Anasayfa / Basın Açıklamaları / Anadolu Eğitim Sendikası 18. Milli Eğitim Şurası’nı Basına Değerlendirdik

Anadolu Eğitim Sendikası 18. Milli Eğitim Şurası’nı Basına Değerlendirdik

Genel Merkez binamızda 7 Kasım Pazar günü düzenlenen kahvaltılı basın toplantısında 18. Milli Eğitim Şurası’na ilişkin sendikal görüş ve eleştirilerimizi basının değerli temsilcileriyle paylaştık. Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Sayın Cansel GÜVEN Şuranın yöntem, süreç ve sonuç açısından sorunlu olduğunu belirterek; “Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’e dönük eğitim politikalarımızın tartışılması gereken “Eğitimde 2023 Vizyonu” başlıklı 18. Milli Eğitim Şurası meşruiyet açısından bile tartışmalıdır. Eğitim sistemimizin geleceği bu şuranın belirlediği vizyonla çizilecekse; yine plansız yine sorunlu ve çokça siyasallaşmış bir gelecekten söz ediyoruz demektir” şeklinde konuştu.

Basın açıklamasının detaylarını kamuoyuyla paylaşıyoruz:

18. MİLLİ EĞİTİM ŞURASI YÖNTEM, SÜREÇ VE SONUÇ AÇISINDAN SORUNLUDUR!

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından düzenlenen 18. Milli Eğitim Şûrası 1-5 Kasım tarihleri arasında Ankara Kızılcahamam’da bulunan Asya Termal Otel’de gerçekleşti.

Bakanlığımız oldukça geniş ve donanımlı olan kendi şura salonu yerine neden özel bir oteli tercih etmiş, bu oteli nasıl seçilmiş ve kaç lira harcamıştır?

Bu oteli Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından düzenlenen kamp çalışmalarından hatırlıyoruz. Devletin mülkiyetinde olan Başkent Öğretmenevi ve Milli Eğitim Şura Salonu yerine bu otelin seçilmiş olması hem ulaşım hem maliyet açısından tartışmalı bir konudur.

Şura Kararlarının Meşruiyeti Katılım ve Temsil Koşulları Açısından Tartışmalıdır!

18. Şura gerek içerik, gerek katılım, gerekse de kararlar açısından ilklere sahne olmuştur. Eğitim sendikalarının ve derneklerinin şuraya katılım oranının dip yapmış, önce katılıp sonra terk eden sendikaların da katkısıyla şuraya tek seslilik hakim olmuştur. Toplam 716 katılımcı arasında belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri, İl Özel İdarecileri, belediye meclis üyeleri, hatta 14 muhtar bile kendine yer bulabilmişken, eğitim iş kolunda kurulmuş birçok sendika ve uzun yıllardır eğitim alanında kurultaylar toplamış köklü eğitim derneklerimiz kendilerine yer bulamamıştır. Aynı şekilde, 17. Şurada ev sahibi olan Sayın İrfan Erdoğan’a ve eski TTK başkanlarına da katılım çağrısı yapılmamıştır.

Önceden Ezber Edilen Kararlar Dikte Ettirilmiştir!

1-5 Kasım 2010 tarihleri arasında düzenlenen 18. Şurada; öğretmen yetiştirilmesi, İstihdamı ve Mesleki Gelişimi, Eğitim Ortamları, Kurum Kültürü ve Okul Liderliği, İlköğretim ve Ortaöğretimin Güçlendirilmesi, Ortaöğretime Erişimin Sağlanması, Spor, Sanat, Beceri ve Değerler Eğitimi ile Psikolojik Danışma, Rehberlik ve Yönlendirme başlıklarında toplanarak tavsiye niteliği taşıyan 220 madde karara bağlanmıştır.

Şura’nın gündemine alınan konuların ele alınış biçimi, bu konuların Şura öncesinde fikre ve karara bağlandığı izlenimini doğurmaktadır. Bu bakımdan 18.Milli Eğitim Şurası, birilerinin parlak(!) görüşlerinin meşruiyet kazandığı “tavsiye mekanizması” görünümü almıştır.

Komisyon Konuları ve Kararlar Birbiriyle Çelişmektedir!

Şuradan kamuoyuna yansıyan ilk kararların daha çok toplu görüşme masalarının konusu olması şaşırtıcıdır. Şova dönük olarak Şuranın amacı ve konuları arasında bulunmamasına rağmen ek ders ücretlerinin 12 Liraya çıkarılması karara bağlanmış, derken her 24 Kasımda bir maaş ikramiye dağıtılması tavsiye kararı içine alınmıştır. Yukarıda sayılan konu başlıklarının hiç biriyle akrabalığı olmayan bu tavsiye kararı hangi kılıfla Şuraya sokuşturulduğunu bilemiyoruz. Türk Milli Eğitimine yön vermek üzere kurgulanan 17 Şuranın hiçbirinde zam, ikramiye konuşulmamıştır. Bunun yeri toplu görüşme-sözleşme masasıdır. 2010 bütçesini harcayan, 2011 bütçesi onaylanan Milli Eğitim Bakanlığının bu ücret farkı ve ikramiyeyi hayata geçirme olasılığı son derece düşüktür. Kaldı ki açlık sınırlarında yaşayan öğretmenlerin ekonomik sorunları ek ders veya ikramiyeyle çözülemez, esas olan maaşların düzeltilmesidir.

Zorunlu Eğitim Süresini Arttırmanın Koşulları Mevcut Değildir!

Ortaöğretime erişimin sağlanması başlığında (17.Şura’da olduğu gibi) “zorunlu eğitimin ortaöğretimi kapsaması” görüşü benimsendi ve Genel Kurul’da kabul edildi.

Henüz 8 yıllık zorunlu eğitimin gereklerini bile karşılayamayan eğitim sistemimizin, 1+4+4+4=13 şeklindeki bir zorunlu eğitimi, gereğince sağlaması mümkün değildir. Orta Öğretim süresini altyapısız bir şekilde 3 yıldan 4’e çıkaranların şimdi lisenin 3 yılda bitirilebilmesi için tavsiyede bulunması başka bir çelişkidir.

8 yıllık zorunlu eğitimi sağlamak için “kayıtsız şartsız, ne olursa olsun öğrencilerin sınıf geçirilmesi” anlayışını benimseyenler, ilköğretimdeki eğitimin niteliklerini yerle yeksan etmişlerdir. Aynı akıbetin ortaöğretimin başına gelmemesi için, tüm karar mercilerini aklıselim olmaya davet ediyoruz.

Okuma yazma dahi bilmeden 8 yıllık eğitimden mezun edilen öğrencilerin ortaöğretime eriştirilmesini zorunluluğa dökmek, eğitime bir ihanettir. Bunun sonucunda ortaya çıkacak bütün olumsuzlukların ise öğretmenlerin eksikliklerine ve hatalarına bağlanacağı şimdiden apaçıktır.

“Avrupa Birliği bizi okumuş bilsin”, “dostlar alışverişte görsün”, “işsiz ama üniversiteli olsun”, “alkış toplayayım, heykelim dikilsin” gibi anlayışlarla zorunlu eğitim süresini artırmaya çalışmanın, ülkemize ve milletimize bir faydası olamaz.

Kademeli Zorunlu Eğitimin Gerekçeleri Açıklanmalıdır!

Zorunlu eğitim için düşünülen 1+4+4+4 formülünün bir diğer yönü de, öğrencilerin ilköğretim 4.sınıftan sonra meslek liselerine yönlendirilmesidir. Pedagojik açıdan, öğrencilerin erken yaşlarda mesleki eğitime veya akademik eğitime hazırlayıcı kurumlara yönlendirilmesini doğru buluyoruz. Ancak, eğitim sisteminin siyasal düşünceler ekseninde biçimlendirilmesi ve hukuken çocuk olarak tanımlanan bireylerin söz hakkı olmaksızın kendileri adına kararlar verilmesi en azından pedagojik açıdan kabul edilemez. Bu kademeli geçiş 4. Sınıftan başlayarak İmam Hatip Liseleri üzerinden tüm meslek liselerini tartışılır hale getirecektir.

Milli Bayramlara, Bayrak Törenlerine hatta İstiklal Marşımıza Tahammülü Olmayanlar Kimlerdir?

Şura’nın 33. Maddesi okulda yapılan törenleri rutin ve zoraki olarak tanımlamaktadır. Bu törenlerin kültürü etkilediği, değiştirdiği belirtilmiş, bunun yerine ortak duygu ve değerlerin paylaşılması önerilmiştir. Bu güya özgürlükçü kararın uygulanması durumunda olağan bayrak törenlerimiz dahil tüm resmi kutlamaların istenirse ve duruma göre yapılacağı hatta bölgesel olarak kaldırılacağı anlaşılmaktadır. Aynı şekilde andımızın kaldırılması önerilmiş, kamuoyu tepkisi yüzünden son anda geri adım atılmıştır.

Ders Programları ve Haftalık Ders Çizelgeleri Sorunludur, Çözüm Üretilememiştir!

Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu, yakın zamanda ilk ve orta dereceli okullarda okutulan derslerin işleniş saatlerine ilişkin düzenlemeye gitmiştir. Bu değişikliklerden birçoğu eğitim çalışanlarımız tarafından kusurlu bulunmaktadır. Konu, Milli Eğitim Şurası’nda gündeme getirilmemiş ve sadece “değer eğitimi” yönüyle sınırlı tutulmuştur.

“Değer eğitimi” başlığıyla “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinin ilköğretim 1. Sınıftan itibaren verilmesi düşüncesiyle sınırlanması Şura’nın siyasallaşmış bir meşruiyet organı haline geldiğinin örneklerindendir. Bilişim Teknolojileri, Görsel Sanatlar, felsefe ve Müzik gibi derslerin, ilk ve orta dereceli okullardaki haftalık ders saatlerinin yetersizliği mevzu bahis bile olmamıştır.

Sözleşmeli Öğretmenlik Ayıbı Sürmektedir!

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik döneminde sözleşmeli öğretmenlere kadroya alınma sözü verilmesinin üstünden neredeyse iki yıl geçmiş olmasına rağmen, konuyla ilgili henüz hiçbir somut adım atılmamıştır. 18.Milli Eğitim Şurası’nda da sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesinin pek de mümkün olmadığı vurgusu yapılmış; hatta tüm öğretmenlerin kademeli olarak sözleşmeli öğretmenliğe geçirilmesi bile karara bağlanmak istenmiştir.

Sözleşmeli öğretmenlerin 30 günü aşan sağlık raporlarından dolayı iş akitlerinin feshedilmesi, özür durumu atamalarındaki sıkıntılar gibi özlük haklarındaki eksiklikler, gündeme dahi alınmamıştır.

Öğretmen Sayısının Yetersizliği ve Ücretli Öğretmenlik Görmezden Gelinmiştir!

Şura’da tartışılan konuların temelinde yer almasına rağmen telaffuz edilmek istenmeyen bir diğer önemli husus, öğretmen açığıdır.

Derse girmemesi gerektiği halde “aday öğretmenlerin” hatta bazıları öğretmen kökenli olmayan 100 bin ücretlinin asil öğretmen gibi derse girmesine ve çeşitli güvencelerden yoksun olarak istihdam edilmesine rağmen MEB’e bağlı kurumlardaki öğretmen açığı kapatılamamaktadır. En az 150 bin yeni öğretmene ihtiyaç olduğu halde, önceki yıllarla kıyaslanarak 20-25 bin yeni öğretmenin atanmasının büyük bir lütuf gibi yansıtılması da, 18.Milli Eğitim Şurası’nda –susarak- kabul görülmüş bir eylemdir.

Okuldan, öğretmenden Esirgenen Bütçe Özel Teşebbüse Sunuluyor!

Şûrada alınan kararlar arasında eğitimde piyasalaştırma hamlesini güçlendirecek iki önemli karar dikkati çekmektedir. Bunlardan ilki Özel Öğretim kurumlarından hizmet satın alımıdır. Diğer tavsiye kararı da özel öğretim kurumlarına okul yapmak için vergi indirimi ve arsa tahsisi noktasında kolaylıklar sağlanmasıdır. Borcundan dolayı elektriği, suyu kesilen, hizmetli ve memur çalıştıramayan okullarımıza sağlanmayan olanakların Şura tavsiyesiyle işadamlarına, yatırımcılara dağıtılacak olması vicdanları yaralayacaktır.

Sonuç Olarak;

Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’e dönük eğitim politikalarımızın tartışılması gereken “Eğitimde 2023 Vizyonu” başlıklı 18. Milli Eğitim Şurası yöntem, süreç, sonuç hatta meşruiyet açısından sorunludur. Eğitim sistemimizin geleceği bu şuranın belirlediği vizyonla çizilecekse; yine plansız yine sorunlu ve çokça siyasallaşmış bir gelecekten söz ediyoruz demektir.

Cansel GÜVEN

Genel Başk

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir