Anasayfa / Basın Açıklamaları / 19 ARALIK “HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONUNUN”10. YILDÖNÜMÜ!

19 ARALIK “HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONUNUN”10. YILDÖNÜMÜ!

19 Aralık 2010 tarihi “Hayata Dönüş Operasyonunun” 10. yıl dönümü, sistemin suçluluğunu ortaya koyan bir yargılamaya denk geldi. Cumhuriyet tarihinin en büyük hapishane katliamı olan bu “Hayata Dönüş Operasyonunun” sorumluları nihayet açıktan açığa konuşulmaya, sistemin ceberut sureti bir kez daha görünür olmaya başladı. 28 tutsağın öldürüldüğü, yüzlerce tutsak ile binlerce tutsak yakınının yaralandığı, peşi sıra F tiplerinde toplamda 1000’i aşkın tutsağın tarihsel bir direnişle ölüm orucuna yattığı ve 122 devrimcinin şehit düştüğü 19 Aralık’ın 10. yılında, “operasyonun” sorulularından hesap sorma zamanı!

19 Aralık, coğrafyamız cezaevi tarihinin en sistematik, en kanlı “operasyonlarından” biriydi. Tıpkı 6-7 Eylül olayları gibi, askeri cuntalar gibi, Kürt kökenli yurttaşlarımıza yönelik kirli savaş konseptleri gibi gayri nizami harp teknikleriyle militarizmin en kanlı biçimlerinin birleştirildiği politik-stratejik bir saldırıydı. Tam bir derin devlet iradesiyle, gerçek bir konsensüsle gerçekleştirildi. Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonu, rejimin F tipi zindana kanlı geçişi esas alan bu saldırı konseptini benimsemekte ve icra etmekte tereddüt sergilemediler. Diğerleri bir yana, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in “teröristleri kendi teröründen kurtarmak”, “tutukluları hayata döndürmek” yönünde önceden hazırlandığı tartışmasız demagoji cümlelerini okuması ve en bayağısından bir psikolojik savaşı hükümet başkanı düzeyinde sürüklemeye çalışması hala hafızalardadır.

Hükümetin “operasyon” kararlılığı, özellikle İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’da cisimleşti. Bunlara Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde, bilhassa Jandarma teşkilatından seçilmiş ve Engin Hoş, Osman Özbek, Mehmet Ay, Halil İbrahim Tüysüz gibi rütbeli askerlerin yönetiminde koordine edilen bir özel tim eşlik etti.

Başta Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı ve hapishane savcılıkları gelmek üzere, yargının ve bürokrasinin ilgili her kademesi de “operasyonda” hazır bulunmuş, çarpıtılmış tutanaklar ve yanlış beyanlarla yaşananları devlet kayıtlarına tahrif edilmiş olarak geçirdiler. Bu konseptin medya boyutu ise en dikkat çekici olgulardan biriydi. Medya, tek ses bir koroyla, manşetlerden ve köşelerden büyük bir yalan kampanyası başlatmış, gerçekleri bile, bile çarpıtmış, bu tavrını F tipi zindanlarda yaşanan devrimci direniş konusunda da uzun süre devam ettirmişti.

Keza, sistemin yargı organları da sürecin aktif unsuruydu, tutsaklar ve tutsak yakınları hakkında “devlet malına zarar vermek” gerekçesiyle davalar bile açıldı. Bu o derece kararlı ve üst düzey bir konseptti ki, AB’den TÜSİAD’a bütün sistem örgütlerinin destek ve onayına sahipti. O dönemde parlamento dışında bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Genelkurmay’dan aldığı bilgi notu uyarınca bütün parti örgütlerine gönderdiği genelgeyle “operasyon” a destek verdiği basına yansımıştı. Aralarında Fikri Sağlar, Murat Karayalçın ve Mehmet Moğultay’ın bulunduğu bir heyetin 19 Aralık’la ilgili gizli bir görüşmede katliamın baş koordinatörlerinden General Engin Hoş tarafından azarlandığı haberleri de yalanlanmamıştı.

Önce “infaz koruma memurları” veya “gardiyan” tabir edilen devlet memurlarının tanıklığı geldi. Özellikle Konfederasyonumuz KESK’e bağlı Tüm Yargı-Sen üyesi olan emekçi memurlar, hapishane “operasyonu” tanıklığını toplumun geniş kesimlerine taşıdıkları gibi devrimci tutsakların hapishanelerdeki yaşamı konusunda kasıtlı olarak üretilen ve “operasyon”u haklı çıkartmaya yönelik demagojileri de sarstı. Sistem, elbette buna izin vermedi, sendikayı bastı ve sonra kapattı; yöneticilerine, üyelerine cezalar yağdırdı, bu tanıklığı halkın gözlerinden hızla kaçırdı. Fakat ardından Adli Tıp raporlarının gelmesini önleyemedi. Adli Tıp raporları gösterdi ki, savcılar ile jandarmanın tutanakları yalandı, düzmeceydi. Bu raporlarda devletin “yüksek enerjili silahlar” kullandığı, tutsaklara “harp tüfekleriyle saldırdığı, hapishanelere yoğun şiddette bomba ve gaz attığı resmen

belgeleniyordu. Tutsakların yanma, zehirlenme ve kurşunlanma sonucunda yaşamlarını yitirdiği resmi kayıtlarla ortaya çıkıyordu.

Yine tutsak yakınları, hapishane önlerinde ve sokaklarında, polis copları ve göz altılara, acımasız mevsim koşullarına, medya çarpıtmalarına, zaman, zaman toplumsal duyarsızlığa karşı da savaşarak öğretici ve saygı uyandırıcı bir mücadele sergilediler. 19-22 Aralık’ta ve ölüm orucu direnişlerinde yaşamını yitiren tutsakları saygıyla anarken; başta TAYAD ve TUYAP gelmek üzere, büyük bir mücadelenin mimarları olmuş analarımızı ve tutsak yakınlarımızı da selamlıyorum.

Şimdi, 19 Aralık “operasyonunun” sorumlularını halkın vicdanında sanık sandalyesine oturtmanın zamanı. Hem devam eden hak gasplarına karşı tutsakların haklarını korumak ve savunmak, hem de bu tarihi “operasyonun” hesabını sormak için şimdi bir adım daha öne çıkma zamanı.

Göksel Rıza Özkan

Niğde Eğitim Sen Başkanı

KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir