Anasayfa / Basın Açıklamaları / 29 YILDIR SÜREN “YÖK” SALTANATI SONA ERMELİDİR!

29 YILDIR SÜREN “YÖK” SALTANATI SONA ERMELİDİR!

Eğitim Sen olarak 12 Eylül Cuntası’nın ürünü olan YÖK’ün, 29 yıl sonra hala tüm ağırlığı ile üniversitelerimiz üzerindeki tahakkümünü sürdürmekte oluşuna ve bu durumun bilim ve toplum adına yarattığı sayısız soruna bir kez daha dikkat çekmek isteriz.
Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK), 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından üniversiteler üzerinde bir baskı aracı olarak kurulmuştur. 12 Eylül zihniyeti gençliğin üzerinde YÖK düzeni ile etkin kılınmıştır. 12 Eylül ile birlikte, toplum Türk-İslam sentezi doğrultusunda ırkçı-gerici düşüncelerin etkisi altına alınırken, üniversitelerimiz de bu etkiye paralel olarak ırkçılığın ve gericiliğin hegemonyası altına girmiştir. YÖK, bu zihniyetin kurucusu, temsilcisi ve güvencesi olarak 29 yıldır görevini sürdürmektedir.
YÖK düzenin baskı aygıtı işlevi ile birlikte, üniversitelerin yeni liberal politikalar doğrultusunda yeniden yapılandırılmasında da etkin rol almıştır. YÖK’ün kuruluşu ile birlikte özel üniversiteler kurulmuş, kamu üniversiteleri ise gerek üniversite öncesi dershane harcamaları, gerekse harç, barınma ve beslenme masrafları ile neredeyse tümüyle paralı hale getirilmiştir.
Sermaye ile kurulan direkt ilişki ile piyasanın önemli bir aktörü haline getirilen üniversitelerde bilimsel üretim süreci de ticari bir etkinlik alanı haline gelmiş, bilimsel çalışmalarda toplumun ve insanlığın yararı yerine şirketlerin talepleri belirleyici olmuştur. Bilginin metalaşması ve değersizleşmesini yaratan bu süreç sonunda, üniversiteler piyasaya giderek artan bir hızla entegre olmuş, kamusal kaynaklarla finanse edilen bilimsel faaliyetin yerini, şirketlerin sponsorluğunda yapılan kar amaçlı projeler, sertifika programları, paralı lisansüstü programlar almıştır.
Üniversitelerin sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapan, sermayeye eleman yetiştiren ve sermaye için bilgi ve teknoloji üreten merkezlere dönüşmüş olması bilim ve bilimsel üretimin geleceği açısından düşündürücüdür. Yaşanan değişim üniversitenin toplum için bilim üretme niteliğine tamamen aykırıdır.
Üniversitedeki ticarileşme süreci, istihdam biçimlerini de etkilemiş, üniversite bünyesindeki birçok hizmet taşerona devredilmiş, başta araştırma görevlileri olmak üzere akademik personelin iş güvencesi de ortadan kaldırılmıştır. İş güvencesinin ortadan kaldırılmasıyla akademik özgürlükler ipotek altına alınmakta, muhalif ve eleştirel bilim insanlarının egemen ideolojiye, YÖK sisteminin otoriter hiyerarşisine ve üniversitelerin gerici ve piyasacı dönüşümüne karşı ses çıkarmaları engellenmeye çalışılmaktadır.
Bu tablo karşısında biz üniversite bileşenleri ve emekçiler; üniversitelerin bilimsel bilgiyi üreten, ürettiği bilgiyi toplumla paylaşan kurumlar olmasının, kamusal bir anlayışla yeniden tanımlanmasının, sermayeden ve siyasal iktidardan özerk kurumlar olmasının, üniversitenin bütün bileşenlerinin karar süreçlerine katıldığı, söz, yetki ve karar sahibi olduğu bir demokrasi anlayışının geliştirilmesi ile mümkün olacağı düşüncesini bir kez daha yüksek sesle vurguluyoruz ve 29 yıldır devam ede gelen YÖK uygulamasına ARTIK YETER! diyoruz;
Taleplerimiz:
Üniversiteler siyasal iktidarların etki alanında olmaktan çıkarılmalıdır.
Üniversiteler demokratik bir yapıya kavuşturulmalı, kararlar üniversite bileşenleri tarafından verilmeli, üniversite bileşenleri, söz, yetki ve karar sahibi kılınmalıdır.
Bilimin özgürleşmesi, kamusal, özerk ve demokratik bir üniversite anlayışı ancak bu koşullarda yaşatılabilir.
YÖK ve siyasal iktidarın temsil ettiği anlayışlar üniversitelerimizden ellerini tamamen çekmeli, özgür bilim ve sanat, demokratik-katılımcı yönetim ve özerk-bilimsel üniversite anlayışının hayata geçirilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.
Üniversite özerkliğinin hayata geçirilmesi için gerekli tüm düzenlemeler yapılmalıdır.
YÖK, yerini üniversitelerin doğrudan temsil edildiği demokratik bir üst kurula bırakmalıdır. Hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılmamalı, üniversitelerde paralı eğitim uygulamasının her türüne son verilmeli, öğrencilerin eğitim sürecindeki bütün ihtiyaçları devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanmalıdır.
Üniversiteler üzerindeki gerici-faşist yapılanmaya son verilmelidir.
Bugün hak arama mücadelesi yürüten öğrencileri sindirme aracı olarak uygulanan soruşturma terörüne son verilmelidir.
Üniversite, piyasanın ihtiyacı olan bilgi ve elemanı üretmek yerine, evrensel kültürün ve eleştirel aklın verildiği bir kurum olmalıdır. Bireyci, rekabetçi bilgi üretimi yerine kolektif bilimsel üretim; bilginin özel mülkiyeti yerine de kamusal mülkiyeti esas olmalıdır.
Bu talepleri bir kez daha yüksek sesle haykırarak, Eğitim Sen olarak diyoruz ki; özgür, eşit ve demokratik bir Türkiye, özerk-demokratik ve kamusal bir üniversite için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir