12 Eylül 2010 Pazar gününün, “hayır”lara vesile olmasını umuyoruz.
Yine Bir 12 Eylül, Yine Bir Demokrasiye Suikast Girişimi Öncesinde, Seçmenin Ahlâki Özerkliğine AKP’ nin Ahlâksız Baskısı Sürüyor!Gerçek demokrasilerde toplumun kaderine yön veren Anayasal düzenlemeler, adil ve amaca uygun biçimde yürütülen müzakerelere dayanır. Müzakere süreci, farklı beklentilerin ortak yararlar çerçevesinde tartışılarak birbiriyle uyumlu hale getirilmesini, toplumsal farklılıklardan sağlıklı bir yurttaşlık bilinci yaratılmasına katkı sağlar. Sorun ve beklentilerin katılımcı bir anlayışla, baskıdan uzak bir ortamda, özgürce tartışılması gerginlik ve kutuplaşma eğilimlerinin yumuşamasını sağlar. Çünkü, demokratik yöntemlerin uygulandığı karar alma süreçlerine katılan kitlelerin beklentileri, azınlıkta kalmaları nedeniyle gerçekleşmemiş bile olsa, katılım ve müzakere süreci ortaya çıkan sonucu onlar için katlanılabilir kılar.
12 Eylül Pazar günü halkoyuna sunulan Anayasal metin, sivil dikta olma yolunda hızla yol alan tek parti iktidarı tarafından, özetlediğimiz demokratik yöntemler dışlanarak dayatma anlayışı ile hazırlanmıştır.
Halkoyuna sunulan paketi, demokrasiye suikast girişimi olarak tanımlamak abartılı bir değerlendirme olmayacaktır. Bu girişimin, 12 Eylül 1980’de askeri cunta tarafından hazırlanan demokrasi cinayeti girişiminden tek farkı, faillerin bu defa siviller olmasıdır.
Demokrasiyi amaç değil, araç olarak gören, kafalarının arkasındaki rejime ulaşmak için demokrasiyi basamak olarak kullanan iki yüzlü siyasetçilerdir bunlar. Demokrasi kavramının anlamını bilen hiç kimse, bu gerçeğin aksini iddia edemez. İddia edenler, toplumu kandırmaya çalışan, her türlü ahlâki değerden yoksun, onursuz şarlatanlardır. Halkoylaması süreci, yıllardır ortalıkta demokrasi savaşçısı olarak sunulan bu ilkesiz şarlatanların maskelerinin düşmesine vesile olmuştur.
Çoğunlukla merkez sağ iktidarların yönetiminde perişan olan milyonlarca masum yurttaşın mağduriyetini ve kutsal hassasiyetlerini sömürerek iktidara gelen AKP, “yaptığı talanın” ve “devlet aygıtını muhalifleri hukuk dışı yöntemlerle ezen bir yapı olarak kullanmanın” bedelini ödemekten kurtulabilmek için, demokrasiyi iğfal etmek suretiyle yargıyı kendisine bağımlı hale getirmeye çalışıyor.
AKP kadroları, iktidar gücünü yitirme korkusunun yarattığı panik nedeniyle, yurttaşın kararını özgürce belirleyebilmesinin önüne geçebilmek için her türlü baskıyı, duygu ve inanç sömürüsünü yapıyor. 12 Eylül tarihi yaklaştıkça baskının ve sömürünün dozunu artırıyor. Ağustos sıcağında yoksula kömür dağıtma sömürüsünden tutun da “bi taraf olan bertaraf olur” baskısına varıncaya kadar…
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, hesap vermekten korktuğu bağımsız yargıyı bertaraf edebilmek için, insanların zekasını hafife alarak yalan söylüyor, ucuz demogojilere tenezzül ediyor; yurttaşın sanatçılara, hatta futbolculara olan sevgisini dahi kirli siyasetine alet ediyor, oy getirmesi muhtemel her kozu siyaset pazarına sürüyor. Yürümeye devam ettiği bu yolda her şeyi mübah sayıyor.
Bir gün iş dünyasını, başka bir gün emek dünyasını tehdit ediyor.
Korkusunun kamçıladığı öfkesini dizginleyemiyor ; gün geliyor muhalefet partilerine küfrediyor, gün geliyor kendisini eleştiren aydınlara…
İktidar gücünü nakite çevirme peşinde olan yandaş medya ve yandaş köşe yazarları, haram lokmadan al al olmuş yanakları ile toplumu zehirleyebilmek için mesleklerine ihanet ediyorlar.
Sözde sivil toplumun sözcüsü, gerçekte ise sivil diktanın tetikçisi olan gerici platformlar üzerinden seçmenin iradesine pranga vurulmaya çalışıyor.
Halkoylaması sürecinin özgür ve adil bir ortamda yapılmasının önüne geçebilmek için devletin tüm kurumları, kadroları ve olanakları seferber ediliyor.
Devlet gücü, görülmemiş bir şekilde kötüye kullanılıyor.
Halk iradesini etkilemeye yönelik rezil ve ahlâksız bir saldırıya tanıklık ediyoruz.
Ülkenin başına musallat olmuş bu uğursuz güruhun nefesini kesebilmek için 12 Eylül’e kadar ülkesine ve milletine sevdalı herkes üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmelidir. Tek bir oy heba edilmemeli, ettirilmemelidir. Her yurtsever insanımızın aydınlatılması için çaba sarfetmeli, Şeker Bayramı ile zirveye çıkacak kaynaşma ve dayanışma ortamları çok iyi değerlendirilerek kafası karıştırılmış milyonlar uyandırılmalıdır.
Eğitim-İş Sendikası olarak kamuoyuna çağrımız şudur:
El ele verip kıtalar ötesinde imal edilerek, ülkemizin, demokrasimizin ve geleceğimizin başına geçirilmek istenilen çuvalı yırtıp parçalamalıyız. Geleceğimize sahip çıkmalıyız.
12 Eylül 2010 Pazar gününün, “hayır”lara vesile olmasını umuyoruz.
Yüksel ADIBELLİ
Genel Başkan
