Anasayfa / Basın Açıklamaları / Egemenler Arası “EVET-HAYIR” Çekişmesi ve Gerçekler!‏

Egemenler Arası “EVET-HAYIR” Çekişmesi ve Gerçekler!‏

Yedi günlük deniz,kum,güneş talilimizin ardından geçen haftaya damgasını vuran “gözyaşı” ve “referandum” tartışmalarını içeren yazımızla yeniden bir arada olmanın sevincini paylaşarak,egemenler arası “it dalaşına” dönen evet – hayır cepeleşmesi ve gerçekler yazımı kamuoyunun takdirlerine sunarım.

Düzenin egemenleri arasındaki iç çelişki anayasa değişikliği paketi ile birlikte yeniden alevlendi. Çatışan taraflar bu kez de “12 Eylül ile hesaplaşma” ya da “AKP ile hesaplaşma” ekseninde yarattıkları kutuplaşma ile işçi ve emekçileri kendilerine yedeklemeye çabalıyorlar. Özellikle AKP’nin demagog kadrolarının yaptığı açıklamalar, bu gerici odağın kendi sahte demokratlığına toplumu inandırmak için büyük çaba harcayacağını gösteriyor.
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan “timsah gözyaşları” ile AKP gurubuna yaptığı konuşma bu durumun en iyi örneklerini sergiliyor.
AKP’nin anayasa referandumunu “12 Eylül askeri darbesi ile hesaplaşma” adı altında pazarlamaya çalıştığı biliniyor. Bunu yaparken de sol sosa bulanmış söylemler havada uçuşuyor, demagojik açıklamalar birbirini izliyor.
Başbakan Erdoğan’ın 20 Temmuz günü AKP grup toplantısında anayasa referandumu üzerine yaptığı konuşma ile söz konusu “timsah göz yaşları tekrar gözlerinden döküldü. 12 Eylül ile hesaplaşma nutukları atan Erdoğan, sermaye devleti tarafından katledilen iki yiğit devrimciyi de kendi gerici propagandasına alet etti. 12 Eylül’de idam edilen Erdal Eren ve Necdet Adalı’yı aynı dönemde idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu isimli ülkücü-faşist ile birlikte anan AKP şefi, böylece çok yönlü bir demagojiyi devreye sokmuş oldu. Konuşmasının devamında, AKP’li Ertuğrul Günay gibi düzen temsilcisi isimlerin yanısıra Muhsin Yazıcıoğlu ve Alparslan Türkeş gibi tescilli “cuntacıların” da “12 Eylül mağduru” olarak bahseden Erdoğan, böylece “boncuk dağıtma” işini daha da geniş bir tabana yaymış oldu.
AKP nin ve hükümetin başı olarak meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada anayasa paketine neden ‘evet’ denmesi gerektiğini anlatmak için ” timsah gözyaşlarına” sığındı. 12 Eylül darbesinin yarattığı vahşeti ortaya koyarak devrimcilerin ödediği bedelleri kendisine malzeme yapmaya çalışan Erdoğan, bunun için Erdal Eren ve Necdet Adalı gibi iki yiğit devrimciyi seçti. İlk olarak Adalı’nın hikayesini anlatan Erdoğan, ‘77 yılında tutuklanan Adalı’nın ‘80’de idam edildiğini, kendisini yargılayan hakimin bile suçsuz olduğunu düşünmesine rağmen idama engel olamadığını söyledi. Erdal Eren’in ise yaşı büyütülerek idam edildiğini söyleyen Erdoğan, tüm bu idamların cuntanın “suçu” olduğunu belirtti.
Erdoğan’ın devrimcilerin gördüğü baskı ve zulmü anlatırken 12 Eylülcü generallerin bilindik “hem sağı hem solu ezdik” demagojisini de tersten desteklediği görüldü. Başbakan Erdoğan katil Mustafa Pehlivanoğlu’nun da idamını anlattı ve katilin mektubunu okurken gözyaşlarını “tutamadı”. Eren ve Adalı ile birlikte anılan Pehlivanoğlu’nun ise Balgat katliamına karışan ve ellerinde onlarca sol sosyalist emekçinin kanı bulunduğu,Mamak Askeri Ceza ve Tutuk Evinden 12 Eylül Cuntası koşullarında idam kararı açıkklandıktan sonra “kaçırılarak” başbakablık binasının hemen dibinde DPT binsında saklandıkları gerçekliğini atlayan Erdoğan demagojilerine destek vermek için devrimciler ile birlikte arsızca böylesi katillerin de adını anıyor. Üstelik Alpaslan Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun da 12 Eylül mağduru olduğu söylemlerini öne sürüyor.
AKP 12 Eylül’ün ürünüdür ve güncelidir!
Tartışmaların gündeminde yer alan 12 Eylül askeri faşist darbesinin ülkenin neoliberal politikalar çerçevesinde şekillenmesini ve bunun önündeki engel olan örgütlü emek güçlerin tasfiye edilmesini amaçladığını yinelemeye gerek dahi yok. Oysaki AKP tarafından temsil edilen gerici-liberal kesimler kendilerinin bu darbeye karşı durdukları gibi bir demagoji yaparak devlet içerisindeki etkilerini ve hakimiyetlerini güçlendirmeye çalışıyorlar.
AKP’nin kökeninde yatan islami gericiliğin 12 Eylül sonrası özel olarak sola karşı ve onun yerini tutması için tırmandırıldığı ve desteklendiği biliniyor. Bu haliyle AKP’nin 12 Eylül’ün ürünü olduğunu söylemek yanlış olmaz. “AKP” biçimindeki kuruluş aşaması ise Amerikan emperyalizmi ile girilen pazarlıkların sonucu olarak karşımıza çıkmıştı. Yani AKP bizzat ABD tarafından desteklenen ve 12 Eylül rejiminin tesviyeden geçmiş ve makyajlanmış bir biçimde sürmesi misyonu ile hareket eden bir güç olarak karşımızda duruyor. AKP’nin hükümet olduğu dönemden bu yana gerçekleştirdiği icraatlarına bakmak bile bunu görmek için yeterlidir.
Başbakan Erdoğan’ın bugün gözyaşları ile anlattığı işkenceler, idamlar, infazlar bizzat AKP eliyle aynı biçimde uygulanmaktadır. Son 8 yıllık uygulamalara dair ÇHD, İHD, TİHV vb. kurumların hazırladığı çok sayıda rapora bakmak bile AKP’nin nasıl da 12 Eylül’ün devamı olduğunu ve onu aratmayacak uygulamalara imza attığını gösteriyor. AKP tarafından bir nostaljiymişçesine anlatılan 12 Eylül rejimi, bugün hala emek mücadelesinde ısrar eden güçler için canlılığını koruyor.
AKP Genel Başkanı ve Ülkemizin Başbakanı Erdal ve Necdet’in infazını gözyaşları ile anlatıyor. Oysa AKP hükümeti döneminde yaşanan yargısız infazların haddi hesabı yok. Engin Çeber’in gözaltında işkencede katledilmesi, işçi Alaattin Karadağ’ın sokak ortasında infazı, katliamların halen sürdüğünü tüm yakıcılığı ile gösteriyor.
12 Eylül hukukundan dem vuran ve yargının askeri vesayetten kurtulamadığını söyleyen Erdoğan’a ise kendi hükümetleri döneminde afiş asmak, yasal yayınları bulundurmak, sendikaya,derneğe gitmek gibi sözde suçlamalarla kaç kişinin tutuklandığını sormak gerekiyor. Yine sokak ortasında polis tarafından sorgusuz-sualsiz katledilen yüzlerce kişi ya da zindanlarda tecrit ve ölümcül hastalıklarla boğuşan tutsaklar AKP’nin demokratlığını ortaya koymakta.
İşçi ve emekçilerin 12 Eylül ile birlikte gaspedilen haklarının da AKP döneminde daha da tırpanladığı ortada. Hakları gaspedilen işçiler sendikal mücadele vermek istediklerinde ve haklarına sahip çıktıklarında devletin zoru ile karşılaşıyor, biber gazı ve copa maruz kalıyor. TEKEL işçilerine reva görülen saldırı ve hakaretler 12 Eylül’ü tüm canlılığı ile yaşatmaya yeterli. Bugün de tüm direnişler ve mücadele çabaları aynı biçimde bastırılıyor.
Demokratik hakların kullanımı ise AKP hükümeti zamanında olabildiğine azaltıldı. Basın üzerinde kurulan denetim, yeni çıkarılan sansür yasaları, 1 Mayıs Taksim tartışmaları ve yıllarca İstanbul’un gaza boğulması AKP’nin zihniyetinin 12 Eylülcüler’den hiç de farklı olmadığını gösterdi.
Kısacası dün Necdet Adalı’yı, Erdal Eren’i ve onlarca devrimciyi katleden sistem ile bugün Engin Çeber’i, Alaattin Karadağ’ı katleden, işçilere, emekçilere, devrimcilere yönelik baskı ve zoru tırmandıran aynı sermaye sistemidir. Devletin içerisindeki güç odakları birbirleriyle dalaşırken bunu ne kadar karartmaya çalışırlarsa çalışsınlar, bu gerçeği değiştiremezler. Hepsi de asalak zenginlerin o ya da bu kanadının güdümünde, emperyalizmin hizmetinde kalmaya mahkumdur. Bu kimlikleri ise onları katliama, baskı ve zora mecbur bırakmaktadır.
Hesabı işçi ve emekçiler soracaktır!
AKP’nin ya da diğer zenginci partilerinin devrimci değerleri kullanmaya-karalamaya çalışmaları ilk değil. AKP cenahının Denizler’i Ergenekoncu ilan etme, Nazım’dan şiirler okuma gibi hamleleri hafızalarda hala tazedir. Ancak 12 Eylül üzerinden yürüyen anayasa tartışmalarında her iki kanat da bu yönteme daha fazla başvuracak gibi görünüyor.
Bu saldırılara karşı uyanık olmak ve devrimci mirasa özüne uygun biçimde sahip çıkmak büyük bir önem taşımaktadır. Emekçi yığınlara ödenen bedellerin “evet-hayır” biçimindeki düzen içi tuzaktan korunması için 12 Eylül rejimi ile gerçek hesaplaşmanın yolunun da ortaya konması gerekiyor. Verecekleri “evet-hayır”oylarının neyi temsil ettiğinin “altını çize , çize” bıkmadan usanmadan anlatmak gerekiyor.
Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir