Tekel Direnişinin Emekçilere Öğrettikleri!
“İşçi sınıfı hareketi, TEKEL Direnişi’yle birlikte yeni bir ivme, yeni bir ruh yakalamış durumda. 1996′dan bu yana ilk kez bu kadar açık ve hissedilir yeni bir kabarma sürecine girdi” Bu ve buna benzer cümlelerle Tekel Direnişini tahlil eden değerlendiren yazılar yazıldı!
Daha düne kadar, İşçi hareketinin -birçoğu halen aşılamamış- zaaflarını öne çıkararak gelişime kuşku ve güvensizlikle yaklaşanlar bile bugün bu gerçeği kabullenmiş durumda yazılar yayınlamakta.
Canlılığını ve yükselişini sürdüren işçi hareketin tek özelliği, üzerindeki ölü toprağını silkelemiş görüntüsünden ibaret değil. Başka bir anlatımla, içinde bulunduğumuz tarihsel kesitin önceki yıllardan tek farkını, sınıf hareketinin yıllar sonra yeniden canlanması oluşturmuyor. Temel farkı bu oluşturmakla birlikte, bu canlanma zemininde boy atan, bazıları henüz fazla gelişip serpilmemiş (bu anlamda nüvesel), bir kısmı ise henüz kabuğunu çatlatamamış potansiyel kimi özellikler var ki, bu dönemin ‘farkı’ asıl onlarda saklı. Onlar görülüp yakalanacak, asıl onlar gelişip güçlendirilecek olurlarsa bu kabarmanın arkası gelir. İşçi sınıfı hareketinde yıllar sonra gelen bu canlanma, gelip geçici bir parlama olmaktan çıkıp kalıcı güçlü bir dalgaya dönüşebilir. Türkiye’deki sınıfsal dengeler, ona bağlı olarak siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin yönü ve seyri işte asıl o zaman farklılaşır.Bu dönemi ‘farklı’ kılan özgün çizgileri 5 ana başlık altında toplayabiliriz:
1) Sermayenin sonu gelmez açgözlülüğü ve saldırıları sonucu sınıfın sırtının artık duvara dayanmış olması,
2) Kapitalist emperyalist sistemin dünya çapında yeni bir genel (üretim) krizi çukuruna daha yuvarlanmış olması,
3) Sınıf hareketinin sürmekte olan bütün zayıflıklarına karşın direnişlerin bu kez kolay kolay pes etmeyişi, sezgisel bir bilinç temelinde de olsa belirgin bir ısrar ve inat sergilenmesi, farklı alanlardaki direnişlerin bu sayede birbirlerine eklenmesiyle hareketin genel bir süreklilik kazanması,
4) Sermayenin işçi sınıfı içindeki ajanları olan sendika ağalarına karşı tepkilerin ilk kez bu kadar yoğun, genel ve eylemli bir yönelim halini alması. Hareketin s endikal bürokrasiyi köşeye sıkıştırıp zorlayan bu yönü burjuvaziyi giderek daha fazla tırmalayıp tedirgin etmeye başlayan inatçılığı ve sürekliliğini koruyup büyütmenin önünü açıcı bir rol oynarken; hareketin inatçılığı, ısrarı ve yeni katılımlarla yaygınlaştırılması ise sendikal ihanetin sınırlarını zorlayıp sendika ağalarını köşeye sıkıştıran yönünü kuvvetlendirerek bu ihanet barajında yeni çatlaklar açılmasını, çözülmeler yaratmasını beraberinde getirecektir.
5) Yeni tipte eylemcilerin ortaya çıkışı. Bunlar sadece kendileriyle sınırlı bir “direnişçi” kimlik ve özelliğe sahip değillerdir. İnatçı bir direnişçi damara sahip olmanın yanında, içlerindeki ateşi uzanabildikleri her yere taşımakta kararlı, sakınmasız ve atak bir ‘eylemlilik’ misyonunu yerine getirmektedirler. Bu anlamda eylemsellikten eylem planlamaya doğru bir gelişimi temsil etmektedirler. TÜBİTAK direnişçisi Aynur Çamalan ve direnişçi TEKEL işçileri bu yeni tipte eylemciliğin örnekleridirler. Bu tür emekçiler, kendisini salt “ekonomik talepler uğruna” mücadele ile sınırlayan bir anlayışın hızla dışına çıkıp “ekonomik mücadeleyi siyasal mücadele düzlemine taşıyan”, bunu en başta kendi pratiklerinde somutlayan bir rol oynamaktadırlar. Kendilerini dar bir sendikalizmle sınırlamayan bir sınıf sendikacılığı anlayışının somut temsilcileri olarak yarattıkları etki ve sempati nedeniyle sınıf sendikal kadrolara geniş bir hareket ve etki alanı açmaktadırlar. Dar bir sendikal bilincin ötesine geçen bir duruşun sahipleri olarak çevrelerine ve tüm topluma, bilinçli bir kararlılık, militanlık, sakınmasızlık, cesaret, kıyafetlerinden yaptıkları konuşmaların diline kadar yansıyan sadelik başta olmak üzere sınıf bilinçli insanın özellik ve erdemlerin canlı birer örneği olmakta, ‘ideolojik birer çekim gücü’ işlevi görmektedirler.
Dönemi farklı kılan bu 5 özellikten ilk ikisi, sınıf hareketinde son dönemdeki canlanmanın bir yerde zeminini, arka planını oluşturan ‘nesnel’ bir özellik taşırlar. Bunlar aynı zamanda ‘evrensel’ bir karaktere sahiptirler. Türkiye’de olduğu gibi Yunanistan başta olmak üzere Avrupa’da da işçi ve emekçi kitle eylemlerinin kabarışında bunların rolünü görebiliriz.
Döneme rengini veren diğer 3. etken ise, farklı düzeylerde de olsa ‘bilinç öğesi’ içerirler. Bu anlamda onları ‘öznel farklılıklar’ olarak da tanımlayabiliriz. Bu dönemi Türkiye işçi sınıfı hareketinin tarihinde şimdiden ayrı bir sayfa haline getiren özgün özellikleri de asıl bunlar oluşturmaktadır zaten.
Bunların her birinin somut ifadelerini, bu dönemin önünü açan öncü çıkış olarak TEKEL Direnişi’nde görebiliriz.
Öncesine dayalı bir deneyim, örgütlülük ve önderlik bakımından buna hiç hazır olmayan bir sınıf bölüğünün eylem içinde öncüleşmesinin örneği olarak TEKEL, en başta bu dönemi farklı kılan direngenliğin çarpıcı bir simgesidir. Ankara’nın kışı yanında hükümetin zorbalığı ve sendika ağalarının ayak oyunlarına 3–5 günden fazla dayanamayacağı düşünülen binlerce işçi, 78 gün boyunca direnmekle kalmamış, bu süreçte hem bir bilinç sıçraması yaşamışlar hem de toplumsal bir öncülük konumuna sıçramışlardır. 22 Şubat satışıyla çadırlar söküldüğü zaman, hemen herkes bunu TEKEL direnişinin de sonu olarak görmüştür, hareketin sönümletip gitmekten kurtulamayacağı düşünülmüştür. Fakat TEKEL, başka direnişlere de esin veren bir simge olarak kendini büyütüp özellikle de sendikal bürokrasiye karşı yeni bir taban inisiyatifinin temsilcisi haline gelmek gibi yeni ön açıcı misyonlar yaymaya başlamıştır.
Bu inatçılık ve kararlılığı doğuran ise, aslolarak TEKEL işçilerinin, “sırtlarının artık duvara dayandığının” farkına varmış olmalarıdır. Bunun da temelinde, sermayenin kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda ileriye doğru attığı her adımın, karşı kutupta da kendisine karşıt güç ve dinamikleri doğurup büyütmesi gerçeği yatar. Bazen küçük bir dokunuş, yerinde bir öneri ve öncü müdahale, bu birikimin eyleme dönüşmesine yeter. Düne kadar teorik bir varsayım, en fazla potansiyel bir imkan durumundaki olasılıkları bile çoğu kez beklenmedik bir anda, beklenmedik bir biçimde somut bir gerçeklik haline getiren bu diyalektik, asla göz ardı edilmemelidir!..
Bu dönemi simgeleyen unutulmaz eylemler olarak şimdiden tarihe geçen ve istisnasız bütün sendika ağalarının öfkeli saldırılarına hedef olan 1 Mayıs’taki kürsü işgali ile onun devamı olarak 26 Mayıs işgallerinin arkasındaki irade, işte bu diyalektik ilişkinin daha ilerden daha radikal bir yaklaşımla okunuşunun ürünleridir!..
Göksel Rıza ÖZKAN
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü
