Anasayfa / Sendikal Makaleler / DAYATILAN SINAV SİSTEMİ VE DERSHANELERİN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ!

DAYATILAN SINAV SİSTEMİ VE DERSHANELERİN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ!

Ülkemizde yetersiz üretim modeli ve bunun yarattığı işsizlik nedeniyle çok sayıda genç üniversiteyi bir iş kapısı olarak görerek üniversiteye girmeye çalışmaktadır. Üniversiteye girme anlayışı aileler tarafından de benimsenmiş olmalı ki herkes bir an önce çocuğuna özel dersler, dershaneler ve özel okullar aracılığı ile öncelik durumuna gelmeyi hedeflemektedir. Eğitim sistemimiz uzun zamandır temel felsefeden ve çağdaş eğitim anlayışından uzaklaştığı için eğitim sistemimiz kendi kaderiyle baş başa bırakılmış durumdadır. Devlet okullarının fiziki yapılarının günümüze uygun olmaması, iyi öğretmenlerin düşük ücret ve yetersiz koşullar nedeniyle özel sektöre geçmeleri ile başlayan verimsizlik artık kendisini bariz olarak hissettirmeye başlamıştır. Bu durum toplumun devlet kaynaklı eğitime olan güveni sarsılmış bunun yerine ekonomik imkânı olan herkes çocuğunu özel okul ve dershaneye yönlendirmeye başlamıştır.
Ülkemizde 1970’lı yılların sonlarında 200 olan dershane sayısının günümüzde 5000 civarında olmasıyla başlayan süreçte ülkenin en iyi öğretmenleri yüksek ücretler ile dershanelere çekilmiştir. Dershane sektörü bugün 13 milyar dolarlık dev bir sektör olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca bir de kayıt dışı olarak özel dersler ve evlere yapılan ziyaretlerle verilen derslerin karşılığı alınan ücretler hesaplandığında bu rakam daha da artmaktadır.
Ülkemizde en iyi okullar ile en kötü okullar arasındaki fark yönünde 41 OECD ülkesi arasında Türkiye en kötü durumdadır. Dünyanın birçok ülkesinde kırsalda okula giden öğrenci ile büyük şehirde okula giden çocukların eğitimi yönünden büyük bir fark yaratılmaz. Başta öğretmenler olmak üzere, memurlar ve serbest çalışan Avukat, doktorlar çocuklar büyüyünce büyük kente göçerek çocuklarını iyi bir okula ve dershaneye göndermeyi zorunlu görmektedirler. Böylece toplumun büyük önem verdiği eğitim bir yerde kırsaldan kente iç göçü tetiklemektedir.
Dershane sistemi, eğitim sisteminin yıllardır kanayan yarası olarak dikkat çekmektedir. Denilebilir ki, dershane sistemi bugün başlı başına bir sektör haline gelmiştir. Eğitime yeterli kaynak ayrılamaması, okullarımızda nitelikli eğitim verilememesi, özel dershane sisteminin her geçen gün büyümesine ve neredeyse kamu okullarına alternatif kurumlar olarak düşünülmesine neden olmuştur.
Özel Dershane, Öğretmen ve Öğrenci Sayıları

Yıllar Özel Dershane Sayısı Öğretmen Sayısı Öğrenci Sayısı

2002–2003 2.122 19.881 606.522

2003–2004 2.568 23.730 668.673

2004–2005 2.984 30.537 784.565

2005–2006 3.928 41.031 925.299

2009–2010 4995 56,174 1.495,842

2007–2008 4189 49.569 1.241.811

2008–2009 4792 52.058 1.315,571

Bugün dershanelere giden öğrenci sayısı son beş yılda sürekli artış göstermiş ve 1495.8472ye yükselmiştir. 2002 yılında özel dershane sayısı 2.122 iken, 2010 yılında bu rakam 4995’e ulaşmıştır. Aynı dönemde öğretmen sayısı ise, 19.881’den 56,174’e yükselmiştir. Dershane sisteminin gelişmesiyle birlikte eğitim sisteminin nitelik olarak daha da gerilediği söylenebilir. Eğitimin niteliği düştükçe özel ders ve dershane sistemi büyümüştür. Bu durumun doğal sonucu olarak, eğitim sistemi ve veliler bir anlamda dershanelere çalışmaya başlamış, ekonomik gücü olan veliler astronomik rakamlarla çocuklarını dershaneye gönderirken, ekonomik gücü olmayan velilerin çocukları doğrudan eğitim sisteminin dışına itilmiştir.
Özel dershaneler eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir. Dünya ve Türkiye’de yaşanan ve 1980 sonrası neoliberal politikaların doğrudan sonucu olarak ortaya çıkan manzara gösteriyor ki, eğitim alanı piyasa mekanizmasına ne kadar eklemlenirse, eğitim hakkından söz etmek o denli güçleşmektedir. Bu anlamda dershaneler ve dershane sistemi paralı eğitime açılan kapı işlevi görmektedir. Özel dershaneleri bu bağlamda irdelediğimizde ortaya çıkan sonuç, bu kurumların var olan eşitsizlikleri, hiyerarşiyi ve sınıfsal, bölgesel, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıkları yeniden üretmektedir.
Yükseköğretime girişteki bu seçme ve eleme sürecinin ortaya çıkardığı özel dershaneler, bu sınavın yarattığı pek çok olumsuz etkinin açıkça görülmesini, durumun bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmasını engellemektedir. Hâlbuki yükseköğretim, eğitim hakkı çerçevesinde her ortaöğretim mezununun ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yararlanması gereken bir aşamadır. Demokratik, eşitlikçi ve adalete dayanan bir toplumsal düzende yükseköğretim hakkından yararlanmanın koşullarının oluşturulması gerekir.
Bugün ortaya çıkan tablonun sorumlusu kamusal eğitimi gözden çıkararak, eğitimin ticarileşmesine göz yuman siyasi iktidarlardır. AKP Hükümeti, eğitimin ticarileştirilmesi konusunda kendisinden önceki iktidarları aşan uygulamalar içine girmiştir. Bu nedenle Başbakan ve diğer etkili ve yetkili kişilerin sınavlar sonrasında dershane sisteminden şikâyetçi olmasını gerçekçi ve samimi bulmak mümkün değildir.
Eğitimin; herkesin eşit olarak ulaşabileceği, parasız ve kesintisiz olarak yararlanacağı temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesi ve ele alınması gerekir. Eğitimin temel bir insan hakkı olduğu, bu nedenle, herkesin nitelikli, kamusal eğitim hakkından yararlanabilmesinin ancak kamusal hizmet anlayışı çerçevesinde gerçekleşebileceği ortadadır. Türkiye’de eğitim sisteminin sağlıklı bir yapıya kavuşması, her şeyden önce, eğitimin tüm yurttaşlar için temel bir insan hakkı ve “kamu hizmeti” olarak görülmesinden geçmektedir.
Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

SONBAHAR VE SINIF SENDİKAL MÜCDELENİN GEREKLERİ!

İçinden geçtiğimiz sonbahar, mücadelenin farklı yönlerden ısınmakta olduğu bir döneme işaret ediyor. Isınma, toplumsal gerilimlerin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir