Anasayfa / Sendikal Makaleler / Demokrasi Mücadelesi ve Sendikal Kadrolar!

Demokrasi Mücadelesi ve Sendikal Kadrolar!

Sermayenin son yüz yıl içinde elde ettiği başarılardan biri, belki de en büyüğü, sınıf kimliği muğlâklaştırılmış bir demokrasinin, “vazgeçilemez” bir toplumsal ve siyasal değer mertebesine çıkarılmış olmasıdır.Bu durumun emek dünyasındaki “yansımaları” son derece vahimdir: Kapitalist toplumlarda demokrasiyi, “sermayenin, halkın yönetimi yalanı üzerinden sürdürülen iktidar biçimlerinden biri” şeklinde tarif eden ve sermaye karşıtlığını kararlılıkla ifade eden sınıf sendikal kadrolarımız, aynı sermayenin iktidar biçimi olan burjuva demokrasisine karşı ilan edilmiş mücadele düşüncesine “çekimser” duruyorlar.
Kapitalizmi tasfiye edip toplum için üretip hakça paylaşımın önündeki en zorlu engelin “diktatörlük” olduğu sanılır, fakat işin doğrusu şudur; sermayenin en akılcı iktidar biçimi olan burjuva demokrasisini aşmak, diktatörlükleri yıkmaktan daha zordur.
Yirminci yüz yılda pek çok diktatörlüğü yıkıldı, ama burjuvazinin demokrasileriyle baş edemedik; Birinci emperyalist savaş koşullarıyla birlikte ayrıca değerlendirilmesi gereken Ekim Devrimi bir yana, tarihimizin hiçbir döneminde, demokrasi engelini aşıp, bir sosyalist devrim gerçekleştiremedik. Ve fakat en pespaye demokrasiler bile, kapitalizmi tehdit etmeye başlayan sınıf sendikal hareketlerin önünü kesmeyi, fiili, meşru ve radikal mücadeleleri “sönümletmeyi” başardı.
Kapitalist toplumlarda demokrasi mücadelesinin sonu yoktur: Sömürüyü disipline eden devlet iktidarının belirlediği ölçülerde örgütlenme ve “ifade” özgürlüğü elde edilebilir, ücret artışı için grev hakkı kullanılır, yaşam koşulları düzeltilebilir; vekiller seçilir, parlamentoya gönderilir ve kapitalizmin, özel mülkiyet ya da sömürü özgürlüğü gibi kutsallarına “ellememek” şartıyla hükümet de olunabilir vs. Haklar yeniden kısıtlanır (sa), yeniden ve yeniden demokrasi mücadelesi verilir; sokağa çıkılır, greve gidilir, koşullar düzeltilir ve bu iş sürgit devam eder. Bu arada, zorlanınca esneme özelliğine sahip burjuva demokrasisinin “güzelliklerinden” yararlanan emekçi yığınlar, demokrasi ile barışık yaşamaya alışırlar; böylece, demokratik tepki verildiğinde “insafa gelen”, iyi kötü yaşanılabilir bir sistem haline getirilebilen kapitalizmi tasfiye etmek için büyük bedeller ödemeye, başkaldırıya da gerek kalmaz!
Bu sorunu önemsemek gerekir. Demokrasi mücadelesi bu minval üzere sürdürülürse, “şartlar olgunlaştı” dediğinizde, o güne kadar uğruna mücadele edilen demokrasiyi aşamayabilirsiniz; sermayenin “kendi tercihi” iktidar biçimi olan burjuva demokrasisini karşınıza almak için ihtiyaç duyacağınız “samimiyet” hususunda zorlanabilir ve hatta, yasalarla denetlenen demokrasi mücadelesine ve demokrasi ile barışık yaşamaya alıştırdığınız emekçi halkın “karşı duruşuyla” da karşılaşabiliriz!.
Kuşaklar boyunca, ısrarla ve devamla “demokrasi mücadelesi” veren sınıf sendikal kadrolar, bu mücadeleyi, “demokrasinin sunduğu olanaklardan yararlanmak ve gelecek o büyük gün de ihtiyaç duyulacak güçleri hazırlamak” amacıyla verdiklerine inanırlar. 1917 Rusya’sın da Şubat Burjuva Devrimi ile oluşan “özgürlük ortamını” toplumcu devrim için değerlendiren Bolşevik pratiğini de örnek gösterirler.
Bu, kısmen doğru bir yorumdur; çünkü bu yorum, 1917 Burjuva Devrimi’nden hemen sonra, o “serbestlik ortamında”, demokrasi mücadelesini, zenginlere karşı işçilerin ilan edilmiş iktidar mücadelesi şeklinde tarif eden, demokrasiye karşı, hiç duraksamadan, toplumcu demokrasi talebini öne çıkaran Bolşeviklerin, Çarlık dönemini aratmayan büyük bir baskı ve terörle karşılaştıklarını hesaba katmamaktadır. Bolşevikler, burjuva demokrasisine “elledikleri” için, 1917 Şubat Devrimi’yle örgütlenen burjuva demokrasinin “güzelliklerinden” ancak dört ay yararlanabildiler. Bu pratiğin bize öğrettiği şey şudur; emeğin kısmi kazanımlar elde etmesine olanak tanırken, sermayenin ömrünü “gereğinden çok fazla” uzatan demokrasiye “ellerseniz”, diktatörlüğü davet edersiniz. Ama işte, burjuva demokrasiye “ellemeden” de toplumcu bir sisteme çıkamazsınız!.
Emeğin ve insanlığın özgür geleceğini dert edinen sınıf sendikal kadrolar için demokrasi mücadelesi, sermayenin, diktatoryal ya da “demokratik” bütün iktidar biçimlerine karşı emeğin ilan edilmiş özgürlük savaşı ile başlar ve kapitalizmi tasfiye ederek, “üretenlerin doğrudan yönetimi” şeklinde formüle edilebilecek olan toplumcu demokrasiyi örgütleme eylemiyle devam eder. Devam eder; çünkü her demokrasi gibi toplumcu demokrasi de bir devlet biçimidir ve sınıf sendikal kadrolar, artık devlete ihtiyaç duyulmayacak bir aşamaya kadar, bu mücadeleyi sürdürmek zorundadırlar.
Göksel Rıza ÖZKAN
Niğde Eğitim Sen Başkanı/KESK Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

SONBAHAR VE SINIF SENDİKAL MÜCDELENİN GEREKLERİ!

İçinden geçtiğimiz sonbahar, mücadelenin farklı yönlerden ısınmakta olduğu bir döneme işaret ediyor. Isınma, toplumsal gerilimlerin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir