07 Şubat 2012 – 23:29 |

Madde 7- (1) Görevi başında iken şehit edilen üyelerin kanuni varislerine yapılacak şehit yardımı miktarı, her yıl Yönetim Kurulu’nca tespit edilir.
(2) (Değişik ikinci fıkra: Şubat 2010/2629) Şehit yardımının yapılabilmesi için;
a) Veraset ilâmı aslı veya Mahkemece …

Haberin tümü »
Basın Açıklamaları

Sendikal Haberler ve basın açıklamaları…

Davalar ve Sonuçları

Sendikal davalar ve dava sonuçları …

Kamu Sendikaları

Kamu sendikaları, basın açıklamaları…

Key Haberleri

Key ödemeleri, keylerde son durum…

Seçime Doğru

Seçim arefesinde Antalya ve Türkiye…

Anasayfa » Basın Açıklamaları

Toplu Görüşme Taleplerimiz MEB’de Değerlendirmeye Alınıyor

Ekleyen senDİKalı / 29 Aralık 2009 – 10:27
Toplu Görüşme Taleplerimiz MEB’de Değerlendirmeye Alınıyor

Bilindiği üzere 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca işyerlerinde 15 Mayıs tarihi itibariyle Sendikaların üye sayıları tespit edilerek tutanaklar tutulup kurum merkezlerinde birleştirilmek suretiyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na gönderilmektedir. İlgili Bakanlık kurumlardan gelen üyelik bilgileri doğrultusunda 11 Hizmet Kolunda Yetkili Sendikaları tespit ederek Temmuz ayının ilk haftasında Resmi Gazete’de yayınlatmak suretiyle ilan etmektedir.

Bu doğrultuda 2009 yılı için yapılan üye tespit çalışmaları sonuçlandırılmış olup, Sendikamızla birlikte Konfederasyonumuza bağlı 6 Sendika Hizmet Kollarında Yetkili Sendika olarak ilan edilmiştir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendika Kanunu gereği toplu görüşmelerin bu yıl sekizincisi yapılacaktır. 2009 Yılı toplu görüşmelerine “Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu”nda temsil yetkisine sahip tek sendika ve ülkemizin en büyük memur sendikası olarak TÜRK EĞİTİM-SEN katılmıştır.

Türk Eğitim Sen olarak eğitimi önemsiyoruz. Zira eğitimin amacı; demokratik, hukuk devletinin ihtiyacı olan, görev ve sorumluluklarının bilincinde, özgür ve özgüven sahibi, bilgi çağı insanlarını yetiştirmektir. Eğitimi çağa uygun hale getirmek ve geleceğimizi güvence altına almak için; hayatla ve ekonomiyle bütünleşmiş, Dünya standartlarında kaliteyi yakalamış ve hayat boyu devam eden eğitim hedef alınmalıdır. Bunun için eğitimin sonunda herkesin meslek sahibi olması sağlanmalıdır.

Eğitim sistemi, eğitim-insan gücü-istihdam ilişkisini dikkate alan bir sistem bütünlüğü içerisinde yeniden yapılandırılmalıdır. İstihdam ihtiyacı ile üniversitelerde eğitime alınacak öğrenci sayısı arasında denge kurulmalıdır.

Genç ve dinamik nüfusumuzun bir avantaj faktörüne dönüşmesi, çocuklarımızın ve her yaştaki vatandaşlarımızın okul öncesi, okul sırası ve okul sonrasında sürekli eğitilmesiyle sağlanabilir. Eğitimdeki temel amacımız, düşünen, sorgulayan, girişimci, yenilikçi, dünyaya açık, bilgiye-teknolojiye ve sanata ilgi duyan vatan sevgisiyle dolu bireyler yetiştirmektir.

Müfredat programları, günün gelişen ve değişen şartlarına uygun olarak sürekli olarak yenilenmelidir.

Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir. İnsanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir. Bu nedenle sendika olarak, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsemekteyiz.

Diğer taraftan eğitimin daha işler ve kaliteli hale gelmesi için, Öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayısı, öğretimin her kademesinde azaltılmalı, öğretmensiz sınıf bırakılmamalıdır.

Türkçenin eğitim ve öğretimin her kademesinde iyi öğretilmesi, doğru ve etkili kullanılması, bilim dili olarak gelişmesi için gereken önlemler alınmalıdır. Etkin ve kaliteli bir sağlık sistemi, nitelikli bir toplum için vazgeçilmezdir. Devlet, herkesin temel sağlık ihtiyacını yerine getirmek zorundadır. Bu nedenle ilköğretim anasınıfından itibaren uygun sayıda öğrencisi olan okullarda sağlık personeli istihdam edilmeli, periyodik olarak öğrencilerin sağlık kontrolleri yapılmalı ve hastalık daha başlamadan sağlıklı birey yetiştirilmelidir.

Okul ve kurumlarda başarının ve toplumda huzurun sağlanması, ancak Milli Eğitim Bakanlığının Milli ve bir Devlet politikası anlayışıyla yönetilmesi ile gerçekleşecektir. Bakanlık, okul ve kurum yöneticilerini hükümetlerin memuru anlayışıyla değil, Devletin memuru olarak görmelidir. “Türk Millî Eğitimi”ne, iktidar partilerinin ve/veya bakanların politikaları yerine, “Devlet Politikası” anlayışı hâkim kılınmalıdır. Bakanlığı idare edenler, masa başı kararlarla değil, taraflarla ve çalışanların temsilcileriyle görüş alışverişinde bulunarak icraat sergilemelidirler. Bunu yapmadığından Bakanlığın birçok yönetmeliği ve uygulaması yargıdan dönmektedir. Bu noktada yapılması gereken, bilimsel, gerçekçi kriterlerle ve çalışanların temsilcileriyle istişare edilerek çalışmalar yapmaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim yöneticiliği konusunda meseleye objektif yaklaşmalı, ideolojik yaklaşmamalıdır. Maalesef meseleye objektif bakılmamış, ideolojik yaklaşılmıştır. Bu anlayış eğitim çalışanlarının huzurunu kaçırmıştır. Bu yaklaşımlar toplumun kamplaşmasına ve iş barışın bozulmasına etki eden faktörlerdir. Toplumun huzuru ve refahı için, bu anlayıştan süratle uzaklaşmak gerekir.

Bakanlık ve taşra teşkilatlarının eğitim çalışanları hakkında uyguladığı; atama, yer değiştirme, geçici görevlendirme vb. uygulamalarındaki yandaş kayırma, düşman kamplar yaratma anlayışı eğitim çalışanlarını rahatsız etmektedir. Kurucu müdürler, vekâleten görevlendirmeler ve Hüseyin ÇELİK’in Bakanlığının son zamanlarında hız kazandırdığı 76. Madde’ye dayandırılarak yapılan atamalar yakinen incelendiğinde siyasi kadrolaşmanın ne boyutlarda olduğu görülecektir. Bugüne kadar, tüm eğitim çalışanlarının gözleri önünde yaşanan bu tablo, Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatı’nda görevli bazı bürokratlar, il milli eğitim müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri, yardımcıları ve şube müdürleri tarafından yaratılan bir tablodur. Bazı il ve ilçe milli eğitim müdürleri tarafından eğitim çalışanları üzerinde sendikal tercihleri yönünde baskılar oluşturulmaktadır. Bundan dolayı eğitim çalışanlarının moral ve motivasyonları bozulmuştur. Bu anlayış gelecekte eğitim çalışanları arasında büyük oranda kamplaşmalara ve bölünmelere yol açacaktır. Bu tablo asla Milli Eğitim Bakanlığı’na yakışan bir tablo değildir ve eğitim çalışanlarının yüzde 90’ı, bu yaşananlardan duydukları rahatsızlığı sendikamız üzerinden sık sık dile getirmişlerdir. Bu sebeple, Milli Eğitim Bakanlığı sendikalar arasında taraf olmamalıdır. İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri bu konuda uyarılmalıdır. Milli eğitimde yaşanan bu tablo düzeltilmeden; sendikalar, eğitim çalışanları ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında istenilen diyalogun kurulamayacağı açıktır. Taraftar oluşturmak olarak algılanan bu problemlerin bir an önce çözülmemesi ve yaşanan sürekli gerilim ortamı Milli Eğitim Bakanlığı’nı da olumsuz etkilemektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı; hükümetler üstü, siyaset üstü, şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yönetilmelidir. Bu nedenledir ki, asaleten atamaların yapılması için Yönetici Atama Yönetmeliği doğrultusunda, eksiklikler giderilerek atamalar biran önce yapılmalıdır. Aksi takdirde eğitim camiasındaki kargaşa giderek artacaktır.

Ülkemizde üniversitelerimizin yaşadıkları sorunlar da kamuoyunun malumudur. En başta kısır ve ideolojik tartışmalara malzeme edilen YÖK meselesi gelmektedir. YÖK hâlâ büyük bir muamma olarak kamuoyu gündeminde yer almaktadır. Bir türlü çözümlenemeyen ve yılan hikâyesine dönen YÖK sorunu yerinde saymaktadır. Toplumsal mutabakatı göz ardı eden hükümet, konunun üzerine yeterince eğilmemiş durumdadır.
Siyasi erkin yapması gereken, oy avcılığına soyunmadan, konunun tarafları ile masaya oturarak, toplumun bütün kesimlerini kucaklamak suretiyle yeni bir YÖK kanun tasarısını ülke gündemine getirmek olmalıdır.

Çağın gereklerine uygun, ideolojik kaygılardan uzak, üniversite çalışanlarının sorunlarını ortadan kaldıracak ve tamamen bilimsel bir anlayış ve çalışanların da katkısı ile hazırlanacak bir YÖK kanunu ile eksiklikler giderilebilecektir.

Öte yandan üniversite çalışanlarının idari ve ekonomik sorunları çözüme kavuşturulmadan istenen üniversite eğitiminin sağlanamayacağı açıktır. Aldığı ücretle aylık temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan bir akademisyenin kendisini geliştirmesini bekleyemeyiz.

Fiziki, ekonomik ve teknolojik imkânlardan yoksun bir üniversite ortamında sağlıklı bir eğitim verilemeyeceği ortadadır. Hükümet; politik manevraları bir yana bırakıp üniversite çalışanları ile öğrencilerin -çağın beklentileri doğrultusunda- ihtiyaçlarını tespit etmeli ve gereğini yerine getirmelidir.

Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolunda faaliyet gösteren sendikaların öncelikli görevi, eğitim çalışanlarının hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmektir. Daha iyi bir eğitim için, eğitim sistemine katkıda bulunmakta doğaları gereğidir. Ayrıca sendikalar, temsil ettikleri kesim ve toplumu ilgilendiren her türlü gelişme karşısında da toplumun çıkarları doğrultusunda, toplum adına taraf olmak gibi bir sorumluluk taşırlar. Öte yandan sendikalarımız hizmet kolları ile ilgili konularda tespit ve alternatif proje üreterek kamuoyuna ve yöneticilere yol göstermeye çalışmaktadır. Ancak, başta Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve üniversite yönetimleri olmak üzere kurum yöneticilerinin; daha iyi bir eğitime kavuşmak, iş barışı içerisinde huzurlu bir çalışma ortamı oluşturabilmek ve çalışanlardan azami düzeyde verim alabilmek için sendikalarla işbirliğini ilke edinmeleri gerekmektedir.

Bilgi toplumunun temel taşı olan insan gücü her şeyin önüne çıkarılmalıdır. Çünkü artık ülkelerin zenginlikleri para ile ya da doğal kaynaklarının zenginliği ile değil, bilgi ve insan kaynaklarının zenginliği ile ölçülmektedir. İnsan gücü yetiştirmenin tek yolu da eğitim ve öğretimdir.

Zorunlu eğitimde tüm çağ nüfusunun okullaştırılacağı, sınıf mevcutlarının standartlara uygun olarak denge sağlanacağı yatırımlara önem verilmelidir.

Avrupa Komisyonu”nun Temmuz 2009 tarihinde açıkladığı raporda yer alan konuları sendika olarak defalarca dile getirdik.

“Eğitim Üzerine Ana Veriler 2009″ raporunda Türkiye ve Avrupa”nın eğitim verileri karşılaştırıldı, eğitimde olumlu gelişmelerle ilgili birçok bölüme “Türkiye hariç” kaydı düşülmesi dikkat çekmiştir.

- Avrupa Komisyonu raporunda, “Avrupa”da 20-24 yaşındaki genç nüfusun yüzde 78″den fazlası üst orta eğitimi başarıyla tamamlamış durumdadır. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Slovenya, Slovakya”da bu oran yüzde 90″ın üzerindedir. Sadece Malta, Portekiz, İzlanda ve Türkiye yüzde 60″tan az bir başarı oranı kaydetmiştir” denildi. 2006″da tüm Avrupa ülkelerinde orta öğretimin üst bölümünde başarılı olan kız öğrencilerin sayısının erkeklerden fazla olduğu belirtilen raporda, bu bölüme yine “tek istisna Türkiye” kaydı düşüldü. Dileriz yetkililer raporun tamamını dikkate alarak iyileştirmeye yönelik bir çalışma yaparlar.

İktidarın 2008 yılında mutabakat altına aldığımız bir kısım kararları hayata geçirmek adına yasal düzenleme yapmaması 2008 Toplu Görüşmelerine gölge düşürmüştür. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Kanununun 34. Maddesinde “Toplu görüşme en geç 15 gün içinde sonuçlandırılır. Bu süre içinde anlaşmaya varılırsa, düzenlenen mutabakat metni taraflarca imzalanır. Mutabakat metni, uygun idarî, icraî ve yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için Bakanlar Kuruluna sunulur. Bakanlar Kurulu üç ay içinde mutabakat metni ile ilgili uygun idarî ve icraî düzenlemeleri gerçekleştirir ve kanun tasarılarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.” denilmektedir. Bu maddeye rağmen, Hükümet aradan 1 yıl geçmesine rağmen mutabakata varılan birçok konuda düzenleme yapmayarak suç işlemiştir.

Gerek Türk Eğitim Sen gerekse Konfederasyonumuz Türkiye Kamu Sen bu hukuksuzluğun üzerine gidecektir. Dolayısıyla, hukuk tanımaz bir anlayışla Toplu Görüşmeleri değerlendiren, attığı imzanın gereğini yerine getirmeyen Hükümetin bu tavrı güven vermemektedir.

Tüm kamu çalışanları gibi, eğitim çalışanları da yaşanan küresel ekonomik kriz sebebiyle zor günler geçirmektedir. Toplu Görüşmelerde daha önce dile getirdiğimiz harcama çeki isteğimizi, tekrar gündeme getireceğiz. Tartışılmaz bir gerçektir ki, mali ve sosyal haklar açısından eğitim çalışanlarının mevcut durumu hiç iç açıcı değildir. Çalışanlar, aldıkları ücretlerle bırakınız mesleki ve kişisel anlamda kendilerini geliştirebilme imkânlarına sahip olmayı, asgari geçim standardını bile yakalayamamışlardır. Bu durum; ekonomik ve sosyal açıdan rahat olmayan eğitim çalışanlarının, verimli bir eğitim ortamına yeterince katkıda bulunmalarını da engellemektedir. Dolayısıyla çalışanların insanca yaşayabilecekleri ve bilgi çağının gerektirdiği donanımlara sahip olabilecekleri bir ekonomik düzeye kavuşturulmaları gerekmektedir.

Kurumlar arası ücret dengesizliğinin giderilmesi tüm çalışanların ve hatta bugüne kadar iş başına gelen tüm iktidarların ortak arzusu olmuştur. Ancak bu zamana kadar bu konuda ciddi ve neticeye yönelik bir mesafe kat edilememiştir. Bunun yanı sıra aynı kurumda görev yapan çalışanlar arasında da bir takım ayrıcalıklar yapılmaktadır. Örneğin, MEB’ da her öğretim yılı başında yalnız öğretmenlere “Eğitim Öğretime hazırlık ödeneği” verilmektedir. Eğitim çalışanlarının bir bütün olduğu, eğitimin; idarecisiyle öğretmeniyle, memuruyla, hizmetlisiyle ortak yürütülen bir kamu hizmeti olduğu unutulmamalıdır. Bundan dolayı söz konusu ödenek, tüm eğitim çalışanlarına (Üniversiteler ve YURT-KUR dâhil olmak üzere) ve brüt bir maaş tutarında verilmelidir. Yine aynı şekilde, üniversite ödeneğinin de her düzeydeki akademik ve idari personel olmak üzere tüm üniversite çalışanlarına ödenmesi sağlanmalıdır.

Ücret adaletsizliği aylık ücretlerin yanı sıra diğer birçok kalemlerde de görülmektedir. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kuruluşlarda görev yapan memur ve hizmetli çalışanların görev tanımları ve çalışma saatlerindeki belirsizliklerden dolayı fazla mesaileri ödenmemektedir. Ayrıca ek ders ücretleri konusunda yapılan son değişiklikle de kazanılmış bir takım haklar elden alınmış ve haksız uygulamalar hayata geçirilmiştir.
Hükümetin hedeflediği sistemde memur yok, onun içindir ki geçen yıl Toplu Görüşmenin başladığı günden bir gün önce ek ödeme vereceklerini açıklayıp, bir gün sonra ek ödemeleri açıkladılar ve Sendikaların katkısı olmadı biz verdik dediler. Masanın dışında bir şeyler verdik demekle sendikaları açığa düşürmeye çalışıyorlar. 2008 Mutabakat metninde anlaşmaya varılan maddelerin gereğini hala yerine getirmediler.

2007 Toplu Görüşmelerinde dile getirerek, bir adım atılmasını sağladığımız Eşit İşe Eşit Ücret konusunda yapılan iyileştirmenin devam etmesini istiyoruz. Bu kapsamda, 2012 yılının ilk yarısına kadar tamamlanacağı sözü verilen iyileştirme çalışmaları devam etmelidir. Bu konuda talebimizde ısrarlı olacağımızın bilinmesini istiyoruz. Ayrıca, eşit işe eşit ücret kapsamı dışında değerlendirilen eğitim çalışanlarının da kapsam içine alınmasını dile getirdik.

4 /B ve 4 /C kapsamında görevlendirilen ama yaşadıkları çifte standart uygulamalar bir türlü sona erdirilmeyen eğitim çalışanlarının problemleri de Toplu Görüşme masasının ana gündem maddeleri içindeyer almıştır. Söz konusu çalışanların özlük haklarındaki yanlışların, insan hakkı ihlallerinin sona erdirilmesini ve kadrolu olarak istihdam edilmeleri gerektiğini vurguladık.

KEY ödemeleri yılan hikâyesine dönmüş, birçok eğitim çalışanı hala bu ödemeleri alamamış veya eksik almıştır. KEY ile ilgili yeni bir açılım ortaya konmasını ve mağduriyetin önlenmesini istedik.

Bu Toplu Görüşmelerde de siyaset hakkımızda dâhil olmak üzere, grev ve toplu sözleşme hakkımız tekrar gündemin ana konusu haline getirilecektir. Toplu Sözleşme ve Grev hakkı imzalanan uluslar arası sözleşmeler ve Toplu Görüşme masasında verilen sözlere rağmen bugüne kadar yerine getirilmemiştir. Bu toplu Görüşmelerin ana eksenini bir yandan 2010 yılı zamları oluştururken, diğer yandan sendikal haklarımız oluşturacaktır. Türk Eğitim Sen açısından grev ve toplu sözleşme vazgeçilmez bir haktır ve dönülmez bir yola girilmiştir. Hükümetin bu konuda masadan kaçma, olayı savsaklama hakkı artık, yoktur. Bugün, ülkemizin imza altına aldığı ILO’nun 151 sayılı sözleşmesi de dâhil olmak üzere, uluslar arası sözleşmeler ve Türkiye’nin kabul ettiği demokratik normlar, toplumun tüm kesimlerinde demokrasinin yerleşmesini ve örgütlenmesini öngörmektedir. Memur sendikacılığı da ülkemizde bu sözleşmeler sonucunda örgütlenme imkânı bulmaktadır. ILO’ un 151 No.lu sözleşmesinin ve Avrupa Birliği normlarının kabulü ile birlikte ülkemizde memur sendikacılığı, demokrasinin gereği olarak tam sendikal donanımla var olmak zorundadır. Ne yazık ki, ülkemizde toplumun büyük bir kesimin oluşturmasına rağmen memurlar, yıllardan beri yönetime katılma hakkı olmayan, gelirin paylaşımını belirleyemeyen ve sonuç olarak geri plana itilen bir kesim haline gelmiştir. Modern toplumlarda ortaya çıkan yönetişim anlayışı, çalışanların yönetime katılması ve kendileri ile ilgili alınacak kararlarda söz sahibi olmalarını zorunlu kılmaktadır. Hem hizmet sunumunda ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi hem de çalışanların kendileri ve ailelerinin insanca yaşayabilecekleri bir ücrete kavuşabilmesi için sorunun kaynağında görev yapanların taleplerinin karşılanması gerekmektedir. Çalışanların sorunlarını ve taleplerini ilgililerle görüşüp, çözüme kavuşturabilecekleri tek araç örgütlenme ve toplu sözleşme olgusudur. Bu aynı zamanda müzakere edebilir demokrasinin hayata geçmesi açısından da en önemli araçtır.

Ülkemizdeki iç mevzuata göre kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkı yoktur, grev yapmaları ise yasaktır. 2002 yılından beri yetkili kamu görevlileri sendikaları ile Kamu İşveren Kurulu arasında gerçekleştirilen toplu görüşmeler ise bir danışma sisteminden öteye gitmemektedir. Bugüne değin yapılan toplu görüşmelerde mutabakatsızlıkla sonuçlanan görüşmelerde olmuştur. Tarafların toplu görüşme sonucunda bir anlaşma sağlayamamaları sonucunda Konfederasyonumuz, Uzlaştırma Kurulu’na başvurmuş ve kamu görevlilerinin mali ve özlük haklan ile ilgili yapılacak değişikliklerin Uzlaştırma Kurulu kararlan çerçevesinde yapılmasını talep etmiştir. Ancak Uzlaştırma Kurulu’nun bugüne kadar kamu görevlilerinin mali ve özlük haklan ile ilgili olarak verdiği hiçbir karar, hükümet nezdinde uygulanabilir bulunmamış ve hayata geçirilmemiştir. Böyle bir durum karşısında kamu görevlilerinin haklarını koruyabilmesi için elinde hiçbir yasal delil bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, 4688 sayılı kanuna rağmen kamu görevlerinin mali, sosyal, özlük ve hukuki alandaki sorunlarının çözülmesi mümkün olmamaktadır.

Gerek ülkemizin imza altına alarak uygulamayı kabul ettiği uluslar arası sözleşmeler ve bu sözleşmeleri imzalayan diğer ülkelerdeki uygulamalar gerekse ülkemizde yerleşmesi arzulanan demokratik anlayış, kamu görevlilerinin toplu sözleşme ve grev hakkına kavuşması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Türk memuru yıllardır, hakkı olanın verilmesi için beklemektedir.

Sendikamızca sürekli olarak dile getirilen, memurlar arasında ayrımcılık yapıldığı, siyasi ve bürokratik baskıların had safhaya ulaştığı, çalışma barışının bozulduğu, liyakat ve kariyer ilkelerinin hiçe sayılarak yandaşların işbaşına getirildiği, çalışanların mutsuz ve geleceğinden umutsuz olduğu hususları bu defa da 01-19 Haziran 2009 tarihleri arasında yapılan “98. Uluslar arası çalışma konferansının üye ülkelerinin onayladıkları ILO sözleşmelerinin gereğini yapıp yapmadıklarının incelendiği aplikasyon komitesinde” Türkiye, 87 sayılı sendika özgürlüğü ve sendikalaşma hakkının korunması sözleşmesine ilişkin ihlaller gerekçesiyle gündeme aldığı Türkiye ile ilgili görüşmelerin ardından hazırlanan sonuç raporu ile ülkemizin kamu çalışanlarının sendikal hakları başta olmak üzere tüm sendikal haklar konusunda bu güne kadar yapmadığı değişiklikleri yapabilmesi amacı ile İLO’ dan teknik yardım alması gerektiği konusunda hükümetin dikkatinin çekilmesi, dile getirilerek sendikamızın haklılığı bir kere daha tescil edilmiştir.

Ayrıca, İLO’ da özel paragraf (kara liste) uygulamasının bir alt müeyyidesi olarak bilinen teknik yardım sağlama konusunda işveren gurubu da onay vererek hükümetin bu konuyu kabul etmesi konusu sonuç raporunda yer almıştır. Artık hükümet bu anlamda gerekli düzenlemeleri henüz yapmamıştır.

Konfederasyonumuz Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim Sen, her şeye rağmen kendisine tanınmış olan yasal hakları sonuna kadar kullanmaya ve bu yolla kamu görevlerinin haklarını ilerletmeye kararlıdır.

Sendika olarak en büyük temennimiz, kamu görevlilerinin en kısa sürede toplu sözleşme ve grev hakkını elde etmesi ve bütün temel sorunlarının çözülmesi ile kamu hizmeti sunanların da bu hizmetten faydalanan vatandaşların da memnuniyetinin sağlanmasıdır. Konfederasyonumuz Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim Sen, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da bu amaç doğrultusunda her türlü mücadeleyi sergileyecektir. Sendika olarak, “Toplu Görüşme Toplantıları”nın gündemine eğitim çalışanlarının beklenti ve görüşlerini olduğu gibi yansıtabilmeyi öncelikli ilkemiz olarak kabul ediyoruz. Eğitim çalışanlarının desteğiyle sahip olduğumuz temsil yetkisini, ideolojik saplantıların ya da ithal senaryoların hayata geçirilmesi için bir fırsat olarak değil, çalışanların yaşam standardının ve ülkemizdeki eğitim kalitesinin yükseltilmesi yolunda bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Nitekim temsil yetkisini aldığımız andan itibaren sistemli bir çalışma içerisine giren Merkez Yönetim Kurulumuz, bu amaçla “Toplu Görüşme Toplantıları”nda görüşülecek konuların tespiti için bir taban araştırması yapılmasını kararlaştırdı. Daha sonra ise Toplu Görüşme tekliflerimizi oluşturduk.

2009 yılında yetkili sendika olarak hükümet ile yaptığımız toplu görüşmelerde gündeme getirdiğimiz taleplerimiz Devlet Bakanı Hayati YAZICI’nın talimatıyla, Devlet Personel Başkanlığınca Milli Eğitim Bakanlığı’na iletilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü de, Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU imzasıyla toplu görüşme taleplerimizin incelendiğini, söz konusu tekliflere ilişkin çalışma başlatılması için merkez teşkilatı birimlerine duyurulduğunu yazı ile bildirdi. Sendikamız konuyu yakından takip ederek, sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacaktır.

Öğretmenlere, akademisyenlere, MEB, YÖK (Üniversite) ve YURTKUR’da çalışan memurlara saygı ile duyurulur.

Türk Eğitim-Sen

İstanbul Bölge Başkanı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

İlginizi çekebilecek benzer haberler...

Yorum Yapın!

Yorum ekleyebilir veya sitenizden GERİ İZLEME yapabilirsiniz. Yorumlardan haberdar olmak için RSS sistemine kayıt olabilirsiniz.

Lütfen spam yorum yapmayınız!

Yorumlarda resminizin görünmesi için GRAVATAR sistemine kayıt olmalısınız. .