“Öğretmenler Gününü” Aksaray Meydanında Kutluyoruz
Yarın 24 Kasım; Öğretmenler Günü bütün öğretmenlerimize, öğrencilerimize, velilerimize ve ülkemizin tamamına kutlu ve hayırlı olsun. Ancak, ne var ki, dışarıda hazırlanıp içeride tezgâha konan sinsi planlarla parçalanmanın eşiğinde duran Türkiye’mizi bizlere armağan eden Yüce Atatürk’ün bir başka armağanı olan bu günü sevinç, mutluluk ve gelecek için umut dolu gönüllerle kutlayabilmekten fersah fersah uzakta bulunmaktayız. Çünkü öğretmenlik artık bir meslek olmaktan çoktan çıkmıştır; bunun sebebi, öğretmenliğin yaşamakta olduğu çöküştür.
Evet, öğretmenlik çöküyor; bunu akıl ve izan sahibi olup da bilmeyen ve görmeyen yok, sadece ve yalnız Hükümet bu çöküş karşısında Üç Maymun’u oynuyor. Ne bir şey görüyor, ne bir şey işitiyor, ne de derde derman bir şey söylüyor. Hatta, tam tersine, çöküşü daha da hızlandırıyor, daha da derinleştiriyor.
Denebilir ki nedir “çöküşten kastettiğiniz ve nasıl olmaktadır işbu “çöküş”.
Kısaca anlatalım.
Önce “meslek nedir?” diye soralım:
Meslek Nedir?
Meslek, kişinin kendisini bütün varlığı ile adadığı ve bunun karşılığında elde ettiği kazanç ile hayatını sürdürdüğü bir “iş”tir. Bunun aksi, meslek değil, kişinin asıl işinden arta kalan zamanlarda iştigal ettiği “meşgalelerdir ki buna “amatörlük” ya da “hobi” denir. Söz gelimi çiftçilik nasıl bir meslek ise avukatlık, işçilik, aşçılık, muvazzaf subaylık da birer meslektir, boş zamanlarda yapılmaz bunlar, bütün zamanlar ve enerjiler ona tahsis edilir ve yine de bir zaman ve enerji artarsa özel ilgisi olan bir başka meslek – meselâ diyelim balıkçılık, ressamlık veya bahçıvanlık – ile uğraşılır.
İşte, öğretmenliğin çöküşü tam da burada yatmaktadır: Öğretmenlik haddi zatında amatörce, yani, boş vakitlerde, asıl işinden arta kalan zaman ve enerjinin ayrıldığı ve sırf özel ilgilerin tatmin edilmesine yarayan bir uğraşı değil, kişinin asıl ilgi odağı olan ve ona göre formasyon kazanmış bulunduğu, neredeyse bütün zamanını alan ve bütün enerjisini yutan ve bu sebeple de tam profesyonelce çalışılması gereken hakikî bir iştir.
Ancak, gelin görün ki bizim memleketimizde artık epeyce uzunca bir müddetten beridir öğretmenlik bu niteliğini kaybetmiş bulunuyor.
Çünkü:
1: Öğretmenlik mesleğini icra edebilmek için gereken her şeyi yerine getirmiş genç öğretmenler mesleklerini yapamıyorlar; zira, şu an itibariyle, 210 binden fazla fakülte mezunu öğretmen işsiz bulunmaktadır.
2: Bir şekilde mesleğini icra edebilme imkânı bulan öğretmenlerin ise:
2.1: Hemen tamamının aldığı ücret Yoksulluk Sınırı’nın yarısından daha az ve büyükçe bir kesimininki ise Açlık Sınırı civarında bulunmaktadır
2.2: Bunun yanında bir de, hiçbir iş güvencesi bulunmayan, “mevsimlik işçi” statüsünde çalıştırılan öğretmenler de vardır ki bunların ücretleri Açlık Sınırı’nın epeyce altındadır.
3: Bunlara ilaveten, Hükümet bir yandan önüne gelen her yere bol keseden açtığı üniversitelerde yeni öğretmenler yetiştirecek eğitim fakülteleri açarken diğer yandan da mevcut eğitim fakültelerinin kontenjanlarını arttırarak bu çöküşü sistematik bir surette hızlandırmaktadır.
Konuyu az biraz açalım:
1: Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş’ün yayınlamış olduğu bir araştırma sonuçları yaşanan faciayı çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir:
1.1: Atanabilmek için KPSS’ ye giren öğretmen adayı sayısı 2006 yılında 202 bin 710 iken 2009’da bu sayı yaklaşık 244 bin olmuştur.
12: Bu sene yapılan toplam atamalar ancak 30.00 kişi olmuş ve böylece, boşta gezer öğretmen sayısı 214 bine yükselmiştir.
1.3: Temizlenmesi mümkün olmayan bu birikinti ortada dururken eğitim fakültelerine 60 bin yeni öğrenci kayıt yaptırmıştır.
2: Öğretmenlik mesleği Bakanlık tarafından karikatürize edilmiştir.
Şöyle ki:
2.1: “Normal” öğretmen tipi ortadan kaldırılmış, üç – hatta dört – tür öğretmenlik ihdas edilmiştir: Norm Öğretmen, Sözleşmeli Öğretmen, Ücretli Öğretmen ve Vekil Öğretmen.
