ÜNİVERSİTELERİMİZİN ÜZERİNDE DOLAŞAN HAYALET YÖK
ÖĞRENCİLERİ MÜŞTERİ OLARAK GÖREN ZİHNİYET, REKTÖRLERİ DE İŞLETMECİLER ARASINDAN SEÇMEK İSTEMEKTEDİR!
YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan, rektör atamalarına dair yaptığı açıklama ile AKP’nin “piyasacı” ve “demokrat” zihniyetini bir kez daha göstermiştir. Özcan yaptığı açıklamada: “Türkiye’de rektörler illa profesör olacak diye bir şey var. Bu inanç yıkılmıyor. Akademi dışından bir insanın rektör olacağına kimse inanmıyor. Sanılıyor ki akademiden gelirse bir hikmet var. İşletme özellikleri olan bir insan gelse daha iyi idare edebilir. ABD’de birçok dünya ülkesinde bu iş böyle yürüyor.” cümlelerini sarf ederek aslında her şeyi özetlemektedir.
Özcan, rektörlerin seçim ve atanma usullerinin üniversiteyi böldüğünü ifade edip eleştirmektedir. Bu süreci daha demokratik bir hale kavuşturmak için sanayi odası içerisinden, belediye başkanları arasından ya da sivil toplum örgütleri bünyesindeki kişilerden birer kişinin katılımıyla oluşan bir seçici kurul aracılığıyla, işletmeci özellikleri olan insanların rektör olarak önerilip YÖK tarafından onay verilmesinin, işleri yoluna koyacağını ifade etmektedir.
Rektörlerin sadece profesörlerden oluşması karşısında, işletmecileri rektör yapmayı hedefleyen bir zihniyet aynı zamanda üniversite bünyesinde yönetici niteliklerine haiz bireylerin olmadığını da örtülü bir şekilde ifade etmektedir. Üniversite bileşenlerinin katılımı ve eşit oy hakkıyla her üniversitenin kendi yöneticilerini seçebilmeleri önündeki engellerin kaldırılması yerine, işletmeci kişilerin rektör yapılabilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasının amaçlanması nasıl bir zihniyetin üniversiteler üzerinde iktidar olduğunu göstermektedir. Üniversitelerin üzerinde dolaşan “hayalet”, YÖK’ün ve bu zihniyetin tam da kendisidir.
Demokratik, özerk ve bilimsel üniversite önündeki en büyük engel de yine bu zihniyetin maşası olan YÖK’tür Üniversitelerin, birer anonim şirket haline dönüştürülerek “kalite” düzeylerinin akreditasyon denetimi üzerinden artırmak istenmesi, Özcan’ın üniversite algısını açıkça ortaya koymaktadır. Üniversite öğrencilerini, akademisyenleri “Öğrenci Olayları Formu” ile fişleyen bir zihniyetin, üniversite yönetimlerini dışardan getirilen işletmecilerle oluşturma çabası, Özcan’ın, kamu hukukunun felsefi temellerinden haberdar olmak bir tarafa ne kadar kamu yöneticisi niteliğini taşıdığı kuşkusunu da beraberinde getirmektedir. Öğrencileri müşteri olarak gören bir zihniyetin, üniversite yönetiminde işletmeci özelliklerine sahip kişileri görmek istemesi, üniversiteleri “kalite” derdine düşmesi gereken birer şirket olarak algılamasının bir sonucudur.
Topluma ve insanlığa karşı sorumlu, özerk-bilimsel-laik ve demokratik bir üniversite talebinin gerçekleşmesi için siyasi iktidarların maşası olan YÖK’ün kaldırılması gerekmektedir. Siyasi iktidarların üniversiteler üzerindeki hegemonyasını koruyan ve geliştiren YÖK ve bu yapıyı devam ettirecek her türlü politika ile üniversitelerin daha demokratik bir hale getirilmesi imkânsızdır. Eğitim Sen olarak, üniversitelerin bütün bileşenleri ile birlikte özgür, eşit ve demokratik bir Türkiye, özerk-demokratik, bilimsel ve kamusal bir üniversite için bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Göksel Rıza ÖZKAN
Niğde Eğitim Sen Başkanı
KESK Niğde Dönem Sözcüsü
