07 Şubat 2012 – 23:29 |

Madde 7- (1) Görevi başında iken şehit edilen üyelerin kanuni varislerine yapılacak şehit yardımı miktarı, her yıl Yönetim Kurulu’nca tespit edilir.
(2) (Değişik ikinci fıkra: Şubat 2010/2629) Şehit yardımının yapılabilmesi için;
a) Veraset ilâmı aslı veya Mahkemece …

Haberin tümü »
Basın Açıklamaları

Sendikal Haberler ve basın açıklamaları…

Davalar ve Sonuçları

Sendikal davalar ve dava sonuçları …

Kamu Sendikaları

Kamu sendikaları, basın açıklamaları…

Key Haberleri

Key ödemeleri, keylerde son durum…

Seçime Doğru

Seçim arefesinde Antalya ve Türkiye…

Anasayfa » Basın Açıklamaları

2008 – 2009 Eğitim-Öğretim Yılında da Eğitimin Durumu İçler Acısı

Ekleyen senDİKalı / 11 Haziran 2009 – 23:14

2008-2009 eğitim öğretim yılı 12 Haziran 2009 tarihinde sona erecek. Eğitim Sen olarak her eğitim öğretim yılı sonunda olduğu gibi, içinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılı sonunda da eğitimin durumunu güncel rakamlarla kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen bilinçli politikalar sonucu tam bir sorun yumağı haline gelmiş, okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar eğitimin tüm düzeyleri, en temel işlevlerini yerine getiremez hale getirilmiştir. Türkiye’de yıllardır kalıcı bir eğitim politikası oluşturulamamış olması, eğitim sisteminin sürekli yeni sorunlar üretmesini beraberinde getirmiştir.

Türkiye’de eğitimin sorunları o kadar artmıştır ki, yaşanan sorunlar artık geçici iyileştirmelerle çözmeye çalışmak artık neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Yıllardan bu yana çözülmeyen ve çözülmediği oranda da gelecek yıllara çoğalarak sarkan sorunlar, eğitim sistemini dört bir koldan kuşatmıştır. Özellikle AKP hükümeti döneminde eğitimde yaşanan yoğun ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, eğitim sistemini içinden çıkılmaz bir girdaba doğru hızla sürüklemektedir.

Türkiye’de Okullaşma Oranı Hala Düşük: Türkiye’de 2007 yılı itibariye eğitilebilir nüfusun belli bir bölümü eğitim hakkından yararlanamamaktadır. Eğitimin en önde gelen sorunlarından birisi olan okullaşma sorunu, hala çözülmemiş olarak ortada durmaktadır. Okullaşma oranına Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2007 rakamları açısından bakıldığında, tablonun hiç de iç açıcı olmadığı görülmektedir. Net okullaşma oranları, her geçen gün artmakla birlikte hâlâ ideal oranlara ulaşılamamış bulunmaktadır. Okul çağındaki nüfusun ilköğretimde % 96, ortaöğretimde %58, yükseköğretimde % 21 düzeyindedir.

Derslik, Okul ve Öğretmen Sayısı Yetersiz: Türkiye’de toplam öğrencilerin %75’i ilköğretimde bulunmaktadır. İlköğretimdeki duruma son yedi yılda yaşanan rakamsal değişiklikler ışığında baktığımızda tablonun hiç de iç açıcı olmadığı görülmektedir.

2008-2009 eğitim-öğretim yılında okulöncesinde okul sayısı 23.653, derslik sayısı 39.481, öğrenci sayısı 804.765, öğretmen sayısı ise 47.633’tür. İlköğretimde, okul sayısı 33.769, derslik sayısı 320.393, öğrenci sayısı 10.709.920 öğretmen sayısı ise toplamda (kadrolu + sözleşmeli) 453.318’dir. Ortaöğretimde okul sayısı 8.675, derslik sayısı 109.042, öğrenci sayısı 3.837.164, öğretmen sayısı (kadrolu + sözleşmeli) 196.713’tür.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rakamlarına göre Türkiye’de 13 bin 20 köy okulu kapalı, 18 bin 213 okulda ise taşımalı eğitim uygulanmaktadır.

Ortaöğretimde henüz yeterli okullaşmanın sağlanamamıştır. Ortaöğretimde okul, öğrenci ve öğretmen sayısı birbirine paralel artmış gibi görünmesine karşın, Türkiye henüz ortaöğretimde, özellikle mesleki ve teknik eğitimde yaşanan sorunları çözememiştir. Mesleki ve teknik eğitimde piyasa merkezli yaklaşımlar eğitimin niteliğini olumsuz etkilemekte, öğrenciler almaları gereken eğitimin niteliği, piyasa şartlarına göre belirlenmektedir.

Bütçeden Eğitime Ayrılan Pay Yerinde Sayıyor: Son 7 yılın rakamlarına bakıldığında, artan öğrenci sayısına karşın Milli Eğitim Bütçesinin, ortaya çıkan ihtiyacı karşılayacak kadar artmadığı görülecektir. Aşağıdaki tabloda son altı yıl içinde eğitime bütçeden ayrılan pay ve bu payların Milli Gelire oranı gösterilmiştir.

İktidarı döneminde Türkiye’ye “çağ atlattığını” iddia edeler, borç almak hariç, diğer tüm alanlarda olduğu gibi, eğitim politikalarında da sınıfta kalmıştır. Eğitime bütçeden ayrılan paylar bu durumun en açık kanıtı niteliğindedir. Üstelik eğitimde bütçeden ayrılan payların ortalama %65’i personel harcamalarına ayrılmakta, eğitimin finansmanı öğrencilerin, dolayısıyla öğrenci velilerinin omuzlarına yıkılmıştır.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin %17,18’i yatırımlara ayrılırken, 5 yıllık iktidar sürecinde bu pay sürekli azalmış ve 2007 yılında 2002’deki rakamın yarısının da altına düşmüştür. 2009 yılında MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan pay sadece %4,57 olarak tahmin edilmektedir. Sadece son yedi yılın rakamlarına bakıldığında, AKP eliyle eğitim yatırımlarının nasıl bitirilme noktasına getirildiğini görmek mümkündür.

Dershaneler Okulların Yerini Almaya Başladı: Eğitim sisteminde dikkat çeken bir diğer nokta, yıllardır eğitimin kanayan yarası olan dershane sisteminin daha da büyümesidir. Dershane sistemi, bugün başlı başına bir sektör haline gelmiş ve eğitime yeterli kaynak ayrılamaması, okullarımızda nitelikli eğitim verilememesi, özel dershane sisteminin her geçen gün büyümesine ve neredeyse okullara alternatif kurumlar olarak düşünülmesine neden olmuştur.

Eğitim sistemimiz sınav merkezlidir: Türkiye’de eğitim sisteminin, ilköğretimden başlayarak üniversite sonrasına kadar, kelimenin tam anlamıyla sınav merkezli hale geldiği bilinmektedir. Eğitim sistemimiz, öğrencileri eğitmek, onların çok yönlü olarak gelişmelerini sağlamak yerine her yıl milyonlarca öğrenciyi sınava girmek zorunda bırakmakta ve eğitim sistemi büyük ölçüde “sınav odaklı” hale getirmektedir. Özellikle son yıllarda özel ders ve dershanelere olan ilgi azalmak bir tarafa hiç olmadığı kadar yoğun olmuştur. Öğrencilerin sınava hazırlanırken yaşadıkları stres ve diğer sorunlar pek çok öğrenci ve öğrenci velisinin psikolojik bir baskılanma yaşamasına neden olmaktadır.

Müfredat ve ders kitaplarının içeriği sorun olmayı sürdürüyor: Büyük iddialarla gündeme getirilen ve uygulanmaya başlanan müfredat ve ders kitapları ile ilgili sorunlar sürmektedir. Ders kitaplarındaki ırkçı, gerici ve cins ayrımcı öğeler ağırlığını korumaktadır.

Eğitimde Fiziki Altyapı ve Donanım Sorunları Çözüm Beklemektedi: Okullarımızın fiziki alt yapısı ve donanım eksikliği çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. Yetersizlikler ve yoksunluklar bir yana, ikili eğitim, taşımalı eğitim, birleştirilmiş sınıflarda eğitim uygulaması yapılan, yeşil alan ile oyun alanı yoksulu okullarımızda; beton yığınlarından oluşmuş duvarlar üzerinde yazı yazarken kâğıdın yırtıldığı tahta sıralardan, karatahtadan ve öğretmen masasından başka araç olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu olumsuz koşullara rağmen veli, öğretmen ve öğrencilerimizin özverili çabaları sonucu eğitim sistemi ayakta durmaya çalışmaktadır. Eğitim sistemimizin istenilen düzeye yükselmesi için planlı yatırımlara gereksinim olduğu anlaşılmaktadır.

Okulöncesi eğitim zorunlu olmalıdır: Çağ nüfusu içindeki çocukların ancak yüzde 33’ü okul öncesi eğitimden yararlanabilmektedir. Okulöncesi eğitim, eğitim kademelerinin temelini oluşturmaktadır. Çocukların daha sonraki eğitim yaşamlarının sağlıklı gelişmesinde temel belirleyici olan okulöncesi eğitim zorunlu olmalıdır.

Kreş sorunu hala çözülememiştir: Türkiye’de kamu emekçilerinin çocuklarını gönderebilecekleri kamuya bağlı kreşlerin sayısı oldukça yetersiz düzeydedir. Var olanlar da kapatılmaktadır. Ayın sonunu zor getiren kamu emekçilerinin çocuklarını özel kreşlere yollamaları ise mümkün değildir. Bu durum, Dünya Sağlık

Örgütü’nün ve UNICEF’in, doğumdan hemen sonraki ilk 6 ayda çocuğa sadece anne sütü verilmesi ve emzirmenin 6 aydan sonra uygun besin takviyeleri ile 2 yaş ve üzerine kadar devam etmesi yönündeki standartları ile uyuşmamaktadır. Bunun için; 0-6 yaş grubu çocuklar için, 50 ve üzerinde çalışanı olan bütün iş yerlerinde kreş açılmalıdır. 50’den az çalışanın bulunduğu işyerlerinde ise çalışma alanlarına yakın ortak bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır.

Okullarda şiddet olayları sürmektedir: Toplumsal-ekonomik olumsuzlukların ve gelir adaletsizliğinin bu denli derinleştiği ülkemizde, okullarda yaşanan şiddet, eğitim alanının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Eğitim sisteminin tüm bileşenleri okullarda yaşanan şiddet olaylarından etkilenmektedir. Bu çemberi zorlayan, olumsuzluğu en aza indirmeye çalışan az sayıda eğitim yöneticisi ve öğretmen ile birlikte eğitimde yaşanan şiddet ortamını eğitim biliminin sınırları içinde çözmek gerekmektedir.

Eğitimde gericileştirme uygulamaları devam ediyor: Eğitimi gericileştirme uygulamaları bu eğitim öğretim döneminde hız kesmeden devam etmiştir. Türkiye’de AKP Hükümeti döneminde Darwin ve Evrim Kuramı’nın gündemleşmesi engellenmektedir. Bu ve benzeri girişimler eğitimde gericileştirme uygulamalarının hangi boyutlara ulaştığının görülmesi açısından önemlidir.

Engellilerin eğitimi önündeki “engeller” artmaktadır: Bilimsel olarak oluşturulmuş plan ve programlar eşliğinde engelliliğe yol açan etmenler ortadan kaldırılmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bağımsız bir Özel Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurularak, hizmetlerin toplumun tüm kesimindeki engelli çocuklara ulaşması sağlanmalıdır. Hiçbir koşul aranmaksızın yeni istihdam alanları açılmalı, yasal olarak özürlü çalıştırmak zorunluluğu bulunan işyerlerinin denetimleri yapılarak, kurallara uymayanlar hakkında gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.

Eğitimde cins ayrımcılığı: Eğitimde cins ayrımcı uygulamalar tüm hızıyla sürmektedir. Gerek eğitim süreci içinde gerekse eğitim yönetiminde cin ayrımcı uygulamalarla karşılaşmak mümkündür. Ders kitaplarında erkek egemen bakış açısı sürerken, yönetici atamalarında cinsiyetçi politikalar nedeniyle çok az sayıda kadın yönetici atanmaktadır. Eğitimin bütün alanlarında kadınlara yönelik ayrımcı politikalar artarak devam etmektedir.

Tarım işçisi çocuklar eğitim hakkından yeterince yararlanamamaktadır: Mevsimlik tarım işçiliği, ilköğretim çağındaki çocukların eğitime devamını etkileyen önemli faktörlerden birisi durumundadır. Tarım işçiliği sezonu her yıl eğitim öğretim yılı sona ermeden başlamakta ve okullar açıldıktan sonra da sürmektedir. Bu durum her yıl ailesi ile birlikte tarım işçiliğine giden binlerce ilköğretim öğrencisi çocuğun eğitim yılı sona ermeden okullarını terk etmelerine ve okulların açılmasından en az bir ay sonra dönebilmelerine neden olmaktadır.

Resmi yetkililer, eğitim hakkının korunması ve çocuk işçiliğinin önlenmesi ile ilgili evrensel ve ulusal hukuk ilkeleri doğrultusunda görev sorumluluklarını yerine getirmelidir. Çocukların yoksulluk ve çocuk işçiliği gibi nedenlerle temel eğitim hakkından mahrum kalmalarına acil ve etkin önlemlerle son verilmelidir.

Yönetici atama ve kadrolaşmada rekor kırılmıştır: Milli Eğitim Bakanlığı yıllardır siyasi kadrolaşmanın, özellikle yöneticilerin belirlenmesinde yapılan atamaların içeriği ile gündeme gelmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı benimsemiş olduğu yönetim anlayışıyla, Bakanlık pratiğiyle hep tartışma konusu olmuştur. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı kadrolaşma girişimlerinin geçtiğimiz dönemde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yaşandığı düşünüldüğünde bu durum şaşırtıcı değildir.

Eğitimde Sözleşmeli Değil, Kadrolu İstihdam Benimsenmelidir: Eğitim ve öğretim hizmetinin geçici olmadığı, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler arasında yer aldığı açıktır. Dolayısıyla eğitim ve öğretim hizmeti veren öğretmenlerin, Devlet Memurları Yasasının 4/C maddesi kapsamında ve geçici olarak veya 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli olarak çalıştırılmaları, Anayasanın 128. maddesine açıkça aykırıdır.

Eğitimde hizmetli, memur ve diğer yardımcı personel açıkları giderilmediği gibi, “dışarıdan hizmet satın alma” uygulaması yaygınlaşmıştır. Pek çok okulda okul aile birliği aracılığıyla taşeron temizlik şirketlerinden “temizlik görevlileri” tutulmakta ve ücretleri öğrencilerden toplanan paralarla ödenmektedir. Bu nedenle, okuluna hizmetli kadrosu bile ayırmakta zorlanan bir Hükümetten eğitimin diğer sorunlarını çözmesini beklemek hiç de inandırıcı değildir. Atanmayı bekleyen 200 binden fazla öğretmen olmasına rağmen, bakanlığın sözleşmeli-ücretli istihdamda ısrar ediyor olması düşündürücüdür.

Kriz eğitim ve bilim emekçilerini derinden etkilemiştir: Yaşanan kriz süreci, eğitim sisteminin niteliğini belirleyen sorunların temelindeki eşitsizlik ve adaletsizlik uygulamalarını arttırmıştır. Krizin eğitim ve bilim emekçilerinin günlük yaşantısında yarattığı sorunlar, eğitimin niteliğini de olumsuz etkilemektedir. Kriz sürecinde toplumun hangi kesimlerinin, ne tür zorluklarla karşı karşıya kaldığı ortadayken, AKP hükümeti ve onun destekçisi olan kesimler krizin yükünü bugüne kadar olduğu gibi yine emekçilerin sırtına yıkmak istemektedir.

İLKSAN işlevini yitirmiştir, tasfiye edilmelidir

İLKSAN, eğitim emekçilerinin konut, sağlık, doğum, ölüm ve öğretim gibi sorunlarına çözüm amacıyla kurulan ve yüz binlerce eğitim emekçisinin maaşından kesilen primlerle bugünlere gelmiştir. Kuruluş amacında; defter fabrikası, otel işletmeciliği, araba satışı, ticari faaliyetler olmadığı halde, adı sürekli yaptığı ticari faaliyetler ve yolsuzluklarla anılmaktadır.

İLKSAN bu haliyle, sürekli zarar eden, kamuoyunda yolsuzlukları ile tartışılan ve üyelerini hiçbir sürece katmayan bir kuruluş durumundadır. Sandığın bu haliyle bile bile zarara uğratılmasına izin verilmemelidir. İLKSAN tasfiye edilmeli, üyelerin hak ettiği paraların tamamı, hiçbir kayba yol açmadan, yasal faiziyle birlikte bir defada ödenmelidir.

Sonuç

Eğitimde çeşitli düzeylerde yaşanan sorunların çözülmesi, yaşanan sıkıntıların giderilmesi noktasında somut, planlı ve eğitim sisteminin gerçek ihtiyaçlarına uygun adımlar atılmalıdır. Bu noktada 3-5 Haziran tarihlerinde bakanlığa yaptığımız toplusözleşme çağrısını buradan tekrarlıyoruz. Eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarının çözümü için gerçekten adım atılmak isteniyorsa Milli Eğitim Bakanlığı eğitim sendikaları ile toplusözleşme masasına oturmalı, bizlerin eleştirileri ve taleplerine kulak vermeli, çözüm önerilerimizi dinlemelidir. Aksi takdirde ne eğitimin ne de eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarına çözüm bulmak mümkün görünmemektedir. 11.06.2009

Eğitim Sen Adana Şube Yönetim Kurulu Adına

Güven BOĞA

Şube Başkanı

İlginizi çekebilecek benzer haberler...

Yorum Yapın!

Yorum ekleyebilir veya sitenizden GERİ İZLEME yapabilirsiniz. Yorumlardan haberdar olmak için RSS sistemine kayıt olabilirsiniz.

Lütfen spam yorum yapmayınız!

Yorumlarda resminizin görünmesi için GRAVATAR sistemine kayıt olmalısınız. .