2.2: Bunlardan sadece “Norm (Kadrolu) Öğretmen”, normal öğretmendir; Sözleşmeli Öğretmen, son zamanlarda ücret bakımından Norm Öğretmen’e yakınlaşmış olmakla beraber hiçbir iş güvencesi olmayan, mesleğinin istikbali âmirlerinin iki dudağının arasında olan “muvakkat” ve “istikrarsız” bir öğretmendir. Ücretli Öğretmen ise, tam anlamıyla “mevsimlik işçi” statüsündedir: Çünkü sadece ders zamanlarında vazife yapabilmekte, dersler kesilince işi de bitmiş olmaktadır. Vekil Öğretmen’e gelince: Bu uygulama eskiden de vardı, ama, öğretmen bulunmayan hallerde ve geçici olarak başvurulan bir uygulama idi. Şimdi yüz binlerce öğretmen boşta gezer ve buna karşılık sınıflarda dershaneler de aşırı kalabalık iken, Bakanlık’ın bütün bunları görmezlikten gelerek, öğretmen açığının bir kısmını bu mesleğin dışından kapatmaya çalışması kelimenin tam mânâsıyla bir skandaldır.
En son duruma göre ülkemizdeki öğretmen sayıları da şu şekildedir:
“Norm (Kadrolu) Öğretmen”: 542.298, Sözleşmeli Öğretmen: 68.658; Ücretli ve Vekil Öğretmen: 61.551. Öğretmen açığı: Yaklaşık 150.000
3: Şimdi de gelelim “bir şekilde mesleğini icra edebilme imkânı bulan” talihli öğretmenlerin ücretlerine. Bu öğretmenlerimiz cidden bahtı açık; ama ya aldıkları ücretleri nasıl? Onlara, mesleklerini tam profesyonelce icra etme imkânı verecek düzeyde mi?
O da şöyle:
3.1: Norm kadro öğretmenler için yeni işe başlama 1200 TL, yükselebileceği son sınır ise 1700 TL’dir.
3.2: Sözleşmeli öğretmen maaşları bu rakamların da altındadır.
3.3: Ücretli öğretmenlerin maaşı yoktur, yaptıkları ders saati başına ücret almaktadırlar ki bu ortalama olarak 300 ilâ 500 TL arasında değişmektedir. Tabiatıyla, “maaşlı” değil, gelip-geçici çalışan eleman oldukları için bu meblağ da yalnızca ders yapıldığı zaman alınabilmektedir; söz gelimi yarı sömestre (Şubat) tatilinde yarısı kesilen ücretin yaz tatilinde aylarca tamamı kesilmektedir ve ayrıca, bir dahaki eğitim-öğretim yılında tekrar kendilerine ücretli ders verdirilip-verdirilmeyeceği dahi belirsizdir.
3.4: Bu ücretlere karşılık, dört kişilik bir aile için Yoksulluk Sınırı 2865 TL ve Açlık Sınırı ise 1100 TL’dir!
Öğretmenliğin bu çöküşü kendisini başka alanlarda da gösteriyor: Eskiden daha iyi ücretle öğretmen çalıştıran dershaneler de ödedikleri ücretlerini düşürdükçe düşürmüş bulunmaktadır. “on binlerce dershane hem işsiz öğretmenleri daha ucuza çalıştırıyor hem de KPSS kursları üzerinden dershanecilik yaparak çok büyük gelir elde ediyor. Öğretmenler arasında çok büyük ücret farklılaşmaları da oluşmaya başlamış durumda. Öğretmen işsizliğinin sürekli artması, bir diğeri üzerinde ücret baskısı olarak kullanılıyor. Gerek işsiz öğretmenler gerekse de dershanede çalışan öğretmenler çok büyük yaşam güçlükleri ve sosyal sıkıntılar yaşıyorlar. Bazı dershanelerde çalışan öğretmenlerin mesaileri haftalık 70–80 saate kadar çıkabiliyor”.
Bu çöküşün acı sonuçlarından birisi de şudur ki, henüz eğitimlerini almakta olan öğretmen adayları vazıyetten tedirgin oldukları için motivasyonları ve başarıları düşmekte, işsizlik kaygısı yoğun bir depresyona yol açmaktadır.
İşte, hemen hemen her Eğitim Fakültesinin giriş kısmında Atatürk’ün “Öğretmenler dünyanın her yerinde toplumun en fedâkâr ve en muhterem unsurlarıdır” vecizesinin günümüzdeki anlamı ve değeri: Bu cümlenin sadece ilk yarısı geçerli şimdi Türkiye’de; Öğretmenler hâlâ fedâkâr, ama hak ettikleri hürmeti görmüyorlar! Onlara saygı göstermeyen elbette toplum değil, maalesef Hükümet; kendisi de kredisini süratle kaybeden ve araştırmalarda %47’den %30’un altına indiği ortaya çıkan Hükümet.
Peki ne olur bu gidişin sonu?
Öğretmenliğin çöktüğü bir memleketin sonu ne olursa bize de olacak olan odur tabiatıyla.
Türk Eğitim-Sen olarak bu yıl öğretmenler gününü 25 Kasım 2009 Çarşamba günü Saat: 12.30 da Aksaray Meydanında kutlayacağız. Gelin, öğretmenin halini görün ve feryadını duyun.
Türk Eğitim-Sen
İstanbul Bölge Başkanı
Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan
