Anasayfa / Basın Açıklamaları / Referandum siyasetine, rüşvetine ve şiddetine HAYIR de!

Referandum siyasetine, rüşvetine ve şiddetine HAYIR de!

Rüşvet ya da küçük kırıntılar, ceberrut sistemlerin siyasal repertuvarında geniş emekçi yığınların ve ezilenlerin şiddet yöntemleri saklı kalmak kaydıyla “halkın” rızasını oluşturmanın önemli bir aracıdır.Fakat “rüşvet” (ağıza sürülen bir parmak bal da denilebilir) hiçbir zaman gündeme kendi başına veya tecrit halde getirilmez. Daima bütün bir politikanın ikincil, ama tamamlayıcı, bütünleyici bir unsuru olarak sürece girer. Tipik olan ödüncüklerin bildik ceberrut devlet uygulamalarıyla ilişkilendirilerek devreye paralel, zamandaş biçimde birlikte sokulmalarıdır.
Ülkemizde de bu günlerde yaşananlar yukarıda belittiğim duruma tam örnek teşkil ediyor. “Bölücü Terör”merkezli kürt insanının en sıradan “demokratik” taleplerini bile bastırmaya yönelik şiddet politikalarını en ayrıntısına kadar uygulamaya devam ederken bir taraftan da emekçi yığınlara bir parmak bal sürme taktiklerini geliştiriliyor.Nedir bu rüşvet? Evet bu “bir parmak bal” şudur. Türk halkını, işçi ve emekçilerini onların ilerici,demokrat sendikalarıyla örgüt ve temsilcilerine uzatılan duruma, zamana ve koşullara “uygun”, kırıntılardan oluşan yemdir.
Yakın tarihimizi hatırlayalım 1991 çıkarılan sansür ve sürgün (SS) kararnameleri ve Terörle Mücadele Yasası çok çarpıcı ve tipik bir örnektir. Bilindiği gibi, SS kararnameleri ve TMY, kötü ünlü “93 konseptini” önceler, onun girişi ve yasal kılıf hazırlığı olduğu bugün tüm çıplaklığıyla biliniyor.
Faili meçhullerin , “1000 operasyon”ların devlet uygulamasına dönüşmesinin ön günleridir aynı zamanda o günler!
Keza basında “Kürt”, “Kürtçe”, “Kürt halkı”, sözcük ve kavramları ve örgüt haberleri yasaklandığı günlerdir! Uymayanlara toplatma, kapatma; yayın basan matbaalara ağır para cezaları getirilir. Ve hatta matbaalara el koyulabilecektir. Bütün bu pis işlerin yasal kılıfı SS kararnameleri ve TMY ile oluşturulurken, eş zamanlı olarak neler yapılmaktadır ona bakalım: (yani rüşvet e bakalım)
TCK’nin meşhur antikomünist ve faşist 141 ve 142. maddeleri iptal edilir. “Komünizm” tehlike olmaktan çıkarılır, terbiye olacaklar için düzen içinde alan açılırken, bunu kabul etmeyenler için 141 ve 142’de yer alan cezaları ikiye katlayan 168. madde hazırlanır. 141 ve 142. maddelerin iptali ve infaz indirimi bir parmak bal yani iğdiş edilmiş solu,geniş emekçi yığınlar nezlinde teşvik etmek ve örgütlemek için verilmiş bir rüşvettir.
Güncel referandum politikası, ceberrut sistemin rüşvet ve şiddeti birleştirme stratejisi ve taktiğinin güncel ve özgün bir versiyonu, bir uyarlamasıdır.
Referandum siyasetine koşul olarak şiddet tırmandırılırken geçici 15. madde ve diğer değişiklikler; farklı toplumsal ve siyasal kesimleri referandum siyasetine çekmek ve evet dedirtmek için kullanılan rüşvetlik yemlerdir.
Açıktır ki, geçici 15. maddenin kaldırılması, 12 Eylül cuntacılarının, darbecilerin yargılanmasının bu engelinin kaldırılması ile 12 Eylül’le hesaplaşılıyormuş gibi yapılmaktadır. Kuşkusuz burada, özellikle 12 Eylül’ün kurumsallaştırdığı yarı-askeri vesayet ve anayasasına karşı otuz yıldır kesintisiz mücadele eden darbecileri sanık sandalyesine oturtmaya çalışan emekçi sol hareket; yani ilerici, demakrat, sosyalist güçler referandum siyasetinin av sahasındadırlar.
Keza, grev yasaklarının biraz gevşetilmesiyle işçiler, grevsiz toplu sözleşme hakkıyla emekçi memurlar, o da belirsiz ve muğlak olan pozitif ayrımcılıkla engelliler ve kadınlar benzer biçimde av sahası olan toplumsal kesimlerdir.
Kırıntılar biçimindeki rüşvetler ile bahse konu sosyal kesimler, onların sendikal, sosyal, kültürel vb. örgütleri; keza siyasal eğilim, parti, örgüt ve çevreler; temel insan haklarını ve taleplerini görmezden gelen, yok farz eden ve keza Kürt halkına ve insanına, kararlılık ve iradesini göstermeyi hedefleyen referandum “evet” siyasetinin içine çekilerek rızaları oluşturulmaya çalışılıyor. Bu küçük kırıntılar karşılığında emekçi sol hareketi kendi içinde parçalama ve tartışmalarla boğma isteği yatıyor!
Kuşkusuz “olağan” koşullar altında referandumlarda siyasal ayrışma ve saflaşma “katılma-katılmama” ekseninde oluşur. Bugünkü durumun da böyle olduğunu sanan; “bizim yetmez ama evetçilerimiz” ve “bizim boykotçularımız” fena halde yanılmaktadırlar.
Bizim yetmez ama evetçilerimiz zaten açıkça rüşvet zokasını yutmuş bulunuyorlar. “Yetmez ama evet” diyerek referandum siyasetinin içine çekilerek, “iğdiş edilmiş sol” bir konuma düşüyorlar.
“Bizim boykotçularımız”a gelince; görünüşe göre onlar kırıntıları ellerinin tersiyle itiyor, reddediyorlar. Ancak ne yazıktır ki, buna rağmen referandum siyasetinin istediği evet oylarına yedeklenmekten kurtulamıyorlar.
“Bizim boykotçular” ne kadar çaba harcarlarsa harcasınlar, kendi “boykot”larını, AKP ve sistemin “evet” inden ayıramazlar.
Boykot tavrında inat etmek sistemin ve AKP nin yedeğinde kalmaktır ve onun değirmenine su taşımaktır. %60 lara yaklaşan bir “evet” durumunda ve sonrasındaki “bana demokrasi,bana anayasa” gibi tipik AKP uygulamalarında “boykotçularımız,havetçilerimiz ve yetmez ama evetçilerimiz”cebberrut sistemin AKP kırbacıyla emekçileri,ezilenleri daha umursamaz biçimde kırbaçlamaya cevaz verdikten ve kırbaç altında kendileride dahil tüm halkımız inim inim inlerken hangi politik saikle karşımızda duracaklar ve nasıl kendilerini savunacaklar bilemiyorum.Bilmekte istemiyorum!Bir kez daha uyarıyor ve çağrıda bulunuyorum yol yakınken “HAYIR” saflarında yer alın, yer alın ki “13 Eylül ve sonrasın da emekçilerin yanına varmaya yüzünüz olsun.
Göksel Rıza Özkan
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir