Anasayfa / Basın Açıklamaları / Referandum Evet çiler, Havet çiler, Hayır’cılar ve dahi Boykotçular!

Referandum Evet çiler, Havet çiler, Hayır’cılar ve dahi Boykotçular!

AKP’nin referanduma sunduğu Anayasa paketi, 12 Eylül günü oylanacak. Referandum tartışmaları ve hazırlığı, istisnasız bütün politik ve toplumsal güçlerin cepheleşmesiyle birlikte ilerleyecektir. İşçi sınıfı, emekçiler ve onların sınıf okulu olan sendikaları ancak, “hayır” pratiği etrafında talep ve iradelerini bir güce dönüştürebilirler.
AKP’nin hazırladığı paket, politik özgürlük sorununun en temel meselesi olan yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine dair hiçbir düzenleme içermiyor. Kürt insanının varlığını, anadilde eğitim hakkını vb. tanımıyor. Türkçü devlet yapısını olduğu gibi koruyup sürdürüyor. Anayasanın “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez” hükümlerinin yanından bile geçmiyor. Bu noktada statükocu ceberut kesimle uzlaşmayı esas alıyor. AKP’nin bu paketi tam da gerçek özgürlük sorunlarına girmeyerek, bunları öteleyerek, demokratik dönüşümün önünü tıkıyor. Bu pakette, ne seçim barajının kaldırılmasının, ne dinsel mezheplerin inanç özgürlüğü talebinin, ne kadınların tam hukuksal eşitlik ve pozitif ayrımcılık talebinin, ne işçilerin ve emekçi memurların sendikal örgütlenme ve grev hakkı taleplerinin, ne gençliğin özerk-demokratik üniversite, anadilde eğitim taleplerinin herhangi bir karşılığı vardır. Ne de, basın, toplantı ve gösteri özgürlüğü başta, politik hak ve özgürlükler güvenceye alınmaktadır. İşçi sınıfı ve ezilenlerin “anayasal güvenceye” kavuşturulmasını istedikleri öncelikli talepler bunlardır. Öyleyse bu paketin işçi sınıfı ve biz emekçilerin ölçütleriyle demokratik olarak nitelenmesinin ve desteklenmesinin de bir nedeni yoktur!
AKP ürünü olduğu 12 Eylül’le hesaplaşmıyor, devletin yapısını demokratik yönde dönüştürmüyor. 12 Eylül kurumlarında sivil hükümetin atayacağı kadrolara alan açıyor. Bunun bir örneğini YÖK’te gördük. AKP, YÖK üzerinde hâkimiyet kurdu ama bu kurumun gerici ceberut niteliğinde hiçbir değişikliğe yol açmadı. Keza, Cumhurbaşkanlığı’na bir AKP’linin seçilmesi de bu kurumun yetkilerinde ve niteliğinde bir değişime yol açmadı. Paket, benzer bir “değişim”i, Anayasa Mahkemesi ve HSYK için öngörmektedir. Emekçiler bakımından bu kurumların yapısı değişmeden kalmaktadır. Bakılama aracı olan kurumların kadro bileşimindeki değişimin siyasal bakımdan önemsiz olduğu söylenemez; zenginlerin iç iktidar paylaşımında bir değişimden söz edilebilir, ama bu değişim demokratik hak ve özgürlükleri güvenceleyen bir değişim değildir. Biz, YÖK, Anayasa Mahkemesi, MGK gibi bakılama aracı olan kurumların lağvedilmesini, emekçilere politik özgürlük alanlarının açılmasını savunuyoruz.
AKP’nin bu anayasa değişikliğiyle iktidar payını büyütme arayışı, statükocu rejimle uzlaşma, özellikle “demokratik haklar” sorununda yeni bir savaş politikasının örgütlenmesiyle el ele gitmektedir. Yoksul çocuklarını savaşa yollamaktan yorulmuş anne-babaların itirazlarının bir barış hareketine dönüşmesini önlemek için “profesyonel ordu” devreye sokuluyor. Susurluk sürecinde teşhir olmuş Özel Harekât Timleri yeniden doğu ve güney doğu ana doluya yollanıyor. Paket, bu koşullarla bağlantı içindedir.
AKP’den demokratikleşme bekleyenlerin yani “EVET” çi ve “HAVET” çilerin boş hayallerinin karşısında hayatın acı gerçekleri bunlardır.
Taraf Gazetesi’nin ve sol liberallerin etkisindeki kesimlerin “Yetmez, ama evet” kampanyası başlattıklarına tanık oluyoruz.
“Yetmez ama evet” çiler, bu paketin, “darbe anayasasının çöpe atılması yönünde önemli bir ilk adım” olduğunu savlıyorlar. Neden “ilk’ adım?”12 Eylül Anayasası’nda 1989’da Özal’ın, 2002’de Ecevit’in başbakanlığı altında yapılan değişiklikler daha az kapsamlı değildi. 12 Eylül Anayasası, bu güne kadar tam 16 kez değiştirildi. Ama bu değişikliklerin hiçbiri “darbe anayasasının çöpe” atılmasına yol açmadı. Tersine, 12 Eylül’cü düzenin kimi esnemelerle sürdürülmesini sağladı. AKP’nin değişikliği de 12 Eylül kurumlarında zenginlerin siyasal İslamcı bölüğünün temsilini sağlamayı, ama bu kurumların devamını öngörmektedir. AKP “uzlaşma” sağlayarak yapmak istediği “12 Eylül Anayasası’na serum vererek ömrünü uzatmaktır.”
Emekçi büyük bir kemsi ise, Hayır cephesine yer almış durumdadır. Bu kesimler, içeriği ne denli demagojik olursa olsun, 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek için yapılan bir referandumda verilecek “Hayır” oyunun; mevcut anayasayı, mevcut rejimi onaylamak ve halkımızın “Değişim” isteğinin önünü tıkamadığını anlatma basiretini gösteremiyorlar
Egemen sınıfların her iki kanadına karşı, işçilerden ve emekçilerden yana bir değişimi savunan güçler bir bölüğü ise boykot tutumunda birleşiyor. Boykot tutumunda yer alanların sesi ise ya duyulmayacak kadar zayıf ya da duyurulmaması için yoğun baskılanma altında tutuluyor.
Eğer boykot tutumu, bir tavır beyanının ötesinde, 12 Eylül’den her alanda hesap sormaya yönelik bir politik harekete dönüştürülebilirse, AKP’nin ikiyüzlü lafebeliği boşa çıkarıldığı gibi, statükocu partilerin halkımızın “değişim” talebinin önünü tıkama çabaları da yenilgiye uğratılır. Bu nedenle; boykot çağrısı yapan tüm nüveler, bir boykot cephesinde birleşmelidir. Böyle bir cephe, işçi sınıfı ve emekçilerin taleplerinin anayasal güvenceye bağlanması ekseninde güncel politik mücadeleyi yükseltebileceği gibi, bütün kurumları ve anayasasıyla 12 Eylül’le hesaplaşma görevini de üstlenebilir. Zira 12 Eylül’le hesaplaşmayan ve uzlaşarak devamını sağlayan AKP’nin, bertaraf edilmesi de dâhil, 12 Eylül’le gerçekten hesaplaşacak güçlerin, ancak boykot cephesi etrafında örgütlenip bir ve beraber hareket etmesiyle olanaklı görülmektedir. Geçmiş tecrübelerimizden hareketle bu birlikteliğin olmayacağı gerçekliliği orta yerdeyken “boykotçuların” tavrı AKP’ nin süreçten güçlenerek çıkmasına hizmet edeceği bilinmelidir.
Bu mücadelenin finali ise işçi ve emekçi yığınların kendi anayasalarını yapacağı, hürriyet içerisinde kardeşçe yaşayacakları bir memleketi elleriyle kurduklarında gerçekleşecektir.
Nazım Hikmet in unutulmaz mısralarında belirttiği gibi:
“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
Akarsuyun
Meyve çağında ağacın
Serpilen gelişen hayatın düşmanı
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına
—çürüyen diş, dökülen et-
Bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler
Ve elbette sevgilim, elbet
Dolaşacaktır elini kolunu sallaya, sallaya
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla
Bu güzelim memlekette hürriyet…”

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir