“ZORUNLU DİN DERSİ UYGULAMASI “ DEMOKRATİK –LAİK DEĞERLERİN İNKARIDIR.
Biz Alevi-Bektaşiler; Yıllardır devlet yöneticilerinden ;”Sizler bu ülkenin birinci sınıf yuttaşlarısınız, Cumhuriyetin asli kurucularındansınız, Laikliğin Bekçilerisiniz” gibi okşayıcı sözleri duyarız, ancak sonrasında ne hikmet, payımıza hep, katliamlar, baskılar, sürgünler düşmektedir. O da yetmez, Selçuklulardan, Osmanlıya, Osmanlıdan, Türkiye Cumhuriyeti’ne değişmeyen tek şeyin, Alevilerin devlet arşivlerinde hep “güvenilmez” yurttaş olarak anılmaları ve yeri –zamanı geldiğinde ”katli vaciptir” tayfası olarak itham edilmelidir.
Sevgili Canlar;
Tüm itham ve karalamalara rağmen büyük bir sukünetle Türkiye’mizin dost/kardeş kurumları ile yolumuza devam ediyoruz. Bu yol uludur, Işıktır, Kandil kadar sade ve huzur vericidir. Sivas’ta, Maraş’da, Çorum’da Gazi’de Yakılarak, Vurularak Ölen Canlarımıza, Aydınlarımıza Ödeyecek borcumuz var. Bu borcu bugün burada toplanarak ve güçlenerek ödüyoruz. Bu gücümüzü devlet ve gelmiş geçmiş hükümetler biliyordu, sinsi bir yolu kendilerine rehber edindiler. Toplumu top yekün dinsel eğitime tabi tutarak aklın devre dışı tutulmasını vesile oldular.
Bu nedenle; Türkiye özelinde “diyanet işleri başkanlığı” gibi devasa bir kurum, devletin denetimi ve gözetiminde 100 binin üzerinde kadrosu ile ve üç katrilyona varan bütçesi ile devletin görüntüsünü “TEOKRATİK” bir görüntüye sokmakta, buda devletin sivilleşip demokratikleşmesi, çoğulcu bir yapıya evrilmesi önünde önemli bir engel olarak durmaktadır.
Devlete üç katrilyona maliyet getiren Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması ile açığa çıkan bu bütçe fazlalığının Eğitime, Sağlığa, Barınmaya ve benzeri yerlere aktarılması, hem devletin sosyalleşmesine/demokratikleşmesine/laikleşmesine katkı sunar. Hemde devletin yurttaşlarına karşı ideolojik davranmasının önünü keser.
Çağdaş toplumların “aklı” referans alan çabaları ortadayken, bizim gibi geleneksel toplumlara reva görülen “vahiy-vahy” merkezli düşünme dayatmaları manidar ve düşündürücüdür. Bu nedenle, yıllardır “zorunlu din dersi” uygulaması, bugün ortalama yurttaşların “aklı” esas alan düşünce sistematiğini bozmuş ve düşünce tembelliğine neden olmuştur. Her “akli” olanı, “din” dışı yaklaşımlarla toplum bir nevi psikolojik kuşatma altına alınmıştır.
Zira bu davranış ve tutum Anayasamızın “Madde-10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” prensibine hiç uymadığı gibi, pratikte ve uygulamada devletin/hükümetin belirlediği alanda ancak “kanaat” ve “inancını” iffa edersen “muteber” olunmakta, değilse soru işaretleri ile dolu bir takip ve izolasyon süreci yaşanmaktadır.
12 Eylül Devletinin ideolojik saldırganlığı yasal “ZORUNLU DİN DERSLERİ” kisvesi altında tüm acımasızlığı ile sürmektedir. Zira 12 Eylül sonrası hükümet/ iktidar olanlar da “ZORUNLU DİN DERSLERİNİ” kaldırmayarak 12 Eylül yasal zorbalığını ne kadar sevdiklerini ve benimsediklerini ortaya koymuşlardır.
Son bir yıldır hükümetin “ALEVİ ÇALIŞTAYI” çalışmalarını olumlu görmekle birlikte, yukarıda izah etmeye çalıştığımız 12 Eylül yasal zorbalığının Anayasal hale getirdiği ve 24. .madde de formüle ettiği “ZORUNLU DİN DERSLERİ” hükmünü Anayasadan çıkarmadıkca, bizim tarafımızdan bu çalışmaların hiçbir önemi yoktur. İnandırıcılık ve güven, bu tür dayatmaların ortadan kaldırılmasıyla olur.
Tüm bu kaygı ve Çekincelerimiz içinde “Zorunlu Din Dersleri Olmaz, Laikliğe Aykırıdır” dediğimizde ve yine ”AHİM ve Danıştay Kararlarını Önlerine Koyduğumuzda” burası Türkiye bizi bağlamaz diyorlar.
Peki sormak lazım; “Anayasanın açık hükümleri ortada iken, Gerek ulusal ve gerekse Uluslararası Hukukun, Yanlış yapıyorsunuz “ uyarısına rağmen hükümetin/devletin bunlar yokmuş gibi davranmasını neye bağlamak lazım? Tek cümle ile Hukukun ve Demokrasinin evrensel değerlerine inançsızlık olarak açıklanabilir.
Bu sebepten; Demokrasi İstiyoruz, Hukuk istiyoruz, Adalet istiyoruz şiarımızı güçlendirerek haykırmak ve istemek zorundayız. İstemekle de kalmıyacağız; bu umarsızlığı berteraf etmek için örgütsel akılla ve iradeyle, bu oyunu boşa çıkaracağımıza olan inancımızı ifade etmek zorundayız.
Sonuç Olarak;
Onlar, Ali Yüce’nin Kırk Ayaklı Karınca Şiirindeki kırkayağı da koparılarak, yolunarak ve özelikle yakılarak yok edilen karıncanın “Hiç ayağı kalmadı işte/Sen bu dağı aşamadın” tehdidine verdiği cevabı bilmiyorlardı. “Dön de bir bak/Dağ biraz küçüldü işte/Daha çok karınca var geride”…
Evet, tarih boyunca Biz Aleviler; Hep yolunan ve yuvası bozulan karıncalar misali toprak ananın kudreti ve bereketi içinde olduk ve olmaya devam edeceğiz. Toprak ananın bereketi/cömertliği içinde, karıncanın masumiyeti içinde dost/kardeş kurumlarla çoğalarak mücadelemize devam ediyoruz. Saygılarımızla. 23.09.2009
K A T I L I M C I K U R U M L A R
ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ-KESK-TTB-TMMOB-HALKEVİ-İHD-PİR SULTAN-
CHP-ÖDP-EMEP-DTP-ESP-SDP-BULAMLAR DERNEĞİ-YÜREĞİR CEM YAP.DER.
TUNCELİLER DERNEĞİ VE SİVAS ÖRTÜLÜLER DENEĞİ- SHP –TUAY-DER
