Anasayfa / Basın Açıklamaları / Pide Fiyatlarına Endekslenen Yoksulluğumuz ve Ramazan Ayı!

Pide Fiyatlarına Endekslenen Yoksulluğumuz ve Ramazan Ayı!

Ramazan ayı ve artan hayat pahalılığının ezilenlerin sofrasını daha da yoksulaştıracağı gerçekliğidir.” Ramazan Pidesi” fiyatına endekslenen ve temel gıda olarak su ve pide dayatması ile karşı karşıya kalan ülkemiz insanının fitre ve sadaka kültürüne yedeklenmesi ve bunun sonucunda örgütlükten uzak hak ve özgürlüklerini talep etmeyen bir insan tipolojisinin yaratılma projesidir.
Basında ve TV ler de matah bir şeymiş gibi sunulan “iftar çadırları”, “rekor derecede katılımlı iftar açma” organizasyonları gerçekte halkımızın ne kadar fakirleştiğini ve yukarıda belirttiğim “fitre ve sadaka kültürüne” yedeklenmesinin göstergesi olması açısından düşündürücüdür. Milyonlarca emekçiyi gün be gün yoksullaştırırken aynı zamanda sağa sola saldırmaması için projeler üreteceksin. Üreteceksin ki kan emici sömürgenlerin boğazına yapışmak ve hakkı olanı almak aklına gelmesin!
O yüzden “yoksulluk yönetimi” denilen projelerle dilendiriciliğe mahkûm edilerek denetlenmelidir yoksul halk yığınları. Ve dağıtılan günlük tayinlere-“yardımlara”-bir torba kömüre ulaşmak için tüm onurları ile birlikte birbirlerini de ezen yoksulların oluşturduğu görüntüler toplumsallaşan yoksulluğun doğal bir iz düşümü olarak kanıksatılmaya çalışıldı emekçi insanlığa. Yoksulluk her şeyi ışık hızında tuzla buz edecek bir ejderha ağzı gibi en başta en temel insani değerlerin yutulmasına alıştırmaya başladı toplumu!
Kentsel yoksulluğun veya genel anlamda yoksulluğun kalıcılaşması “ramazan aylarında öne çıkartılması” aynı zamanda beraberinde “yoksulluk kültürü” anlayışını da yaygınlaştırıyor. Bu durum oldukça tehlikeli bir içselleştirme ve alıştırma durumu ihtiva eder. Çünkü yoksulluk sorunun giderilmesi noktasında kapitalist sömürgen sistem çözümsüzlük dayatıyor. Yoksulluk kültürü anlayışında yoksulluk olgusu, ekonomik olmaktan ziyade kültürel bir mesele olarak algılanıyor. Böylece sorun, kapitalist sistemden kaynaklı olarak ele alınmaktansa kişisel beceriksizlik olarak sunuluyor.(Bu duruma en iyi örnek Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde geçimini el arabasıyla sebze ve meyve satarak sağlayan ve 2 odalı tek katlı evde ailesiyle yaşayan Hacı Oruç, un intiharı haberleridir!) Bir başka deyişle sorun ekonomik bir durumun ifadesiyken kültürel bir olgu olarak ele alınıyor. Artık yoksulluk tercihin de ötesinde bir süreklilik algılaması yaratıyor ve en tehlikelisi yoksulluk bir kimlik haline getiriliyor.
Doğaya, evrene, her anlam ve değere meta gözü ile bakan kapitalizm açısından tek anlam kAr dır. O “gölgesini satamadığı ağacı bile kesecek” kadar vahşi bir gözü dönmüşlükle saldırır tüm bunlara. Ardında bıraktığı emekçi insanlık yıkımı “bir gün boğazını kesecek” bir tehlikeye dönüşmesi açısından ilgilendirir egemenleri. Gerisi teferruattır! Kendi vahşi ve barbar suretinin toplumsal iz düşümünü yaratarak ilerlemesinin önündeki yegâne engel yoksulların, emekçilerin onur denilen erdeme sıkıca sarılmalarından geçer. Dün olduğu gibi bugün de bizim onurumuz bu barbarlığa karşı yükselecek sesimizde, yumruğumuzda saklıdır!
Egemenlerin barbarlığın yarattığı insanlık yıkımlarını durduracak yegâne güç kendi yumruklarımızda saklıdır!
Tüm bu gerçeklikler ışığında 11 Ayın Sultanı Ramazan ayının bereketli geçmesi vb temennilerde bulunan ikiyüzlü yöneticilere inat emeğin ve emekçinin dayanışmasıyla örülen kardeşlik sofralarının bereketinin de kendi ellerimizde olduğunu unutmadan kendi sofralarımızı oluşturmanın yol ve yöntemlerini bulma zamanı gelmedi mi?

Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir