Anasayfa / Basın Açıklamaları / KESK Niğde: KONFEDERASYONUMUZ VE SENDİKALARIMIZDA NELER OLUYOR!

KESK Niğde: KONFEDERASYONUMUZ VE SENDİKALARIMIZDA NELER OLUYOR!

Kamu emekçileri hareketinin son bir yıllık tarihi dahi 15 Mayıs’ta gerçekleştirilen İstanbul Kamu Emekçileri Kurultayı’nın bu tespitini doğrulamaya yetmektedir. Kuşkusuz kamu emekçileri hareketinde “önderlik” sorunu yalnızca son bir yılın değil, ‘90’lı yılların ortalarından itibaren yaşanmaya başlayan ve katmerleşerek bugüne kadar gelen on yılların sorunudur. Fakat son bir yıllık dönem, uzlaşmacı sendikal çizginin ulaştığı boyutları göstermesi açısından önceki yıllardan farklı bir anlam taşımaktadır. Uzlaşmacı anlayışların pratikleri son bir yıl içerisinde çok daha açık biçimler kazanmıştır.
Bilindiği gibi kamu emekçileri hareketi açısından geçtiğimiz yıla damgasını vuran 25 Kasım grevi idi. Kamu-Sen ile birlikte ilanı yapılan 25 Kasım grevi kamu emekçileri hareketinde yeni bir çıkışın dayanağı olabilecekken, sonrası boş bırakılarak hava boşaltma eylemine dönüştürülmüş ve Türkiye Kamu Seni emekçiler nezlin de meşrulaştırmaya hizmet etmiştir. Kamu emekçilerinin biriken öfke ve tepkisi bir kez daha sönümletilmesine vesile olmuştur . Öyle ki, grev nedeniyle görevden uzaklaştırılan demiryolu çalışanları, KESK ve bağlı sendikaların eylemli desteği olmaksızın, 16 Aralık’ta yaptıkları grevde yalnız bırakılmışlardır. Benzer bir biçimde sağlık emekçileri Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’na karşı verdikleri mücadelede yalnız bırakılmışlardır. Söz konusu yasa tasarısı ile tüm emekçilerin sağlık hakkı hedefe konmasına karşın, bu yasa saldırısı KESK ve bağlı sendikalarca (SES hariç) mücadele konusu haline getirilmemiştir.
Bu son bir yıllık dönemde, tarihinde ilk kez KESK, mücadele eden işçiler karşısında Türk-İş in sendika ağalarının arkasında yer almış, TEKEL işçilerinin 1 Mayıs’ta sendika bürokratlarına yönelen tepkisini kınayan açıklamaya işçi sendikaları konfederasyonları ile birlikte imza atmıştır. Mevcut KESK yönetimi TEKEL işçilerinin direnişini kıran ve işçileri eylemsizliğe-parçalanmaya mahkum eden Türk-İş bürokratlarına cephe alacağına, sendika bürokratlarını konuşturmayarak ihanete tepki gösteren TEKEL işçilerini hedef alan açıklamaya imza atmıştır. İşte bu KESK’in tarihinde bir ilktir,ve Türk-İş’leşme eğiliminin açık bir göstergesidir.
Elbette ki, bu eğilim burada kalmayacaktır. Her ne kadar KESK yönetimi, yönetimdeki farklı tutumlar nedeniyle Anayasa referandumu karşısında net bir tutum açıklamamış olsa da, toplu görüşmelerde izlenen çizgi ile zımnen referandum pazarlığına oturmuştur. Daha düne kadar her toplu görüşme döneminde “Toplu sözleşme hemen şimdi” diyen KESK, bu toplu görüşmeye “referandum sonrasına toplu sözleşme” talebiyle çıkmıştır. Bu açık bir biçimde “toplu sözleşme” talebini referandum gölgesine almak anlamına gelmektedir. Düzen güçlerinin iktidar dalaşının ürünü olarak gündeme gelen Anayasa referandumu, kamu emekçileri hareketi içerisindeki sendikal çizgilerin konumlanışlarını da maalesef belirlemiştir.
AKP’nin arka bahçesi Memur-Sen açık bir biçimde Anayasa değişikliğinin arkasında konumlanmış, Kamu-Sen ise misyonuna uygun olarak “Hayır”cı düzen güçleri arkasında yerini almıştır. Anayasa değişikliği konusunda parçalı bir tavır sergileyen yalnızca KESK olmuştur. KESK yönetiminde önemli bir yer tutan EDP’li yöneticilerimiz “yetmez ama evet” çizgisi ile hükümetin yedeğine düşerken, diğer düzen içi siyasi akımların önemli bir kısmı (ÖDP, TKP, EMEP, Halkevleri) “ona da buna da hayır” diyerek düzen muhalefetinin “Hayır” cephesinin arkasında konumlanmışlardır. Kuşkusuz bu anlayışların düzen güçleri arkasına yedeklenmeleri niyetleri ile değil, aldıkları tutumun somut durum karşısındaki sonuçlarıyla ilgilidir. Tüm bu akımların kendi tutumlarına yine kendi çizgilerine uygun yanıtlar üretebilecekleri kesindir. Ne var ki sınıflar mücadelesinde aslolan “söylem” değil “eylem”dir. Sermaye düzeni cephesinden referandum üzerine yürütülen hummalı çalışmaların, işçi ve emekçileri “Evet-Hayır” denklemi içerisinde kutuplaştırdığı/böldüğü açık ve yadsınamaz bir gerçektir.
Emek güçlerinin ve emekten yana grupların, düzen güçlerinin propagandası altında yaşadıkları bu kutuplaşma karşısında emekçileri uyarmaları, işçi ve emekçilerin gözünü sandıkta alınacak tutuma değil, referandum sürecinin yarattığı politik ilgiden de yararlanarak talepler uğruna mücadeleye çevirme çabasına girişmeleri gerekirdi. Ne var ki bu, “12 Eylül anayasası” ile “AKP Yaması”na sıkıştırılmış bir referandum oyununda sandığı göstererek yapılabilecek bir iş değildir. Sandık karşısında alınacak tutum bir yana KESK’in yapması gereken referandum gündemi vesilesiyle “grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı” talebi başta olmak üzere yıllardır uğruna mücadele edilen talepler doğrultusunda kamu emekçilerini fiili bir mücadeleye çekmek ve burjuva propagandanın etkisi ile yaşanan bölünmeyi bu mücadele içerisinde en aza indirmeye çalışmak olmalıydı.
Sermayenin emekçiler üzerindeki etkisini kırmanın başka bir panzehiri bulunmamaktadır. Oysa KESK ve KESK e bağlı sendikalar, referandum süreci boyunca demokratik talepler doğrultusunda tek bir işyeri eylemi dahi yapmamış, gözünü emekçilerin demokratik hakları için fiili mücadelesine değil, sandıkta alınacak tutuma dikmiştir. Bunun toplumsal yaşamdaki pratik karşılığı ise emekçiler içerisindeki kutuplaşmaya kan taşımak, onları burjuva düzen partilerinin propagandalarının etkisine açık hale getirmek olmuştur.
Kamu emekçileri hareketinin güncel durumu
Gerici sendikaların üye sayısını artırarak güç kazanmaları onların “yeteneklerinin” değil, emekçi hareketin önderlik ihtiyacının karşılanamamasının sonucudur. Yıllardır izlenen uzlaşmacı çizgi, somut sorun ve talepler uğruna mücadeleyi örgütlemek şöyle dursun, saldırı yasalarının göğüslenememesini beraberinde getirmektedir. “Hak elde etme” kavramı kesintisiz fiili bir mücadele ile anlam kazanmaktayken, saldırı yasaları karşısında dahi günübirlik-protestocu eylemler ile yanıt verilmektedir. Geçmişten beri klasik eylem biçimi haline getirilen kadrolara dayalı günübirlik/protestocu eylem biçimleri, yalnızca kamu emekçilerinin ana gövdesinin sendikalardan uzaklaşması ve ümitlerinin tükenmesine yol açmakla kalmamakta, aynı zamanda harekette etkin bir rol oynayan kadrolarda da bıkkınlığa yol açmaktadır. Sonuç olarak bu çizgi, yalnızca kamu emekçilerinde biriken tepkinin günübirlik eylemler içerisinde boğulmasını değil, sendikaların yönetim ve organlarının işlevsizleşmesini ve işyeri örgütlülüklerinin zayıflamasını da beraberinde getirmektedir.
Bugün konfederasyonumuz KESK’in saldırı yasaları karşısında somut bir mücadele programı olmadığı gibi, üye sendikalarımız da bu tutumsuzluk karşısında hiçbir tepki geliştirmemektedir. Sendikalarımız merkez yönetimleri de KESK’in tutumsuzluğunu suskunlukla karşılamakta, KESK’in kapsamlı bir mücadeleye hazırlanması yönünde bir çalışma yürütmedikleri gibi kendi önlerine de somut bir eylem programı koymamaktadırlar. Bunun olağan sonucu ise bir bütün olarak kamu emekçileri hareketinin sendikal önderlikten yoksun bırakılması, sendikalarımızın kamu emekçilerinin temel talepleri karşısında çözümsüzlüğe, eylemsizliğe mahkum edilmesi olmaktadır.
KESK’in ve sendikalarımızın kapsamlı bir mücadele programının oluşturulması yönünde harekete geçirilmesi önem taşımaktadır. Bu görev öncelikle sınıf sendikacısı olan biz kamu emekçilerinin önünde duran görevdir. Üyesi olduğumuz sendikaların şube ve merkez yönetimlerinin harekete geçirilmesi yönünde taban basıncının örgütlenmesi çabası içerisine girilmeliyiz. Kapsamlı bir mücadele programı ihtiyacı şubeler platformu, sendika kurulları vb. organlarda tartışmaya açılmalıyız.
KESK’in ve sendikalarımızın organlarını toplayarak bu ihtiyacı gündeme almaları yönünde çaba harcanmalıyız. Böyle bir çalışma kuşkusuz taban ve işyeri çalışması ile bir arada yürütülmeli, sınıf sendikacısı kadrolarla kamu emekçilerini yan yana getirecek platformlar oluşturulmalı, basın açıklamaları, imza kampanyaları vb. aracılığıyla taban basıncının örgütlenmesi sağlanmalıdır.
Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir