01 Mayıs 2012 – 04:36 |

Memur-Sen’den Meclis’te görüşmeleri devam eden Toplu Sözleşme Yasası’yla ilgili açıklama geldi…
Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Genel Teşkilatlanma Sekreteri ve Sağlık-Sen Genel Başkanı Metin Memiş, ”Kamu görevlileri için toplu sözleşme hakkı tanıyan yasanın yürürlüğe girmesi ve ülkemizde …

Haberin tümü »
Basın Açıklamaları

Sendikal Haberler ve basın açıklamaları…

Davalar ve Sonuçları

Sendikal davalar ve dava sonuçları …

Kamu Sendikaları

Kamu sendikaları, basın açıklamaları…

Key Haberleri

Key ödemeleri, keylerde son durum…

Sendikal Haberler

Sendikalarla ilgili güncel haberler…

Anasayfa » Basın Açıklamaları

TEKEL İŞÇİLERİNİN HAKLI TALEBLERİ KARŞILANSIN

Ekleyen / 01 Şubat 2010 – 19:05
TEKEL İŞÇİLERİNİN HAKLI TALEBLERİ KARŞILANSIN

Yaklaşık olarak iki aya yakın bir süredir, başkent Ankara en başta olmak üzere, birçok şehrimizde, Türkiye’ye hiç yakışmayacak, son derece çirkin, son derece utanç verici sahneler yaşanmaktadır: Göz göre-göre bütün hakları gasp edilerek sokağa fırlatılıp atılan ve kaderlerine terk edilen Tekel işçileri dondurucu soğukların yaşandığı bu kış mevsiminde per-perişan vazıyetteler. Bir yandan aç-bîlaç, ailece, naylondan yapılmış çadırlarda yatıp kalkıyor, bir bardak çay bir kuru simitle karınlarını doyurmaya, sağır kulaklara dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Diğer yandan haklarını aramaktan başka bir amacı olmayan en masum gösterileri şiddet kullanılarak, biber gazı ile copla bastırılıyor; kadınlar, çocuklar yerlerde sürükleniyorlar.

Türkiye ve Türk düşmanı teröristleri, hukukun namusunu çiğneyerek, ayaklarına savcı gönderip izzet ü ikram ile “vatan kurtaran kahramanlar” gibi karşılayan Hükûmet’in bu temiz insanlara reva gördüğü kabul edilemez alçaltıcı muameleler sadece nefret topluyor.

Beri yandan, bulundukları makama halkın oyu ile getirilen en yetkili ağızlar bile adeta “köleleri” ile konuşan müstemleke valileri edası ile tepeden bakarak, hak arayan bu insanları istiskal ediyor, küçük düşürmeye, kamuoyuna “ne versen doymaz aç gözlü zorbalar” olarak tanıtmağa çalışıyorlar.

Ancak, bugün (31 Ocak, Pazar) Tek Gıda-İş Sendikası Başkanı Mustafa Türkel’in basında yayınlanan bir röportajında da belirttiği gibi, ne yazık ki Başbakan bile, kamuoyu önünde, “tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen tufeyliler” olarak tanımladığı Tekel işçilerinin gerçek durumları ve neler talep ettikleri hakkında ciddiye alınır bir bilgiye sahip bulunmuyor.

Peki, gerçekte olup-bitenler nedir?

Konu kısaca şudur:

Bilindiği gibi, Tekel’e ait bütün işletmeler Hükümet tarafından özelleştirilmiş, daha doğrusu, peşkeş çekilmiş bulunmaktadır. Hem öylesine bir peşkeş ki, Hükûmet’ten satın alınan bütün tesisler, tıpkı yok pahasına satılan Türk Telekom gibi, daha satış anlaşmalarının mürekkebi bile kurumadan, satış fiyatlarının birkaç katına başkasına devredilmiştir.

Burası işin bir utanç cephesi.

Diğer bir utanç cephesi ise ise şu ki, satılan bu tesislerin yeni sahiplerinin ilk icraatı, işçilerini bir anda kapı dışına koymak, daha açıkçası, sokağa fırlatıp atmak olmuştur; kıdem tazminatı bile ödenmeden.

Bu durumda, Hükûmet’in kapısına gidip de “tesisleri biz satmadık, siz sattınız; iş yerlerimizi elimizden aldınız, şimdi derdimize çare bulun” diyen işçilere Hükûmet’in cevabı ise basitçe şu: “Ya 4C’yi kabul edersiniz, ya da kendinize başka iş bulursunuz!”

4C nedir peki?

4C demek şu demek, kısaca:

Şu anda maaş ortalaması 1300-1500 TL olan işçiler için, üniversite mezunlarına aylık 750 TL maaş, diğerlerine ise 500 TL maaş. Başka bir şey yok!

Çünkü, 4C demek, Özal zamanında çıkarılan “geçici işçi” mevzuatı demek; Mustafa Türkel’in ifadesiyle:

Kamu geçmişte geçici personel, anketör bile alamıyordu. 4-C ile sanıyorum rahmetli Özal döneminde 657 sayılı yasada yapılan bir düzenlemeyle bu tür ihtiyaçları karşılanması hedeflendi. 6 aylığına bir anketör alacak devlet ama alamıyordu geçici hizmet üretmek için. 657 sayılı yasanın 4. maddesinin a bendi devlet memurunu tanımlıyordu. B bendi kamuda ihtiyaç duyulan ancak devletin düşük ücret verdiği için temin edemediği özel beceri ve eğitime sahip teknik elemanın istihdam yöntemini belirliyordu. C bendi ise geçici ihtiyaçlar için düzenlenmişti.

İşte 4C bu: Turgut Özal zamanında, sadece, geçici işçi alımına imkân verebilmek maksadıyla, 657 sayılı kanunun 4. maddesinin c bendinde yapılan değişiklik. Bu “geçici hal rejimi”, daha sonraları Tekel işçilerini “kalıcı rejimi”ne dönüştü.

Buna göre;

1. Bu işçiler bir yılda en fazla 10 ay maaş alabilirler; Hükûmet, büyük bir “lütuf” göstererek bu süreyi 11 aya çıkarmayı teklif etmiştir, ama 12 ay, asla! Çünkü o zaman “mevsimlik işçi” olmaktan çıkarlardı.

2. Ayrıca, yine bu işçilerin, iki günden fazla ücretli istirahat alma hakkı yoktur;

3. Bitmedi; kıdem tazminatları yoktur; velev ki 20 yıl bile çalışmış olsalar! Yani, işten çıkarılıp kapı önüne konduğunda, çalışılmış onca senenin hiçbir anlamı olmamaktadır!

4. Yine bitmedi; 4-C’de belirli bir “çalışma süresi” yoktur; çalışma süresi iş bitinceye kadar! İster 8 saat, ister 10 saat, ister 20 saat!

5. Dolayısıyla, fazla mesai diye bir şey de yok! Çünkü, malum ya, onlar, köle! Müstemlekeci beyaz efendilerin köleleri!

6. “Yemek parası, yol parası, ikramiye, 6772 kanun gereği ödenmesi gereken ilave tediyeler” gibi sosyal hakların hiçbirisi de yok.

7. Ve nihayet, sendikal hak da yok!

O yok, bu yok, şu yok!.

Peki, ne var?

Cop var, tekme var, tokat var;

Buz gibi kış gününde soğuk su ile sırılsıklam ıslatma var.

İftira var, küçük düşürme var, “doymaz zorbalar” diye aşağılanmalar var!

İşte, pek saygıdeğer Başbakan’ın, “tüyü bitmemiş yetimin hakkını bunlara mı yedireceğiz” diye baba yiğitlendiği zalimler bunlar!

Türkiye Kamu-Sen olarak diyoruz ki:

Sayın Başbakan! Sizi gayet iyi anlıyoruz; siz değil miydiniz, devlet memurları için de “devletin bütün parasını bunlara mı vereceğiz” diyen; onun için, “tüyü bitmemiş yetimin hakkını bunlara mı yedireceğiz” vecizenizi de gayet iyi anlıyoruz.

Anlıyoruz, anlıyoruz ama, söylediklerinizde doğru olan tek bir kelime bile bulamıyoruz!

Bu memlekette tüyü bitmemiş yetimin hakkını yediren yediriyor – ve tabiî, kendi payını da alıyor – yiyen de yiyor; ama o hakkı yiyenler bu işçiler değil. Değil, çünkü, zaten hakkı yeten yetimler, onların ta kendileri.

Tüyü bitmemiş yetimin hakkı nasıl yeniyor, Sayın Başbakan?

Şöyle yeniyor: Orta direk ustalıklı manevralarla çökertiliyor, alt tabaka da Sahra-Altı Afrika seviyesine itiliyor, bunlardan çalınan paralarla, üstte, üretmeden kazanan, kazandıkça şişen, şiştikçe daha çok çalan bir türedi zengin sınıf ortaya çıkıyor ki bunlar da hiçbir yatırım yapmadıkları için çaldıkları geriye de dönmüyor.

İşte, tüyü bitmemiş yetimin hakkı böyle yeniyor, Sayın Başbakan!

Sayın Başbakan!

Artık anlıyoruz ki, sendika yetkilileri ile görüşünceye kadar, Tekel işçilerinin gerçek durumu hakkında hiçbir ciddî bilgiye sahip bulunmuyordunuz. Ama şimdi biliyorsunuz; artık mazeretiniz kalmadı. Lütfen bundan böyle, bir kere daha o vecizeyi tekrar etmeyiniz ve bu günahsız insanları daha fazla mağdur etmeye devam etmeyerek ah almayınız.

Aksi takdirde, bu zulüm, sizin ve hükûmetinizin siyasî kariyerine ağır bir darbe de oluşturacaktır.

ù

. Bu noktada, Türkiye Kamu-Sen, son olarak, bütün kapıların tıkanması halinde, 3 Şubat tarihinde Türkiye çapına yapılacak olan Tekel İşçiler ile Dayanışma Eylemi’ne bütün gücü ile katılacaktır.

Lütfen, Sayın Başbakan, işleri bu raddeye getirmeyiniz.

Türkiye Kamu-Sen

İstanbul İl Başkanı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Şu haberler ilginizi çekebilir...

Yorum Yapın!

Yorum ekleyebilir veya sitenizden GERİ İZLEME yapabilirsiniz. Yorumlardan haberdar olmak için RSS sistemine kayıt olabilirsiniz.

Lütfen spam yorum yapmayınız!

Yorumlarda resminizin görünmesi için GRAVATAR sistemine kayıt olmalısınız. .