AÇLIĞIN, SAVAŞIN VE VAHŞETİN GÖLGESİNDE İNSAN HAKLARI
İkinci Dünya Savaşından sonra bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul ettiği 30 maddelik İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ’NİN İlan edildiği gün “İnsan Hakları Günü” olarak kabul edilmiştir.En başta yaşam ve özgürlük olmak üzere sağlık, eğitim, yiyecek, barınma ve toplumsal hizmetler gibi yaşamsal alanlarda insan onuruna uygun bir yaşam düzeyine kavuşma; yasanın koruyuculuğundan eşit olarak yararlanma; Barışçıl amaçlar için toplanma ve dernek kurma; evlenme, mal ve mülk edinme; çalışma, işini seçme özgürlüğü; din, vicdan düşünce ve anlatma özgürlüğü hakları İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin temellerini oluşturur.
İçinde yaşadığımız dünya düzeninde yoksulluk ve şiddet, ne yazık ki artık yadırgamadığımız kavramlar haline gelmiştir. Kuşkusuz bu durum, yoksulluğun yayılmasıyla ve silahlanma, savaş gibi aşırı şiddet biçimlerinin gündemdeki ağırlığını arttırmasıyla bağlantılıdır.
İnsanın sadece insan olmasından dolayı sahip olduğu hak ve özgürlüklere karşılık gelen “insan hakları” kavramını, uygar ilişkilerin vazgeçilmezi olan demokratik değerlerden soyutlamak mümkün değildir.
Günümüzdeki insan hakları ve demokratik değerler söz konusu olduğunda Batı Avrupa ve özellikle de ABD, daha duyarlı bir görüntü vermelerine karşılık, bu görüntü çoğu zaman bir yanılsamadan öteye geçmemektedir. Küresel düzlemin hegemonik gücü olan ABD, temel insan hakları ile demokratik değerlerin çiğnenmesinin önünü açan uygulamaların öncüsüdür. ABD’nin gerek kendi ülkesindeki farklı etnik gruplara uyguladığı ayrımcılık, gerekse de diğer coğrafyalardaki gerici yapılanmaları sırf çıkar dengeleri açısından desteklemesi ve de doğrudan işgallere girişmesi, özgürlük heykelinin yükseldiği bu ülke açısından ciddi bir paradoksu oluşturmaktadır. Irak işgali ve sonrası bu paradoksun en çarpıcı örneğidir. Birer aldatmacadan öteye geçmeyen işgal gerekçeleri ile işgal sonrasında ülkesinin onurunu savunan Irak halkına yaşatılan yeryüzü cehennemi, insanlık adına utanç verici bir hal almıştır. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik düşüncelerinin yükseltildiği “uygar batı”, ABD’nin yüz binlerce insanı yıkıma uğratan politikaları karşısında adeta silik bir görüntü sergilemiş, hatta işgale ortak olmuştur.
İçinde yaşadığımız dünya düzeninde yoksulluk ve şiddet, ne yazık ki artık yadırgamadığımız kavramlar haline gelmiştir. Kuşkusuz bu durum, yoksulluğun yayılmasıyla ve silahlanma, savaş gibi aşırı şiddet biçimlerinin gündemdeki ağırlığını arttırmasıyla bağlantılıdır. Küresel dünyanın egemen ideolojisi bir taraftan İnsan Hakları nutukları atarken diğer taraftan yoksulluğu derinleştirmiş, şiddeti sıradanlaştırmıştır. Emperyalist sömürü düzeninin açlığı, İnsan Hakları söylemlerinin gölgesinde yine insan kanı ile doyurulmaktadır.
Eğitim-İş; yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun amaçladığı gibi eğitim öğretim yoluyla insan hak ve hürriyetlerine saygıyı geliştirmede üzerine düşen görevi yerine getirmeye devam edecektir.
Özgürlük, eşitlik ve barışın,kısaca insanca bir yaşamın egemen olduğu bir dünya özlemiyle…
Eğitim-İş Adana
Şube Başkanı
İsa KAYADAN
