Anasayfa / Basın Açıklamaları / TÜRKİYE KAMU-SEN İZMİR İL TEMSİLCİSİ AHMET DOĞRUYOL’UN TORBA KANUN İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI METNİDİR

TÜRKİYE KAMU-SEN İZMİR İL TEMSİLCİSİ AHMET DOĞRUYOL’UN TORBA KANUN İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI METNİDİR

Kamu yönetiminin asli unsuru, kamu personelleridir. Bir ülkenin yürürlükteki kamu personel rejimi, siyasi otoritenin

arzuladığı sistemin yapısını da ortaya koyar. Bu nedenle kamu çalışanları ile ilgili her konu, aslında devletin işleyişinin ve takip
ettiği ilkelerin bir göstergesidir. Küreselleşme ve neo liberal ekonomik anlayışla birlikte, ekonomide özel sektörün ağırlığı artmış,
sosyal devlet ilkesinin gereği olarak sunulan eğitim, sağlık, güvenlik, temizlik gibi pek çok kamu hizmeti alanı özel sektöre
açılmış; bunun sonucunda hizmet odaklı yönetim anlayışı, daha fazla kâr etmeyi amaçlayan ticari bir yapıya bürünmüştür.
Daha fazla kâr sağlamanın en kolay yolu da daha düşük maliyetlerle personel çalıştırmaktır.
Bu noktada daha az elemanla
daha çok iş yapmak, İş güvencesini zayıflatarak, işten çıkarılmayı kolaylaştırmak, Esnek, çağrı usulüne göre, kısmi zamanlı
çalışmayı artırmak suretiyle tam zamanlı çalışan sayısını azaltmak ve bu yolla, çalışanların maaşlarını reel olarak azaltmak, piyasa
yapıcılarının çoğunlukla kullandıkları yöntem olmuştur. Özellikle son 20-30 yıl içinde sıklıkla gördüğümüz bu uygulamalar,
çalışanları köleleştirmekte ve tam anlamıyla idareye bağımlı hale getirmektedir. Ne yazıktır ki uzun zamandan beri ülkemizdeki
yetkililer de kamuda benzer politikalar uygulamaktadır.

Bu noktada geçtiğimiz günlerde TBMM gündemine getirilen torba kanun içerisinde kamu personel mevzuatı ile ilgili
düzenlemeler de bu zincirin yeni bir halkasını oluşturmaktadır. Öncelikle siyasi iradeyi, bu çalışmalar sırasında memur
temsilcilerine bilgi vermemesi, görüşlerini almaması, hassasiyetlerine önem vermemesi nedeniyle; kendisini demokratik olarak
niteleyen bir ülkenin iktidarına yakışmayan, anti demokratik, tek taraflı ve baskıcı yaklaşımı dolayısı ile kınadığımızı belirtmek
istiyoruz.

Bilinmelidir ki; çıkarılacak kanunun uygulayıcıları hiç şüphesiz memurlardır. Yapılacak değişikliklerde muhatap da
öncelikli olarak memurlar olmalıdır. Demokratik yönetim anlayışı istişare, müzakere ve diyaloğu zorunlu kılmaktadır. Ancak
bu tasarının Meclis gündemine gelmeden önceki evrelerinin hiçbir noktasında memur temsilcilerinden görüş alınmamış, bilgi
verilmesine dahi gerek görülmemiştir. Küreselleşme ve neo liberal anlayış doğrultusunda daha önce hazırlanan sosyal güvenlik
reformu, sağlık reformu, hastane reformu, yargı reformu ve anayasa reformu ile milletimizin cebine, geleceğine, bütçesine hançer
saplanmıştır. Bugün de torba kanun tasarısı içindeki 657 sayılı Kanunda değişiklik taslağı ile memurlarımızın yüreğine hançer
saplanmaktadır.

Aslında kamu alacaklarına af düzenlemesi getiren maddeleri de barındıran bu torba kanun tasarısı başlı başına
dürüst, borcuna sadık, kurallara uyan vatandaşlarımızı cezalandıran bir nitelik arz etmektedir. Bu tür af uygulamaları ile
vatandaşlarımızın kanun dışı işler yapması adeta özendirilmektedir. Bu durumun telafi edilmesi için mutlaka, vergisini, primini,
borcunu zamanında ödeyen vatandaşlarımızı ödüllendiren ek bir düzenleme yapılması zorunluluğu vardır. Aksi takdirde
seçim yatırımı uğruna tarihin en büyük vergi affını gerçekleştirme yolunda ilerleyen Hükümeti, dürüst Türk vatandaşı asla af
etmeyecektir.

Kamu hizmetlerinin sunumunda özel sektör anlayışını yerleştirme amacı taşıyan maddeler de barındıran bu tasarı ile kamu
hizmetlerinin sunumunu ön plana çıkaran kamu istihdam mantığı, kâr odaklı, esnek, güvencesiz özel sektör anlayışına teslim
edilmektedir. Siyaset, kamu hizmetlerini ele geçirmekte ve kamu hizmeti, siyasi partinin hizmeti haline gelmektedir. Bunun
en açık göstergesi, tasarıdaki kamuya özel sektörden müsteşar, genel müdür ve başkan gibi üst düzey yöneticilerin transfer
edilebilmesinin önünü açan maddedir. Kamu Personeli Seçme Sınavı ile kamuda görev verdiğiniz personeli, yıllar sonra üst
düzey yönetici olabilecek özelliklerden uzaklaştıran bir durum varsa bu çalışanların değil, yıllardır yaratılan, hizmet içi eğitimden
yoksun sistemin eksikliği olarak görülmeli ve asıl bu sorun çözülmelidir. Kamu çalışanlarının yükselmelerinin ve kamuda
kariyerlerini geliştirmenin engellenmemesi esas olmalı, aksine başarılı çalışmalar ve kendini geliştirme teşvik edilmelidir. Ama bu
yolla memuriyete girişte aranan merkezi sınav kazanma; ilerlemede tahsil ve liyakat şartı zaafa uğratılmaktadır.

Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması kapsamında yapılmak istenilen bir diğer köklü değişiklik de teftiş kurullarının
kaldırılarak, denetimsiz bir kamu yapılanmasının önünün açılması idi. Ancak daha önce yargı kararları, siyasi iradenin önüne set
çekmiş ve denetim mekanizmasının yok edilmesini engellemişti.

Bilindiği gibi 657 sayılı Kanununa göre memurlar istekleri dışında başka bir kuruma nakledilemezler. Kanuna göre
hükümetler, görevden aldığı üst düzey yöneticileri kurumlarına Müşavir veya Başuzman olarak atamak zorundadır. Şimdi ise
yapılmak istenilen değişiklikle bazı müşavir, başuzman ve müfettişlik kadroları iptal edilmekte ve bu durumdaki personelin
Devlet Personel Başkanlığı eli ile başka kurumlara sürgün edilebilmelerinin önü açılmaktadır. Tasarı ile sorunun çözümü yerine,
var olan sorunlar görmezden gelinerek, kariyer ve liyakat ilkesi yok sayılmakta, üst düzey yönetici atamalarında kadrolaşma,
siyasi yandaşlık, denetimsiz bir kamu yönetimi, özel sektör-siyasi parti ilişkilerinin meşrulaşması ve hükümet memuru uygulaması
esas alınmaktadır. Kamudaki uzman ihtiyacı, yıllardır Konfederasyonumuz tarafından dile getirilen bir sorundur. Ancak, uzman
ihtiyacını gidermek için kariyer uzmanlar da dahil olmak üzere tüm uzmanların sözleşmeli statüde çalıştırılmasını öngören
tasarı maddesi kabul edilemez. Tasarı ile kurumların sadece merkez teşkilatlarında görev yapan Uzmanların özlük hakları
iyileştirilirken;taşra teşkilatlarındaki uzmanlar göz ardı edilmektedir.

Görünen o dur ki; kamuda bundan böyle alt düzeyde esnek ve güvencesiz sözleşmeli statüde çalışanlar, üst düzeyde kamu
dışından transfer edilen, kişilerin emrine girecek, Esnek çalışmanın gereği olarak kamuda çalışma saatlerinin düzenlenmesinin
kurumlara bırakılacak olması, kamu hizmetlerindeki çalışma ahenginin bozulmasına, kamuda çok başlı bir yapının doğmasına
neden olacaktır.

Müşteri odaklı bir yaklaşım getirirken, müşteri olarak gördüğünüz vatandaşa hizmet sunan kamu görevlisini görmezden
gelmek, onların da insan hakları bağlamında kendini savunma hakkının olduğunu unutmak, konuya yaklaşımın memur dostu
gözüyle olmadığını göstermektedir. Yasaklanmış yayın bulundurmanın ceza gerektiren maddeler içerisinden çıkarılması, kamu
kurumlarının yargıdan ve denetimden kaçırılan yasak yayınların odağı haline getirilmesini mi amaçlamaktadır? Bundan böyle
bölücü içerikli veya sakıncalı yayınlar, kamu kurumlarında mı saklanacaktır?

2002 yılından bugüne kadar yapılan toplu görüşmelerde mutabakata varılan ve uygulanması beklenen 50’den fazla konu
varken yalnızca 12 tanesinin 657 sayılı Kanunun özünü ve temel mantığını değiştiren bu tasarıya dahil edilmiş olması bile yapılan
çalışmanın mantığını ortaya koymaya yetmektedir. Daha önce yetkililer tarafından kabul edilen ve uygulanacağına dair söz
verilen onlarca madde neden bu tasarıda yer almamıştır? Yoksa bu maddeler de tuzaklarla dolu başka torba kanunların içine mi
yerleştirilecektir? Doğrusu merak etmekteyiz.

Demokrasinin yok sayıldığı, sosyal diyalogun tahrip edildiği, memurluk güvencesinin yok edildiği, kamu hizmetinin,
iktidar hizmetine dönüştürüldüğü, devlet memurunun hükümet memuru haline getirilmek istendiği bir girişimle karşı karşıyayız.
Bunun ötesinde tasarının içeriği kadar, değişiklik sürecinin iktidar tarafından nasıl yönetildiği de son derece önem taşımaktadır.
Kamuda memura bakışın nasıl değiştirildiği, toplumda memur düşmanı bir kesim yaratılmaya çalışıldığı yıllardır gözümüzden
kaçmamaktadır. Bu açıdan bakıldığında önümüzdeki dönemde kamu görevlileri için daha zorlu dönemeçler bulunmaktadır. Bu
dönemeçlerin başında memurların toplu sözleşme hukukunu düzenleyen çalışmalar gelmektedir.

İktidarın, memurlara toplu sözleşme hakkı tanınması noktasında da bilinen samimiyetsizliğini göstereceğinden endişe
duymaktayız. Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımızı toplu sözleşme hakkının uygulanması noktasında, son derece dikkatli
olmaya davet ediyoruz. Yeni bir hakkı veriyormuş gibi yaparak, var olan haklarımızın elimizden alınması oyununa gelmemeliyiz.
Bu noktada toplu pazarlıklar sırasında özellikle kamu görevlilerinin temsil edilmesi konusunda, sendikalar arasında ayrımcılık
doğuracak bir uygulama kabul edilemez. Hazırlanacak düzenlemede kamu görevlilerinin mümkün olan en geniş şekliyle
temsilinin sağlanması gerekmektedir.

Ayrıca örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan sendikalara üye olamayacak kamu görevlilerinin
kapsamının daraltılması, özellikle askeriyede 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak çalışan sivil memurların sendikal
yasaklarının kaldırılması elzemdir. Buna paralel olarak hali hazırda 11 olan hizmet kolu sayısının korunarak, hizmet koluna
dâhil edilecek personelin yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
Toplu pazarlıklar esnasında
kamu işveren temsilcilerinin, pazarlıkların yöneticisi olarak değil, memur temsilcileri ile eşit statüde olduğunun mutlak surette
vurgulanması bir zorunluluktur. Kamu görevlilerinin birçok sorunu işyeri bazında çözüme kavuşturulabilecek, uygulama
sorunlarından kaynaklanan sorunlardır. İşyeri ile ilgili sorunların çözümü için oluşturulan Kurum İdari Kurul kararlarının işlevsiz
kalması, memurların birçok sorununun çözümsüz kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle Kurum İdari Kurul kararlarının etkin bir
şekilde uygulanabileceği bir yapının kurulması gereklidir. Bilindiği gibi bugüne kadar yapılan toplu görüşmelerin tıkanmasının
en önemli sebebi, hükümetin kanuna aykırı bir şekilde mutabakat metinlerine uymaması, imza altına alınan konuların hayata
geçirilmemesi olmuştur. Bu durum, hükümetin güvenilirliğinin sorgulanmasına, memurlarımızın hükümete tepki göstermesine
yol açmıştır. Yapılacak düzenlemede toplu sözleşme hükümlerinin uygulanması ile ilgili hükümetlere yönelik bir yaptırım
konulmaması durumunda yeni uygulamanın, eskisinden bir farkı kalmayacaktır.

Türkiye Kamu-Sen olarak, toplu sözleşme hakkı ile ilgili özellikle üzerinde durduğumuz bir başka nokta ise Kamu
Görevlileri Hakem Kurulu’nun oluşumu ile ilgilidir.

ILO’nun 151. sayılı sözleşmesinin 8. maddesi, toplu pazarlık esnasında uzlaşma sağlanamaması durumunda uzlaştırma
kurulu, hakem, arabulucu gibi araçların kullanılmasını önermektedir. Ancak uzlaştırma mekanizmasının mutlak surette tarafsız,
bağımsız ve bağlantısız olması gerektiği üzerinde ısrarla durulmaktadır. Dolayısı ile anlaşmazlıkları karara bağlayacak olan
kurulun oluşumu, bizler açısından hayati bir önem taşımaktadır. Bu noktada kurulun tarafsızlığı, toplu pazarlıklarda herhangi bir
kesimi temsilen yer almayan kimselerin vereceği kararlar doğrultusunda sağlanabilir. Kurulda her iki taraf temsilcilerinin karar
verici konumunda bulunması, toplu pazarlıklarda yaşanan uzlaşmazlığın kurula da aynı şekilde yansımasına neden olacak ve
kurulun tarafsızlığına gölge düşürecek bir etken olarak karşımıza çıkacaktır.

Nitekim Asgari Ücret Tespit Komisyonunda da taraflar temsil edilmekte ancak, alınan hiçbir karar çalışanlarımızı tatmin
etmemekte, asgari ücret artışlarının objektif ölçütler doğrultusunda yapıldığına kimse inanmamaktadır. Bu nedenle tarafsız bir
kurul için mutlak surette toplu pazarlık heyeti dışından, bağımsız, bağlantısız ve tarafsız olabilecek bir heyet oluşturulmalıdır.

Demokratik bir toplumun en temel özelliklerinden biri de vatandaşlarına siyasete katılma, seçme ve seçilme özgürlüğü
tanımasıdır. Ülkemizin en eğitimli kesiminden biri olan kamu görevlilerinin siyasete yapacakları katkı da son derece önemlidir.
Oysa daha demokratik bir sistem getireceğini iddia eden siyasi irade, kamu görevlilerinin siyasete katılma, siyasi partilere üye
olma gibi en demokratik hakkını dahi vermemiş, yaklaşık 2,5 milyon kişilik eğitimli, tecrübeli ve birikimli kesimi siyasetin
dışında tutmayı yeğlemiştir. Kaldı ki, ülke içinde bir grubun siyaseten yasaklanması, en ilkel demokrasi anlayışıyla dahi
bağdaşmayan bir tutum olmuştur.

Bütün bu çekincelerimizin yanında asıl üzerinde durulması gereken konu; grevsiz toplu sözleşme hakkının uluslar arası
sözleşmelere ve yerel ve uluslar arası yargı organlarının verdiği kararlara aykırı olmasıdır. Ortada birçok yargı kararı varken,
daha 1 yıl önce, 25 Kasım 2009’da ülkemizde milyonlarca kamu görevlisi bir günlük iş bırakma eylemi yapmış ve hukuken
hiçbir yaptırıma tabi tutulamamışken, yargının bu kararlarını yok sayan bir Anayasa değişikliği, başka bir kaosu çağırmaktadır.
Son olarak Danıştay 12. Dairesi, 9 Şubat 2009 tarih, 2004/4643 Esas, 2005/313 No.lu; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 21
Nisan 2009 tarihli kararları ile memurların grev yapmaları nedeniyle herhangi bir hukuki işleme tabi tutulamayacağını karara
bağlamıştır. Dolayısı ile hem yargı kararlarıyla hem evrensel sözleşmeler yoluyla hem de fiili uygulamayla sabit bir hak haline
gelmiş olan grev hakkının, kanunlarla yasaklanması kabul edilemez. Memurların toplu sözleşme ve örgütlenme hakkı ile
ilgili olarak saydığımız ölçütler Türkiye Kamu-Sen olarak, olmazsa olmazımız; kırmızı çizgilerimizdir. Bu noktada kırmızı
çizgilerimizi çiğnetmemeye kararlı olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Memurlarımız açısından son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir süreç içinde bulunmaktayız. Hükümetin bugüne
kadarki uygulamalarına baktığımızda, bundan sonra yapacakları ile ilgili şüphelerimiz daha da artmaktadır. Bu nedenle
memurlarımız tetikte olmalı, haklarını geriletecek uygulamalara mahal vermemelidir. Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımız
üzerinden kirli oyunlara girişilmesine, bir hak verilirken başka bir hakkının elinden alınmasına asla izin vermeyeceğiz. Gerek
çıkarılmak istenilen torba kanunla gerekse yakında gündeme gelecek olan toplu sözleşme ile ilgili düzenlemelerde kamu
görevlilerimizi memnun edecek gerçek düzenlemelerin hayata geçmesi için var gücümüzle mücadele edeceğiz. Bu doğrultuda
kamuoyunun ve memurlarımızın bizlere vereceği destek bizleri bu yolda daha güçlü kılacaktır diyor; hepinize saygılar
sunuyorum.

Ahmet DOĞRUYOL

TÜRKİYE KAMU-SEN İZMİR İL TEMSİLCİSİ

09.12.2010

Hakkında senDİKalı

İlginizi Çekebilir

İsmail Koncuk: KİMSEDEN KORKMAYIN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Sekreter Musa Akkaş ve Genel …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir