir. Geçtiğimiz aylarda Kosova’yı da bu birlik içine aldık. Kosova konum itibariyle de yapısı itibariyle de oldukça önemli bir ülke bizim için. Ayrıca önümüzdeki dönemde Gürcistan’ı bu birliğe dâhil etmeyi planlıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de bu birliğe dâhil etme çalışmalarımız başladı; temaslarımız ve çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bu birlik, adına ve hedeflerine uygun çalışmalara imza atacak, etkili ve sonuç odaklı çalışmalarla dilde birliğe de, fikirde ve işte birliğe de, eğitimde birliğe de katkılar sunabilecektir.

Kaynak: 2023 Dergisi

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

SONBAHAR VE SINIF SENDİKAL MÜCDELENİN GEREKLERİ!

İçinden geçtiğimiz sonbahar, mücadelenin farklı yönlerden ısınmakta olduğu bir döneme işaret ediyor. Isınma, toplumsal gerilimlerin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir