Anasayfa / Basın Açıklamaları / Memurların Ücreti Nasıl Belirlenmelidir?

Memurların Ücreti Nasıl Belirlenmelidir?

Devletin temel amacı, sınırları içinde yaşayan insanların ortak nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamaktır. Devlet bu amacını kamu hizmeti sunarak yerine getirir. Kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli olarak yerine getirilmesi her şeyden önce kamu personelinin kalitesi ile mümkündür. Bu nedenle personelin özellikle bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında sürekli eğitilmesi, moral gücü yüksek bir düzeyde çalışabilme şartlarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır.

Kamu personelinin kaliteli olması, personel rejimlerinin buna imkân verecek şekilde düzenlenmesi ile mümkündür. Ücret rejimi ise, personel rejimlerinin en önemli öğelerindendir. Kaliteli personeli elde etmede ücretin büyük bir etkisi vardır.

Resmi rakamlara göre ülkemizde ortalama her bir emekli, memur veya işçi 2,5 kişinin geçimini sağlamaktadır. İşveren bakımından yalnızca ekonomik anlam taşıyan ücret, ücret gelirine bağlı olanlar için hayati bir önem taşımaktadır. Bu bakımdan, özellikle devletin ücretlerde adaleti sağlarken, ücret ve aylık kalemini bir gider olmaktan öte, gelir dağılımda eşitliği sağlayıcı ve sosyal devlet ilkesini hayata geçirecek en önemli araç olarak görmesi ve karar alma sürecinde buna uygun hareket etmesi gerekmektedir. Ancak bugün kamu görevlileri için uygulanan ücretler, sosyal devlet ilkesinin gereklerini yerine getirmekten uzaktır.

Ülkemizde son yıllarda uygulanan yanlış ücret politikası ve buna bağlı yasal düzenlemeler nedeniyle ana ücrete ilave olarak taban aylık, kıdem aylığı, özel hizmet tazminatı, makam tazminatı, ek tazminat ile diğer zam ve tazminatlar eklenerek, ek ödemeler ana ücretin birkaç kat üzerine çıkmıştır. Ayrıca, kurumsal olarak yapılan bazı ödemeler ile de kurumlar arasında dengesizlik meydana gelmiştir.

Derecelendirme ve sınıflandırma anlamını yitirmiş, alt düzeyde bulunan memurların ücretleri çok düşük düzeylerde kalmıştır. Diğer taraftan değişik statüler yaratılmak suretiyle maaş farklılaştırılmasına gidilmiştir. Bütün bunların sonucunda ücretlerde büyük adaletsizlikler oluşmuş ve kamu personeli arasındaki çalışma barışı bozulmuştur.

Ücret politikasının amaçları, ekonomik istikrarı sağlamak ve tam istihdam seviyesini yakalamak, adaletli bir gelir dağılımı yapmak ve refah seviyesini yükseltmek olarak sıralanabilir.

Ülkemiz açısından durum ele alındığında yeterli bir ücret politikası izlendiğini söylemek mümkün değildir. Genel olarak ekonomik duruma göre yüksek veya düşük ücret politikaları uygulanmaktadır. Ekonominin büyüdüğü dönemlerde yüksek ücret politikası uygulanırken kriz dönemlerinde ise düşük ücret politikaları geçerli olmaktadır. Örneğin son dönemde ülkemizde yaşanan kriz sonrasında ekonominin yeniden yapılandırılması için bir program uygulanmış ve bu programın önemli amaçlarından birisi de enflasyonu düşürmek olmuştur. Enflasyonu düşürmek için ücretler enflasyon oranlarında artırılmış ve reel olarak ücretlerde artış gerçekleştirilmemiştir. Ancak adaletli bir ücret dağılımının sağlanmasına yönelik olarak somut adımların atıldığı görülmemektedir. Dolayısıyla bilinçli ve belirli amaçlara yönelik bir ücret politikasından çok, mevcut duruma ekonominin gidişatına göre yön verilmeye çalışılmıştır.

Bu sorun ise bütüncül olarak ele alınıp çözümler üretilmemekte, aksayan yönler görüldükçe çözülmeye çalışılmaktadır. Mesela son yıllarda ücret belirlemeleri yapılırken en düşük memur maaşı yukarıya çekilmeye çalışılmakta bunun için seyyanen zam yapma veya denge tazminatı verme gibi yollara başvurulmaktadır. Olayın bütün olarak ele alınmaması sonucunda iyi niyetle atılan adımlar dahi sonuç vermemektedir. Parça parça çözüm üretilmeye çalışılması nedeniyle yeni adaletsizlikler ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de kamu çalışanlarının ücretlerinin belirlenmesinde ikili bir sistemin geçerli olduğu görülmektedir. Ülkemizdeki kamu personeli istihdam edilme şekillerine göre memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler olmak üzere dört kısma ayrılmaktadır.

Arızi bir nitelik taşıyan geçici personel dışarıda tutulduğunda memurlar ve sözleşmeli personel için toplu görüşme, işçiler için ise toplu sözleşme sisteminin geçerli olduğu görülmektedir. Toplu görüşme sistemi ülkemiz açısından yeni bir sistemdir. 25.06.2001 tarihinde kabul edilen Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’ndan önce memurlar ve sözleşmeli personelin ücretleri hükümet tarafından tek taraflı olarak belirleniyordu.

2002-2009 yılları arasında gerçekleştirilen sekiz toplu görüşme dönemi sonucunda Türkiye Kamu-Sen’in çabalarıyla elde edilen kazanımlar, kamu görevlilerinin temel bazı sorununu çözmüştür. Özellikle 2006 yılında hayata geçirilen ve 2008 yılında ismi “ek ödeme” olarak değiştirilen “denge tazminatı” uygulaması, yıllardır kamu çalışanının en büyük sorunlarının başında gelen ücret adaletsizliğinin giderilmesi için atılmış en önemli adımdır. Ancak 4688 sayılı yasanın günümüz gereklerine uymayan mantığı, toplu görüşmelerde elde edilecek kazanımları sınırlı kılmaktadır.

Bilindiği gibi toplu görüşmelerde uzlaşma sağlanamaması durumunda taraflar gönüllü olarak Uzlaştırma Kurulu’na başvurabilmektedir. Ama Kurulun kararlarına uymak ya da uymamak tamamen siyasi iradenin keyfiyetine bırakılmıştır. Kurulun kararlarının bugüne değin uygulama alanı bulamamış olması, toplu görüşmenin de uzlaştırma mekanizmasının da işlevinin sınırlı kalmasına hatta tıkanmasına neden olmakta ve özellikle ücretlerde adaletin sağlanması yolunda yapılan girişimleri sonuçsuz bırakmaktadır. Bugüne kadar yapılan toplam sekiz toplu görüşmenin altısı uyuşmazlıkla sonuçlanmıştır. Toplu görüşmelerin uyuşmazlıkla bitmesinin ardından 2002, 2003, 2004, 2006, 2007 ve 2009 yıllarında Uzlaştırma Kurulu’na başvurulmuş ve kurul tarafsız olarak görüşlerini bildirmiştir. Ancak Hükümet, Uzlaştırma Kurulu’nun bugüne değin aldığı kararları uygulamamakta ve adeta kurulu yok saymaktadır.

Hükümetin kurul kararlarını dikkate almayışı, memurlarımızın da ekonomik olarak hükümetin insafına terk edilmesi sonucunu doğurmuş ve bu durum memur maaşlarının açlık sınırının altında kalmasına neden olmuştur. Öyleyse hem uzlaştırma ve tahkim mekanizmasının tam olarak işleyebilmesi hem de kamu görevlilerinin ekonomik büyümeden pay alması ve adil bir gelir dağılımının sağlanması için kamu görevlilerine toplu sözleşme ve grev hakkının tanınması bir zorunluluktur.

Anayasamızın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devletin ücretlerle ilişkin olmazsa olmazı -Anayasamızın 55. maddesinde de belirtildiği gibi- vatandaşların çalıştıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve her vatandaşın insanca yaşamasına imkân verecek asgari bir ücretin sağlanmasıdır.

Diğer yandan, kamu görevlileri, devleti temsil etmelerinden dolayı kendine özgü bir takım hayat normlarına bağlı bulunmaktadır. Örneğin, giyim kuşam, konut, temsil ilişkileri ile öğretim elemanlarının bilimsel araştırma yapmalarından dolayı kendilerine ek masraflar yükler. Ücret düzeylerinin belirlenmesinde bu hususlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Ücret sistemi, kamu hizmetlerinin istenilen biçimde yerine getirilmesini yakından etkiler. Kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması için ücret sistemi yeterli, adil ve dengeli olmalıdır.

Türkiye Kamu-Sen

İstanbul İl Başkanı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir