Anasayfa / Basın Açıklamaları / Cumhuriyet “Cumhur”un Mu?

Cumhuriyet “Cumhur”un Mu?

Cumhuriyetimizin 87. yılı bütün milletimize kutlu olsun. Türkiye Kamu-Sen olarak en içten, en halisane dileğimiz, ömrü bir yüzyıla yaklaşan ve kökleri her yıl biraz daha derinlere inerek daha da sağlamlaşan ve daha da güçlenen Cumhuriyetimizin özgür ve bağımsız yurdumuzda ebediyen payidar olmasıdır.

Siyasî bir sistem olan “Cumhuriyet”in meşrûiyet senedi “Cumhur” olup bir ülkenin özgür vatandaşlarının bütünlüğünü ifâde eder. ‘Cumhuriyet’ ise bir terim olarak, Cumhur’un kendi irâdesiyle kendisini idâre etmesi demektir ve açık anlamı şudur: Meşrûiyetini başka hiçbir yerden, kişiden veya mercîden değil doğrudan doğruya Cumhur’dan alan toplum yönetimi sistemine “Cumhuriyet” denir.

Burada asıl önemli olan “meşrûiyet” kavramıdır ve o da, Devlet’in Cumhur’a, diğer bir ifâdeyle Millî İrâde’ye kayıtsız şartsız itâatidir ve bu takdirde, böyle bir sistem tam ve gerçek anlamıyla Cumhuriyet adını taşımaya hak kazanır. Bu noktada sistemin ‘ismen’ değil de ‘hakîkaten’ bir ‘cumhuriyet’ olup-olmadığına dikkat edilmesi gerektiğini ve sistemin gerçek anlamda bir cumhuriyet olmasının biricik kriterinin “Demokrasi” olduğunu, “Bölücülük” olmadığını vurgulayarak belirtmek gereklidir. Yâni, Cumhuriyet, tam ve hakikî mânâsına ancak Demokrasi’de ulaşabilmektedir; yoksa, isim olarak ‘cumhuriyet’ etiketini taşımakta olmasının hiçbir kıymeti ve hükmü olmayacaktır.

Türkiye Kamu-Sen olarak en içten, en halisane dileğimizin Cumhuriyetimizin özgür ve bağımsız yurdumuzda ebediyen payidar olması olduğunu bir kere daha vurgu ile belirttikten sonra, şunları da eklemeyi bir görev saymaktayız:
Bütün toplumumuz tarafından da aynı içten duygularla paylaşıldığından zerrece kuşkumuz olmayan ve hiçbir kişiye, hiçbir sınıfa, hiçbir zümreye farklı ve imtiyazlı bir statü tanımamayı, Cumhur’un tamamını en ufak bir fark gözetmeden sadece ve yalnız “yurttaş” kimliği ile kucaklamayı bir numaralı prensip olarak kabul eden Cumhuriyet felsefesi bugün ciddî bir biçimde bu temelinden saptırılma tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Nitekim “Bölücülük” meşru bir zemine oturtulmaya çalışılmaktadır.

Ayrıca, özellikle başları örtülü üniversiteli genç kızlarımıza ve kadınlarımıza karşı uygulanan ve Atatürk ilke ve inkılâplarıyla da en ufak bir bağlantısı bulunmayan keyfî, ayrımcı yaklaşımlar, sonuç olarak cinsiyet ayrımcılığına yol açmakta ve Türk toplumunun saygın üyeleri olan bu kadınlarımızı adeta evlerine hapsederek dört duvar dışına çıkmalarına engel olmak istercesine bir zulme maruz tutmak meselenin vahametini daha da arttırmakta ve büsbütün insanlık dışı bir hâl almasına sebebiyet vermektedir.

Bilindiği gibi, Cumhuriyet’in bir biçim olmasına karşılık Demokrasi bir içeriktir ve Cumhuriyet de asıl amacına, yukarıda da değindiğimiz gibi, bölücülüğe prim verildiğinde değil, demokratik bir cumhuriyet olduğunda ulaşmış olacaktır. Ancak, Cumhuriyetimizin 87. yılında, hâlâ, Cumhur’un demokratikleşmesine engeller çıkartılmaya, bunun yerine bölücülüğün meşrulaştırılmaya çalışılmasını bir davranış bozukluğu olarak görüyor ve şiddetle kınıyoruz.

Cumhuriyetimizin 87. yılında arzu ettiğimiz Cumhuriyet ortamına hiç yakışmayan bu memleket manzaraları yanında yine hiç mutluluk duymadığımız bir başka manzara da, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanının ve birinci aktör olarak Başbakan’ın üniversitelerde yapılan seçim sonuçlarına saygı göstermemeleridir. Sayın Başbakan işine geldiğinde “Cumhur”dan bahsetmesi, ama üniversiteler söz konusu olduğunda buradaki iradeyi tanımaması abesle iştigaldir. Beri taraftan bütün üniversite camiasının geçim sıkıntısı içerisinde perişan olduğu bir dönemde gerek Hükûmet’in ve gerekse de YÖK’ün bu trajediyi görmezlikten gelmesi büyük bir pişkinlik değil de nedir?

İrfanla kurulmuş bir erdem rejimi olan Cumhuriyetimizin 87. yılında hiç görmek istemediğimiz, ona hiç yakışmayan kötü manzaralardan birisi de; daha mutlu ve daha müreffeh bir toplum sahibi olmak yerine, küçük bir mutlu azınlık dışında, işsizliğin düzenli olarak katlandığı; büyük çoğunluğu gelirleri daralmış ve geçim sıkıntısı içerisinde kıvranan ve milyonlardan oluşan genç neslin işsiz sokaklarda dolaşması, ya da uyuşturucu ve fuhuş bataklığına sürüklenmesi ve onları bu pislikten kurtaracak hiçbir önlemin alınmamasıdır. Bir diğeri de gelir dağılımındaki dengesizliğin, fırsat ve imkân eşitsizliğinin günden güne büyüdüğü bir toplum olmaktan kurtulamayışımız olduğu kadar, belki bundan da daha fazla elem ve üzüntü verici olanı, bu toplumsal gerçeklerle uğraşmak yerine Devletimizi parçalamaya yönelik girişimleri demokratik hak olarak algılayan türedi bir güruhun eller üzerinde tutulması ve her akşam TV kanallarına çıkartılarak zihinleri iğfal etme girişimlerine fırsat verilmesidir.

Türkiye Kamu-Sen olarak, Cumhuriyetimize, tek bir ferdini bile ayırt etmeden Cumhur’un tamamını kuçaklayan, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun ortadan kaldırıldığı demokratik hakikî bir cumhuriyet olarak, ebediyete akıp giden zaman çizgisi üzerinde daha nice binlerce kere seksenyedi yıllar dileriz.

Türkiye Kamu-Sen
İstanbul İl Başkanı
Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir