07 Şubat 2012 – 23:29 |

Madde 7- (1) Görevi başında iken şehit edilen üyelerin kanuni varislerine yapılacak şehit yardımı miktarı, her yıl Yönetim Kurulu’nca tespit edilir.
(2) (Değişik ikinci fıkra: Şubat 2010/2629) Şehit yardımının yapılabilmesi için;
a) Veraset ilâmı aslı veya Mahkemece …

Haberin tümü »
Basın Açıklamaları

Sendikal Haberler ve basın açıklamaları…

Davalar ve Sonuçları

Sendikal davalar ve dava sonuçları …

Kamu Sendikaları

Kamu sendikaları, basın açıklamaları…

Key Haberleri

Key ödemeleri, keylerde son durum…

Seçime Doğru

Seçim arefesinde Antalya ve Türkiye…

Anasayfa » Sendikal Makaleler

Rehavete mi? Mücadeleye mi?

Ekleyen senDİKalı / 29 Mayıs 2010 – 00:54
Rehavete mi? Mücadeleye mi?

Yaz Dönemi Yaklaşırken Kamu Emekçileri Sendikaları Önündeki İki Yol (Rehavete mi? Mücadeleye mi?)
Yaklaşık 5–6 aydır tüm emekçiler kıpır kıpır. Tekelle başlayan mücadele sürecindeki sıçrama en küçük yerleşim yerlerinde bile yer, yer basın açıklamaları, oturma eylemleri mitingler ve 1 Mayıs Taksim coşkusu ile devam eden bu süreçte, 26 Mayıs eşiği de Konfederasyonların ikircikli tutumuna rağmen başta metropoller olmak üzere işçilerin, emekçilerin yoğun olduğu şehirlerde ve sınıf sendikacılığı yapan sendikal kadroların yönetimlerde olduğu yerellerde hayata geçirilerek başarıldı.
Sendikaların üye sayıları üzerinden iş yeri bağlarının zayıfladığı, işyerinin spesifik sorunlarından uzaklaştığı eleştirilerinin yapıldığı bir dönemde, tüm emekçilerin acil sorunlarına sendikal kadrolar çözüm arıyorlar. İşyerlerinde yaşanan güvencesiz çalıştırma, taşeronlaştırma gibi somut sorunlar, tüm emekçileri ilgilendiren, ortaklaştıran, çözüm aramalarına sebep olan bir konu olarak sendikaların önünde duruyor. Bir “sorun” sendikalara kendini dayatıyor ve aslında sendikaların örgütlenme atağı için aradıkları çıkış yolunun da ipuçlarını veriyor. Konfederasyonumuz ve ona bağlı Sendikalarımızın üzerine basacağı, çözerek büyüyebileceği, işyeri çalışmalarını üzerine oturtabileceği bir zemin oluşturuyor.
Sendikaları “genel” çalışmadan çıkarabilecek, işyerleri ile bağlarını kurabilecek, hatta toplu “sözleşme” sürecinin altyapısını örebilecek bir süreç değilse nedir bu? Yapıla gelen eylemleri emekçi memurların yaratıcılıkları ile çeşitlendirmenin, kokart takmadan tutalım da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını işgale kadar, işyeri önünde oturma eylemlerine kadar, idareleri çözüme zorlama, afişlerle işyerlerini kuşatmaya kadar gibi pek çok eylem ve etkinliğin örülmesinin önündeki engel nedir?
Ortada hukuksuz, meşru olmayan bir saldırı var ve çözüm bekliyor. Sağlığı paralı hale getiren, zamlarla emekçilerin belini büken, %2,5′luk maaş artışları ile emekçi memurlarla alay edenler şimdi de emekçilerin kazanılmış haklarına gözünü dikiyor.
Ama her şeyden önce bunu çözebilecek, süreci bütünlüklü görebilecek bir örgüt ve planlı programlı çalışabilecek çalışma tarzına ihtiyaç var. KESK ve ona bağlı ilgili sendikanın önünde iki yol var; ya bu sorun “hukuksal” olarak çözülecek ve mahkemeye sevk edilecek, ya da eylem ve etkinliklerin planlanması, yaygınlaştırılması için alışkanlıklara hücum edilerek, çözüme emekçilerin katılması sağlanacak, bu süreç örgütlenmenin bir ayağı olarak değerlendirilecek.
Sendikal çalışmanın yetki süreçleriyle tıkanıldığı dönemde, çözüme dair ortaya çıkan fırsatların üzerinden atlanmamalı. Emekçi memurlar artık olumsuz tablolardan kurtulmak, çözüm yolunu görmek istiyor. Sendikal kadrolara düşen görev; bu arayışa çözüm üretmek. Yerel sorunlarla örgütlenmenin, örgütlenme ile eylemin geliştirici gücünün birleştirilmesi gerekiyor artık. Her sendika, kendi işkolu sorunları ile mücadelenin bütünü arasındaki bağı göremez ve kuramazsa, kısır tartışmalar, yetki ve üye kayıpları yaşanmaya devam ederken, toplu görüşme-toplu sözleşme sloganları ile bir dönem heba edilir.
“Ağacı göremeyenler ormanla savaştığını zanneder”. Oysa orman “ağaç”lardan oluşur.
Kamu Emekçileri alanında yetkili sendikalar açıklanıyor ve 2010 yaz ayları “referandum toplu sözleşme hakkı” gibi gündemleri de beraberinde getireceği şimdiden görünmekte.
Toplu görüşmelerin veya sözleşmelerin emekçi memurlar için hiçbir anlam ifade etmeyeceği, yılların açığa çıkardığı bir gerçek. Ama onun alternatifinin fiili meşru mücadele ve sokak eylemleri olduğunu söylemek yetmiyor. Sokağı güçlü kılan şey, işyeri örgütlülüğü ve emekçi memurların ideolojik üstünlüğünüzü kabul ederek alanlarda yanınızda olduğunu göstermesidir.
Bunu sağlamanın yolu ise yerelde yaşanan sorunlarla sınıf mücadelesinin geneli arasında doğru bağı kurabilmek ve ideolojik üstünlüğü kaybetmemektir.
Bu dönemin bir diğer önemli verisi ise KESEK’E bağlı sendikaların 2009 25 Kasım Genel Uyarı eylemi öncesiyle başlayan ve 26 Mayısı da içine alan günümüze kadar ki süreçte gerek kadroları gerekse üyeleriyle bir dizi eylem ve etkinlikleri peşi peşine örerek yeni çıktığı sürecin nereye evirileceği gerçeğidir. Sendikal mücadele pratiği “yaz ayları rehaveti” örnekleriyle doludur.2010 yaz aylarına girilmek üzeredir. Sendikalarımız üst yönetimleri başta olmak üzere 2010 yazının “tatil” değil, sayısal verilere, yetkiye takılmadan (etkilerini de göz ardı etmeden) elinde bulundurduğu alan ve ideolojik üstünlüğü devam ettirecek taktikleri geliştirmek için kurullarını toplamalı ve yeni eylem ve etkinliklerini planlamalıdır.
Üst düzey yönetimler “düzene” müdahale etmek için “ kamu emekçilerinin yaşamına dair, iş kollarına dair sorunları” görebilecekler mi? Ya da yaz ayları “rehavetiyle” Ağustos ayı sonuna kadar beklemeye mi çekilecekler?

Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Dönem Sözcüsü

Şu haberler ilginizi çekebilir...

Yorum Yapın!

Yorum ekleyebilir veya sitenizden GERİ İZLEME yapabilirsiniz. Yorumlardan haberdar olmak için RSS sistemine kayıt olabilirsiniz.

Lütfen spam yorum yapmayınız!

Yorumlarda resminizin görünmesi için GRAVATAR sistemine kayıt olmalısınız. .