Anasayfa / Sendikal Makaleler / Adil Bir Ücret Rejimi İçin Yapılması Gerekenler

Adil Bir Ücret Rejimi İçin Yapılması Gerekenler

Dünyada en çok değişikliğe uğrayan düzenlemelerden birisi de ücret rejimleridir. Özellikle gelişmesini tamamlayamamış ülkelerin ekonomileri istikrar bulmadığı için ekonomik açıdan sürekli yeni durumlar ortaya çıkmakta ücretlilerde bu durumlardan etkilenmektedir.

Cumhuriyetin ilanından sonra, Devlet Memurluğu rejimini ilk defa düzenleyen 1926 tarihli ve 788 sayılı Memurin Kanunu ile Devlet memurlarının ücret rejimini belirleyen 3656 ve 3659 sayılı Kanunlar çıkarılmıştır. Bu Kanunlar çok az değişikliklerle orijinalliklerini koruyarak 1965 yılına kadar yürürlükte kalmışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1965’e kadar sosyal siyasal ve ekonomik yapıda önemli değişimler yaşanmıştır. Yaşanan değişimler, 1926 yılında kurulan personel sisteminin toplumsal ve ekonomik yapıya uyumunu zorlaştırmış ve yeni bir personel sistemi ihtiyacı kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Sonuç olarak, 1965 yılında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kabul edilmiştir.

Ancak ilerleyen dönemde özellikle ücretler konusundaki karmaşıklık, içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Ücretlerdeki adaletsizlik artık herkes tarafından kabul edilir ve açık bir şekilde gözle görülür hale gelmiştir. Öyle ki kalkınma planlarında ve hükümetlerin eylem planlarında ücretlerdeki adaletsizlikten bahsedilmekte ve çözüm önerileri sunulmaktadır.

Ücret, çalışanları güdülemede en önemli etkenlerden biridir. Kamu hizmeti veren kişilerin memnuniyetsizliği ise kamu hizmetlerinin verimli bir şekilde yerine getirilmesini etkileyecektir. Dolayısıyla ücret adaletsizliği bir sorun olarak kamu yönetimimizin en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir.

Ücret sistemi, kamu hizmetlerinin istenilen biçimde yerine getirilmesini yakından etkiler. Kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması için ücret sistemi yeterli, adil ve dengeli olmalıdır.

Adil bir ücret rejimi şu özellikleri taşımalıdır:

1- Aylık ve ücretler miktarca yeterli olmalı ( Asgari geçim haddi esas alınmalı). 2010 Mayıs sonu itibarıyla ülkemizde dört kişilik bir ailenin Asgari geçim haddi (Yoksulluk Sınırı) 2955 TL, bir kişinin Yoksulluk Sınırı da 1473 TL olarak hesaplanmıştır.

2- Ücretler konjonktürü (fiyat dalgalanmalarını) izleyebilmeli

3- Ücretler arasında bir iç denge bulunmalı (Bugün ortalama işçi maaşı 1900 TL, memur maaşı da 1350 TL’dir. Buradan kamu işçilerinin ortalama olarak memurlardan yaklaşık %30 daha fazla ücret aldığı sonucu çıkmaktadır).

4- Ücretler, özel kesim ücretleriyle uyumlu olmalı (Dış Denge İlkesi)

5- Ücret Yelpazesi (en yüksek aylıkla en düşük aylık arasındaki fark) makul olmalı. OECD ülkelerinin çoğunda ücret dağılımı çarpan sayısı (katsayısı) 2 ve 3 arasında değişmektedir. Macaristan, 4,9 ile en yüksek ücret dağılım katsayısına sahip ülkelerden biridir. Oysa İsveç ve İsviçre’de bu değer 2’nin altındadır. Tür­kiye’de çıplak ücretler ele alındığında en yüksek maaş alan kamu çalışa­nı ile en düşük ücret alan arasında 6 katın üzerinde bir fark olduğu gö­rülecektir. Nitekim 9/2’sindeki bir memur eş ve çocuk yardımıyla birlikte 1291 TL, Millet Vekilleri maaşları 9500 TL dir).

6- Ücret rejimi, açık, sade ve yalın olmalıdır.

7- Ücret rejimi bütüncül olmalıdır.

8- Ücret rejimi güdeleyici (motive edici) olmalıdır.

Genel olarak ücret rejimimizin en temel sorunları asgari geçim haddine dikkat edilmemesi ve “eşit işe eşit ücret” ilkesi olarak da tabir edilen “iç denge” ilkesine uyulmamasıdır. Aynı statüde aynı işi yapan kişilerin arasında iki katı aşan farklar alması, aynı işi farklı statülerde yapanların farklı maaşlar alması ve nitelik olarak daha düşük olmasına rağmen statü farklılığı yüzünden bazı çalışanların daha yüksek ücret alması kişilerin çalışma motivasyonunu düşürmektedir. Ayrıca bu farklılıklar kişiler arasında çalışma barışının bozulmasına neden olmaktadır.

Diğer sorunlar ise ücretlerin fiyat dalgalanmalarını izleyememesi, dış denge ilkesine uyulmaması, ücret yelpazesinin makul olmaması, bölgelere göre farklılaştırmaların yapılmaması ve ücret rejiminin bütüncül, açık, sade ve yalın olmaması olarak sayılabilir.

Bu sorunların çözülmesi için öncelikle personel rejiminin yeni baştan düzenlenmesi gerekmektedir. Personel rejiminin içinde ücret rejimi düzenlenirken bilimsel ve rasyonel olarak hareket edilmelidir. İş analizlerine dayalı görev, yetki ve sorumlulukların belirlendiği yeni bir sınıflandırma yapılmalıdır. Üst yönetim, denetim hizmetleri ve akademik hizmetlerle ilgili yeni hizmet sınıfları oluşturulmalıdır. Her sınıfın iş analizleri yapılmalı ve bu sınıflandırmaya göre ücretler ödenmelidir. Böylece eşit işe eşit ücret sorununa da çözüm bulunmuş olacaktır.

Ücret rejimi, bilimsel olarak en iyi şekilde düzenlendikten sonra tüm kesimlerin mutabakatı sağlanmalıdır. Bilimsel çalışmalar ve mutabakat sonucunda ortaya çıkacak olan adil ücret rejiminden ayrılma ve kopmalara izin verilmemeli, kurumlar arası ücret farklılıklarına böylece son verilmelidir.

Türkiye Kamu-Sen

İstanbul İl Başkanı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

SONBAHAR VE SINIF SENDİKAL MÜCDELENİN GEREKLERİ!

İçinden geçtiğimiz sonbahar, mücadelenin farklı yönlerden ısınmakta olduğu bir döneme işaret ediyor. Isınma, toplumsal gerilimlerin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir