Anasayfa / Basın Açıklamaları / Eğitimcilerin Sorunlarını Çözmek İçin 13 Martta Ankara’dayız

Eğitimcilerin Sorunlarını Çözmek İçin 13 Martta Ankara’dayız

Türk Eğitim Sen olarak, yıllardır diyalog, hoşgörü, yönetişim anlayışıyla eğitim çalışanlarının hak ve menfaatlerinin ilerletilmesi için mücadele yürütmekteyiz. Elbette bu mücadelenin öncelikli hedefi eğitim ve bütün kamu çalışanlarının toplu sözleşme, grev ve siyaset haklarını da içeren çağdaş, ILO standartlarında sendikal haklardır. Bu mücadelede toplumumuzun hassasiyetlerini gözeterek, gerginliklerden mümkün olduğunca kaçınarak, milli ve manevi değerlerimizi ön planda tutarak, “önce ülkem” diyerek yer aldık.

Türk Milli Eğitimi çözüm bekleyen sorunlarla baş başadır. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, sorun çözmek yerine, sorun üreten bir merci haline gelmiştir. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ise eğitimin, eğitim çalışanlarının sorunlarına hâkim değildir, eğitimi otomatik pilottan çıkaramamıştır, Hüseyin Çelik gibi usulsüz, torpilli atama furyasını sürdürmektedir. Bakan Çubukçu eğitim camiasında verdiği sözleri yerine getirmeyen, güvenilmez bir bakan haline gelmiştir. Eğitimcilerin umutlarını söndüren Milli Eğitim Bakanlığı, geleceğinden emin olamayan, huzurlu çalışamayan, mutsuz bir eğitimci kitlesi oluşturmuştur.

Özellikle ülkemizde kamu hizmetlerini sevk ve idare etmekle sorumlu olan Hükümet üyeleri, sürekli öğretmenlerimizin ve memurlarımızın işe yaramaz, vasıfsız, yan gelip yatan, hizmetin gereklerini yerine getirmeyen kimseler olduğunu ifade ederek, öğretmenlere ve memurlara hakaret ettiler. Kamu hizmetini düzenlemekle ve yürütmekle görevli olan bakanlar, basiretsiz ve beceriksiz yönetim anlayışlarını, liyakatsiz, yandaş yöneticilerle desteklemek isteyince ortaya çıkan aksaklıkların sorumluluğu, fedakâr eğitim ve kamu çalışanının omuzlarına yüklendi.

Bizler, açlık sınırındaki bir maaşla Üniversitelerde, Yurt-Kurda ve Milli Eğitim’de hizmet üreten idari personel, Yoksulluk sınırının altındaki bir maaşla bilimsel araştırma yapan, Üniversitelerde ve Milli Eğitim’de yarının gençlerini yetiştiren öğretim üyesi ve öğretmenleriz.

Ekonomik krizle ilgili olarak alınan tedbirler, sözde istihdam paketi adı altında küresel sermayeye ve onun işbirlikçilerine ulufe olarak dağıtılırken 54,3 milyar TL’yi bir çırpıda gözden çıkaranlar; başta memurlarımız olmak üzere, işsiz, işçi, esnaf, emekli, dul ve yetimlerin tamamı için 4,3 milyar TL kaynak ayırmayı lütfetmişlerdir. Bütçe, milletin ortak kaynağıdır. 72 milyonun ortak kaynağından; milletin %99’u için 4,3 milyar TL, %1’i için 54,3 milyar TL ayrılması hiçbir adalet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Sorunumuz yalnızca ekonomik değildir. Bizim anlayışımızda ahlaki değerler, her şeyden önce gelmektedir. Bize göre bir Başbakan, milletin gözünün içine baka baka bir konuda söz veriyorsa; artık verdiği sözü yerine getirmek o başbakanın boynunun borcu olmuştur. Sayın Başbakan’ın 2004 yılında kamu görevlilerine toplu sözleşme ve grev haklarını içeren sendikalar kanunu sözünün üzerinden 5 yıl geçmiş ama bu yönde hiçbir adım atılmamıştır. Bu durum Başbakanın sorumluluğundadır. Ancak tüm hatırlatmalarımıza rağmen, Başbakan’ın konuyu sahiplenmeyişi, kabul edilemez bir tutumdur.

Verilen sözlerin tutulmaması bir tarafa, bu süreçte Hükümet imza altına alarak yerine getirmeyi taahhüt ettiği, yasal yönden de zorunlu olarak yapması gereken düzenlemeleri dahi gerçekleştirmeyerek, güvenilirliğine bir gölge daha düşürmüştür. Yetkililerin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle eğitim çalışanlarının ve kamu görevlilerinin sorunları çözümsüz kalmış; sözleşmeli 4/B ve 4/C statüleri, 50/D’li Araştırma Görevliliği, taşeronlaşma, özelleştirme ve ihtiyaç olduğu halde öğretmen atamama gibi yanlış politikalar nedeniyle de yeni mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Uzlaştırma Kurulu’nun kararları kabul edilmeyerek, eğitim ve kamu çalışanlarının talepleri karşısında uzlaşma mekanizmasının da esamesinin okunmadığı görülmüştür.

Toplu sözleşme ve grev hakkı, eğitim ve kamu çalışanlarının uluslar arası sözleşmelerden doğan Anayasal hakkıdır. Ancak bugüne kadar gerekli yasal düzenleme yapılmayarak, süreç sürüncemede bırakılmıştır. Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları Türkiye’de kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkının olduğunu, grev yapması durumunda haklarında herhangi bir soruşturma yapılamayacağını hükme bağlamıştır. Bu kararlara rağmen, soruna çare üretmek yerine, sorunun parçası olmayı tercih eden iktidar, Anayasal hakkımızı vermemekte ısrar etmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı, Üniversiteler ve Yurt-Kur çalışanları huzurlu değildir. Eğitimin tüm aktörleri bugün kan ağlamaktadır. Üniversitelerde akademik yükseltmelerde keyfi uygulamalar yapılmaktadır. Üniversite çalışanları, ekonomik ve sosyal yönden dünyadaki meslektaşlarından çok geridedir. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim çalışanlarını kucaklamamaktadır.

Eğitimin görünmeyen kahramanları hizmetliler, memurlar, teknisyenler özlük ve sosyal açıdan birçok hak kaybına uğramıştır, hizmetlilerin görev tanımları bile yapılmamıştır. MEB’de kadrolu çalışanlarla aynı işi yapmasına karşın onların yarısı kadar maaş alan, hiçbir özlük ve sosyal hakka sahip olamayan, iş güvencesinden yoksun çalıştırılan 11 bin civarında özelleştirme mağduru 4/C’li personel bulunmaktadır. Kredi ve Yurtlar Kurumu çalışanları ekonomik ve sosyal yönden sıkıntı yaşamaktadır.

Ayrıca Milli Eğitimde kadrolaşma faaliyetleri tüm hızıyla sürmektedir. Usulsüz, torpilli atamalarla anılan Milli Eğitim Bakanlığı’nın imajı ciddi bir zarar görmüştür. Torpilli, usulsüz atamaları belgeleriyle kamuoyuyla paylaşan, bunlar hakkında iptal davaları açan, suç duyurularında bulunan Türk Eğitim-Sen, konunun üzerine her fırsatta gidecektir.

Bizler bugüne kadar diyaloğun her yolunu denedik, hoş görünün her türlüsünü gösterdik, sabrımızı sonuna kadar zorladık. Ama yaptığımız her iyi niyetli girişimde, adres olarak sokaklar gösterildi. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Söz bitmiş, hoş görümüz karşılıksız kalmış, diyalog mekanizması tahrip edilmiştir. Son çare eylemdir.

Hakkımızı almak, iktidarı uyarmak, Türkiye’nin demokrasi ile yönetildiğini; demokrasinin temelinde tüm kesimlerin haklarının korunması geldiğini hatırlatmak için; Türk Eğitim Sen olarak, 13 Mart 2010 Cumartesi günü Türkiye’nin her bir tarafından Ankara’ya gelecek olan eğitim çalışanlarıyla Sıhhiye Abdi İpekçi Park’ında büyük bir miting gerçekleştirilecektir. Saat 10.00’da Hipodrom’dan büyük bir yürüyüşle başlayacak eylem, Abdi İpekçi Park’ında yapılacak mitingle sona erecektir.

Türk Eğitim-Sen olarak başta sözleşmelilere verilen sözlerin yerine getirilmemesi olmak üzere, atama bekleyen öğretmen adayları için, kadrolu öğretmenlik dışındaki öğretmen istihdamına son verilmesi için, il emrine atanma hakkına sahip olmaması nedeniyle aileleri parçalanan öğretmenler için, MEB, Üniversiteler ve Yurt-Kur çalışanlarının sorunlarını dile getirmek için yapacağımız yürüyüş ve mitingde, 950 bin eğitim çalışanının sesini Milli Eğitim Bakanlığı’na ve diğer yetkililere duyuracağız. Türk Eğitim-Sen’in düzenleyeceği mitinge eğitimin tüm kesimlerinden ciddi bir destek bekliyoruz. Eğitimin hiçbir aktörü haksızlığa, hukuksuzluğa, yanlışlıklara sessiz kalmamalıdır. Mitinge katılmak isteyen bütün eğitim çalışanları, şube başkanlıklarımızla irtibata geçmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Türk Eğitim-Sen

İstanbul Bölge Başkanı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir